05 Aralık 2006
03 Aralık 2006
Ya Musavvir
Bizleri de senin ahlakınla, sana kul olabilmenin güzelliği ile şekillendir !..
Her nesnede ayrı bir güzellik, ayrı bir sanat ve ahenk ..
Ayrı bir renk ..
Renklerin de güzelliklerin de hakkını verebilmek nasip olsun inşallah bizlere..
bu fotoğrafı çekip paylaşan bhary'ye teşekkürler ile.
30 Kasım 2006
Hayvanlara Dua
Allahım!
Yolunu bulamayan karıncalara yolunu göster
Kozasından çıkamayan kelebeklere yardım et Allahım
Ters çevrilmiş kaplumbağaları düze çevir
Annesini kaybetmiş ve arayan kuzucuklara annesini göster
Allahım bi de ,dişlerini fırçalayamayan fillere yardım et Allahım..
Aamin !.
Minik Dualar Grubu
fotoğraf:darwinthebeagle
Kahlil Gibran
28 Kasım 2006
Sıkıntılar
Sıkıntılar olmasa, olmazdı nice sanatlı eser..
Emekler olmasa, pişmezdi yemekler..
Zahmetler olmasa, gelmezdi rahmet..
Yağmasa yağmurlar, büyümezdi başaklar..
Ne varsa başımızda, neyse sıkıntı gibi görünen, bir ferah kapısının alâmetidir..
Alâmetidir kabukların çatlaması, yeni yetişen filizlerin..
Kendini boşlukta hissetmek, dopdolu şu dünyada, bir dolu telâşenin içinde bulmaktır kendini..
Kendini çok yoğun ve sıkıntıda hissetmek, bütün o enerjilerin sarf edileceği bir noktaya taşımaktadır insanı..
Çabadır, sancıdır, acziyetle uğraşmadır emekler..Acz ile, Kadir-i Hakim’e yönelmektir..
Her ne sıkıntımız var ise, vardır sebeb-i hikmeti..
Her neredeysek oradadır ebediyet anahtarları..
Çevremizi zırh gibi sardığını hissettiğimiz sıkıntılı durumlar içerisinden seslenirken hayata, acz ile Rahman’a yönelten bu sıkıntılara şükretmeli, dünyevi mahpushanelerden uhrevi hürriyet seyrine doğru ilerleyen bir sırat-ı müstakimi talep etmeli..
Sıkıntılarla sıkıldığımızda feraha erecek olan halet-i ruhiyemizi Basıt olan Rahman’a teslim etmeli..
Kalbleri evirip çeviren Rabb’e kalblerimizi teslim etmeli..
aşk-ı beka
fotoğraf: icedance
24 Kasım 2006
23 Kasım 2006
Çıpa
Geçtiğimiz hafta sonlarında Yakaza ED'nin Kendi Kaynaklarımızla NLP programına katıldım. Benim için çok verimli, çok istifadeli saatlerdi. Herkese tavsiye ediyorum! !
Uluslararası NLP ilkelerinin Kendi Kaynaklarımız (Kur'an, Hadis ve Alimlerin eserleri) ışığında incelenerek yeni bir bakış açısıyla sunulduğu bu program her birey için faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Sayfada, eğitimin ilgimi çeken cümlelerini paylaşmaya çalışacağım.Dilerim sizler için faydalı bir kaç cümle paylaşabilirim :)
Bunlardan ilki "Çıpa" (Çapa-Anchor-Anker)
Her davranışımızın kaynağı farklıdır. Kaynağı "çevre" olanlar görsel işitsel ve duygusal olarak üçe ayrılabilir. Çevreden gelen bu tetikleyicilerle otomatik davranışlar geliştiririz.
Örneğin hiç aç değilken sevdiğimiz bir yiyeceğin önümüze getirilmesi bizde iştah uyandırır, İstiklal Marşı bizi duygulandırır, ağlayan bir çocuk bizi hüzünlendirir.
Otomatik olarak bir duyguyu çağrıştıran tetikleyicilere NLP'de "çıpa"deniyormuş.
Biz insanlar da, her birimiz özel bir çıpayız.
Biri bizi gördüğünde onda bazı duygular çağrıştırırız..
Yıllar süren birliktelikler sonucu biz karşıdaki insanın zihninde bir çıpa oluştururuz. Bu çıpalar bazen beş bazen yirmi beş yılda gelişmiş olabilir ve değiştirmeleri çok güçtür..
Örneğin anne ve baba sürekli kavga ediyor ve çocuklar yıllarca bunu izliyorlarsa, çocukların göğsünde anne ve baba "korku" ile eşleşir. Yıllar sonra bile çocuk, babasının sesini işittiğinde korku hisseder.
Anne baba sonradan sonraya davranışlarını değiştirseler bile çocuk babaya coşkuyla sarılamamaktadır..Ne acı !
İşte bizler de, insanların görüşünde birer çıpayızdır..Bir düşünelim, nasıl bir çıpayız biz?..Sesimizi duyduğunda insanlara neler çağrıştırıyoruz?..
