23 Ocak 2009

Zaman nedir?....


The Passage of Time
Originally uploaded by ToniVC
Dünya hareket ediyor, gün oluyor, gece oluyor, ay oluyor, yıl oluyor, "zaman" oluyor...
Atomun etrafındaki elektronlar hareket ediyor, "madde" oluyor..
Ve biz de hareket ediyoruz. İlk hareketimiz daha sadece bir hücreden ibaretken oluyor...
Dünyaya gelişimiz, maddeye bürünüşümüzle oluyor..
Ruh, maddeye büründüğünde bizim için "zaman" kavramı ortaya çıkıyor..İşte zaman, aslında "Tahavvülat-ı zerrat" ile yani;
maddenin özündeki o atomların dönüşü, o zerrelerin hareketiyle oluyor..
Biz de şu kainatta cismen ancak bierr zerreyiz ve bizim "zamanımız" da bizim harekatımız ile oluyor...
Küçümsediğimiz günlük hayatımız, çabuk ve hızla geçtiğini ifade ettiğimiz "zaman" aslında hem küçük, hem büyük..Hem hızlı, hem de bütünüyle düşününce bir tiyatro sahnesinde bir perde, bir oyunun sergilenişi gibi..Her kelimesi, dekoru, harekatı önemli..
Önemli ve hayatın -tabiri caizse- tek perdelik oyunun şeklini belirleyip sonsuzluğa "mahdut-sınırlı" bir imza atan..Sonsuz varlığını da o imza ile kazanacak olan zerrelerin hareketi işte "zaman" !...

Sınırsızlıktan gelip sonsuzluğa uzanan "dünyanın dışındaki" var oluş, bize sınırlı ve sayılabilir bir zamanda tanıttırılıyor..
Bu mahdutluktan, sonsuz bir semere, sonsuz bir rütbe alalım da, bu harekatımız bizler için bir terhis yeri olsun diye..Herkes sonsuzlukta gideceği yeri bu imtihan sahasında belirlesin diye..

Şu mahdut gözlerimiz, Rabbin "sınırsız" görmesini, şu mahdut-sınırlı zihnimiz, Yaratanın "sınırsız" bilgisini fark etsin ve bizde yerleştirilmiş olan nice sıfatın Yaratıcı'da nasıl olacağını hayal ettirsin, tanıttırsın, sevdirsin diye...
Çünkü her şey zıddı ile tanınırken -misal; siyah-beyazı, acı-tatlıyı, gece-gündüzü bildirdiği gibi - Rabbin zıddı olmadığından, ancak kıyas edilerek tanınabilirdi.
Azı görüp, çoğu düşünerek...
Yani acı çeken birine içi ürperdiğinde merhametin bir "zerre"sini tanıyan kalp, "Merhametlilire Merhametlisi"nin merhametinden ancak zerre kadar bir numune taşıdığını düşünse, şu mahdut hayatınında, hızla akıp giden zamanda, O'nu c.c. bir zerre olsun tanıyabilir..

İşte zaman, biz bir hücre iken bize ait oldu..
Ve bedenimizi yeryüzünde bırakıp öldüğümüzde zaman bizim için bitecek...
Yani sınırlı bir zamandan, "zamansızlığa" yolcu olacağız...
Yolculuğumuzu da dünyadaki "harekat"ımız belirleyecek aslında..

Mahdutluğumuza "Mahbubiyet" sığdırıp, sonsuza muhabbetle erişmek dileğiyle..
"Harekatımız" bereketli olsun efendim....

18 Ocak 2009

?


Greenwich - Question Mark
Originally uploaded by lesather
Zaman nedir?...

Zamanı farklı bir tanımlamayla düşünmeden önce siz değerli okurların düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum..

Zaman nedir?....

13 Ocak 2009


Artık Filistin hakkında bir şeyler yazmak o kadar zor ki..Çünkü zulüm arttıkça kelimeler kifayetsiz kalıyor..Hele bugün fosfor bombaları hakkında duyduklarım..Dehşete düşürdü beni.
Ama iyi bir haber vardı; benimle birlikte yeni göreve başlayan bir arkadaşım, telefonda "Filistin için ne yapacağız?..Bağış yapabileceğimiz bir yer var mı?..Maaşımız yatacak ya..dedi"..Çok mutlu oldum..İlk maaş, ilk yardımı olacak ve inşallah daha nice yardımları olur..
Paylaşmanın zorlaştığı bu devirde, arkadaşımı gönülden tebrik ediyor, ve herkese teşvik olmasını diliyorum. Aşağıda da güvenli yardım gönderebileceğimiz iki derneğin bannerlarını ekliyorum.

07 Ocak 2009

Hayatımda ne çok yenilik oldu,

yeni evliyim,

yeni asistan oldum,

yeni bir hastaneye başladım,

yeni bir semtte oturuyorum artık

yani yeni bir hayat,

ya da üç beş yazı önce değindiğim gibi,

aynı hayat, ama farklı desen ve dekorlar,

ve artık tek kişi değil

sevgili eşimle, yanyana..




06 Ocak 2009

Uzak...


Brilliant
Originally uploaded by ~jjjohn~
UZAK... ÇOK uzakta bir yerde, bir savaş olduğunda, birileri hayatını, birileri evlatlarını kaybederken, onların uzağında birileri de açar ellerini ve dua eder usulca.. bazen süzülen yaşlarla..
Hep, mesafe yakınlaştıkça şiddeti ve iştiyakı artar duaların..
Savaş Filistin'de değil de, güneydoğuda olmuş olsa örneğin; duanın, acının ve korkunun şiddeti artar...Savaş ilerlese içerilere doğru, iç anadoluda olsa mesela, yürekler çatlarcasına arttırır duayı..
Ve, bulunduğu şehirde patlasa bombalar insanların, dualar feryada döner, haykırırcasına ister insanlar Rablerinden isteyeceklerini...
Sonra savaş bir yakınlarına dokunsa; dua, günde bir saatten, yirmi dört saate kadar kaplar hayatlarını..
Ve savaş, kendilerine dokunsa, kim bilir ne acılar dağlanır yüreklerinde..Neye dönüşür feryatları, nasıl olur duaları, nasıl olur yaşamları...