Çok sevdiğim bir arkadaşım vardır, onu görünce, aklımda "namaz" canlanır, ne mutlu ona ki, zihnimizde bir "namaz" çıpası uyandırmış.
Bir başka arkadaşımı görünce ya da ismini işitince aklıma tutulan nafile oruçlar geliyor. Yaz günleri dahil nafile pazartesi perşembe oruçlarını aksatmayan bu arkadaşım için ne büyük saadet ki, "oruç" çıpası uyandırmış..
Başka bir insan da mesela bir kimseye karşı sürekli olmasını istediği bir şey için ısrar edip duruyordur ve karşıdakinde "ısrar" çıpası uyandırmıştır. O insanın ismini duymak bile insanın yüreğine sıkıntı verip bunaltabilir. Düşünün ki bir insanın ismini işittiğinizde içinizde bir daralma hissediyorsunuz..Bunun nedeni işte yıllarla oluşan "ısrar" çıpasından kaynaklanıyordur...
Bunların yanında, "öfke" çıpası uyandıranlar da yok değil tabii..Daha pek çok şeyler..NLP tekniklerinin ileri basamaklarında yıllanmış çıpaların sabırla yıkılabildiği yöntemler var. Bunun için bir NLP uzmanından yardım almak gerekiyor..
Şimdi bu "Çıpa"lar içinde en çok dikkatimi çeken şeyi söylemeliyim ki: Allah dostu öyle kimsedir ki, onu gördüğünüzde Allah'ı hatırlatır..
O insan, Allah'ın çıpası olmuştur..
Ne mutlu !....
Ve Allah'ın en çok sevdiği kulu, Peygamberimizi s.a.v hatırlatan insan da ne mutlu !...
Rabbimizin yüceliğinini, sanatının, esmasının tecelligahı olması beklenen insan için daha güzel bir çıpa tasavvur edilemez..
Efendim, henüz oluşmamış çıpalarımızı bu düşünceyle belki daha sağlam bir temelle geliştirebiliriz..
Diğer insanlar üzerindeki çıpalarımızı hayal edip, yaptığımız yanlışların farkına varabiliriz..
Şimdilik bu kadar..Sevgiyle, huzurla, sağlıcakla kalın !...
18 Kasım 2006
walk a timeless warning""
Bazen yalnız bazen kalabalıkla, ilerliyoruz..
İstikamet belli..
Zaman geçiyor, bu da aşikar..
Ancak yine de, ah ki yine de..
Gaflet var ey dostlar, gaflet var...
fotoğraf:Prasangam
flickr photoshare
16 Kasım 2006
Yusuf İslam'ın yeni ve mükemmel şarkısı..I go where true love goes..Heaven !The moment you walked inside my door I knew that I need not look no more, I've seen many other souls before - ah but, Heaven must've programmed you The moment you fell inside my dreams I realized all I had not seen, I've seen many other souls before - ah but, Heaven must've programmed you. Oh will you? Will you? Will you? I go where True Love goes, I go where True Love goes I go where True Love goes, I go where True Love goes And if you walk along and if you lose your way, don't forget the one who gave you this today Follow True Love, follow True Love, Follow True Love, follow True Love Oh will you? Will you? Will you? I go where True Love goes, I go where True Love goes I go where True Love goes, I go where True Love goes And if a storm should come and if you face away, that may be the chance for you to be safe And if you make it through the trouble and the pain, that may be the time for you to know his name The moment you walked inside my door I knew that I need not look no more, I've seen many other souls before - ah but, Heaven must've programmed you The moment you fell inside my dreams I realized all I had not seen, I've seen many other souls before - ah but, Heaven must've programmed you. The moment you said "I will" I knew that this love was real, and that my faith was seen - oh Heaven must’ve programmed you The moment I looked into your eyes I knew that they told no lies, there would be no good byes - Ah 'cause Heaven must've programmed you I go where True Love goes, I go where True Love goes I go where True Love goes, I go where True Love goes
14 Kasım 2006
13 Kasım 2006
12 Kasım 2006
Davul
aynı bedende geçirdiğimiz bir ömürden kaynaklanan "uyuşuklukla" seyrederiz ölümsüz hayatımızın sahne arkasını.
yaşadığımız her saniye,
kendimizle geçirdiğimiz fırtına dolu her an,
sabahın erken saatlerinde kapımızın önünden geçen çöp kamyonunun gürültüsüyle uyanmamız,
beklenmedik olarak tanımladığımız olaylarda nasıl tepki vereceğimizi hesaplamamız,
her sabah;aslında görülmesi gereken pek çok hikmeti bulunan fakat kıyısıyla köşesiyle ilgilenmeyip "şöyle bir bakmakla" yetindiğimiz okulumuza gitmek için kaldırılmamız.
bunların tümü,
aslında bize kendimizi anlatan coşkulu bir senfoniyken,
nedense hepimizde "yoğun bir uykunun,hatta baygınlığın" aracısı bir "ninni" etkisi yapıyor.
gözlerimiz, kalıcı bir pitozun etkisiyle çarpılmış kapaklarının ardında perdelenmiş.
kadim nosiseptörümüz "vicdan",
tonik bir şekilde sürekli hayatın bir "reklamlar dizesi" olmadığını,
reklam arası sandığımız dakikaların aslında hasılat rekoru kırması gereken filmin ta kendisi olduğunu bize pulslu bir şekilde "dürterek" hatırlatırken,
biz,
vehimlerimizle kendimizi zehirlemeyi,içimizdeki ayıraçla baş başa kalmaya tercih ediyoruz.