İşte, zarar yakınlaştıkça insana, kalpte heyecan, kalpte yakarış, kalpte acı artıyor..
Uzaklarda olduğunda, yine yürekleri "cız" ettirse bile, öylece uçup gidiyor zaman içinde..

Ve ölüm, uzak olduğunda insana, korku da uzak, yakarış da, kulluk da, hesap kaygısı da..
Ama ölümcül bir hastalığa yakalandığında, ölümün yakınlaştığını hissettiğinde, korku artıyor, yakarış, kulluk ve hesap kaygısı artıyor..
"Ölümden dönme" tabiriyle, bir kaza atlatanlar, yahut, patlayan bir binada olmuş olmaktan kurtulanlar, ölümün teğet geçtiğini hissedenler, yine bir nebze korkuyor..bir nebze "yakarıyor"..Yaratıcısına biraz olsun daha yakın münacatlarda bulunuyor..

Ama sahil-i selamette emanet içinde yaşarken insan,
tüm bu ihtimalleri siliyor zihninden ve hayatından..
Ve uzak oluyor hepsi, uzak...
Dokunmayacak, gelmeyecek kadar uzak..
Bitmeyecek kadar uzun bir ömür..
Bitmeyecek kadar "sağlam" bir emniyet..
Hiç savaşı tatmayacakmışçasına büyük bir güven,
Hiç ölmeyecekmiş gibi, dünyayla can ciğer..

Bunun için.. Allah'ın elçisi'nin s.a.v hatırlatması ile
"Lezzetleri acılaştıran ölüm"ü sık sık anımsamak gerek..
Acılaştırdığını bile bile lezzetleri, keyifleri, tatlı sohbetleri ve eğlenceleri,
sık sık, hatırlamak gerek..
Çünkü ölüm meleği geldiğinde bir kaçış olmayacak..

Çünkü o "uzak"lar bir gün, yakın, ama çok yakın olacak..
Her canlı ölümü tadacak..
Geriye sadece, bırakılan yad-ı cemiller kalacak..
Sadece, Yaratıcımızın rızasını gözeterek yaptıklarımız..

Hiçbir günün garantisi yok..
Hiçbir bedenin,
Hiçbir toprağın,
Hiçbir ülkenin...

Öyleyse henüz ölmemişken
Ülkemizin su ve elektirik şebekeleri bombalanmamışken,
Yaratıcımızın "razı" olacağı şekilde yaşamak neden bu kadar uzak?...

"Ey insan, nedir seni Rabbinden uzaklaştıran?..." (İnfitar suresi)
Bu hitap, bu kadar yakınken,
Neden "zor" geliyor Yaratıcımızın kurallarına uymak..
Ve bir genci namaz kılarken gördüğünde "Maşallah" diyen teyzeler
Neden şaşırıyorlar "Allah'ın kurallarına uymaya çalışan" birini gördüklerinde de, neden kimse şaşırmıyor, namaz kılınmadığına?..
Hem de emir bu kadar açıkken Kur'an'da,
Hem de dinin direğiyken,
Hem de tüm ibadetlerin ve hayatın özü, anlamı iken..
..
Neydi uzaklaştıran Yaratan'ın kullarını Yaratan'dan...
.....

Çünkü..uzak..çok uzak düştük O'nun hitabına, O'nun kitabına...
Gündemimizi basit ve önemsiz şeyler öylesine kapladı ki,
Yer kalmadı tüm bunlara..
...
Yaratıcımız, aslında "uzak" olmayan,
ama "uzakta" görülen kardeşlerimizin
ve yakın,
en yakındaki bizlerin yardımcısı olsun...
Amin....

Rabia Nazik Kaya

http://1111.karakalem.net

05 Ocak 2009

Hastane yeniden..

Evet, aylar sonra, altı yıldır gelip gittiğim hastanenin önünden teğet geçerek, yeni hastaneme doğru yol aldım bu sabah...
Aylardır hastane kokusundan ve dokusundan uzak olduğum için unutmuştum bu koridorları..Bu acıları, bu hayatları..
Çok şükür canım dostum Sümeyyem ile aynı hastanede başladık ki, bu yeni koridorlarda, sıcak bir dost gülüşü sayesinde yalnız hissetmedim kendimi.
Biz belgeler için ordan oraya koştururken, bir doktor ve bir personel de sedyedeki son dönem bir hastayı koşturuyorlardı..
Onu görünce canlandı anılar..Hastalar..ve ölüm..
Sonra kapılarda ağlayanlar..
Mahkum hastalar, daha önce hiç görmediğim..
Yani yeniden hastane koridorları..

Dilerim hayırlı olur hepimizin..
Rabbim hepimizi hastalıklardan korusun,
Hastalara şifa versin,
Bizleri de şifaya vesile eylesin inşallah...

01 Ocak 2009

40 sn'de bir yıllık seyr-ü seyelan..
1 yılda halden hale giren ağaçlar ve dünya..
1 yılda dört farklı mevsim, dört farklı güzellik..
Ne mutlu ki değişiyor mevsimler..Hep aynı olsa nasıl olurdu?..
Çok şükür, çok güzel...


One year in 40 seconds from Eirik Solheim on Vimeo.

Paylaşan: Tarık Börekçi