"bum."
"bum."
"şu saniyenin bir anlamı var."
"bum."
"önünden geçen adamın ne kadar çok ayrıntısı var."
"bum."
"adım atarken kaç kasının senkronize bir şekilde çalışması gerektiğini düşün."
"bum."
"kaos sandığın şeyin aslında "sana karmaşık gelen" bir düzeni var."
"bum."
"temellendirmelerin seni bekliyor."
"hayır,bu sana yakışmıyor.önceliklerin nerede senin?"
"bum."
"bu istediğin,yapman gereken mi?"
"bum."
"ana önem vermeden harcadığın bu an,senden kaç "an"ı götürüyor?"
davulun sesi hep uzaktan hoş geliyor.
hep kendi davulumuzu başkalarına duyurmaya çalışırken,
kalbimizin tam ortasında gümbürdeyen hakikate kulaklarımızı tıkıyoruz.
sahnenin figüranları saydığımız toplumun diğer fertlerini göz ardı edip duruyoruz.
ya kaçıyoruz onlardan,
ya da beklentilerimize cevap vermediğini sandığımızdan bizi uyutmalarını bekliyoruz.
"bum."
"sana hakaret eden adamın gözlerinin içine bak."
"bum."
"onun varlığı gereksiz değil,sadece olmaman gerekeni gösteren biri."
"bum."
"oku ibreti.kaldır başını göklere;ara,var mı eksikliği?"
"bum."
"eşsiz olan sadece sen değilsin.bir solucan bile senden daha eşsiz."
"bum."
"uyan artık."
koyalım kalbimize steteskopları,
ister apex cordise,ister sternum üstüne,
nereye istersen,
kendimizin gerçeği tokmağıyla "içimizde."
her birimiz diğerinden farklı,
ama hiçbirimiz, birimiz için bile gereksiz değil.
anın anlamı,öteki anların harmanında saklı,
ve hiçbir an,bir diğerinin mahkumu değil.
"bum."
Yazan: hattat
Fotoğraf: 3blindmice
09 Kasım 2006
Uçmak..ve "V" olmak...
Kuşlar uzaklardan görününce..Kanatları böyle yakından belirince..
Kuş olmak isteriz biz de..Uçmak..Sıyrılıp kaçmak beden mahpusluğundan...
Rüzgar esince..Kuşlar kendini rüzgara bırakınca..
Bırakmak isteriz biz de..Gelip giden zamanın akışına kendimizi..
Kuşlar..rüzgara karşı da, rüzgarla da uçarlar..
Ama en güzeli..Rüzgardan bir yol yaparlar kendilerine, derelerin yatakları gibi..Birlikte yaparlar bu yolu..Bir "V" harfi şeklinde dizilirler..
Birliğin doğurduğu kuvveti sergilerler..
Toplu halde uçmak güç demektir..Birbirinden güç almak, ah ne güzeldir..
Toplumumuzda, V şeklinde kuş sürüleri artsa, gökyüzünde olduğu gibi..S şeklinde kıvırılıp birbirinden uzaklaşmasa kuşlar..
alfabemizde bile bulunmayan X harfi gibi çarpıklaşmasa..
O harfi gibi dönüp durmasa aynı yerde..
Biz de uçsak keşke..
Biz de, özgürlüğü, iliklerimize kadar hissetsek..
Güneşe kanatlarımızı verip, süzülsek böylece..
aşk-ı beka..
9 kasım 06
fotoğraf: pashazade/ist
flickr photo share
07 Kasım 2006
Doğru yol
Yolun kenarlarında kapılar ve kapılar üzerinde örtüler var. 1
Bazen sesler geliyor kapılardan, bazen, örtüler merak sebebi oluyor, merak, kapıları açmaya sebep oluyor..
Merak ve arzu kapıları var kenarlarda..Doğru yol, iniş ve çıkışlı da olsa, “doğru”..Ama merakla örtüleri açılan kapıların çıktığı yol doğru yoldan uzaklaştırıyor..
Arzular ve şeytanın verdiği vesveseler ilerletici faktör oluyor..
Bu tali yollar, kimi zaman “alternatif” kimi zaman “kaçış” kimi zaman ise “inkar” ismini alıyor..
Yollar, ana yoldan sağa sola saparken, doğru yola her dem bir açık kapı bulunuyor, geri dönülmez değil hiçbir sapa yol..
Çeşitleri var doğru yoldan sapmaların..Hissedilen, hissettirilen, hissedilmeyen, hissettirilmeyen..
Şerri süslü paketlerle sunup, hayrı demode gösterenler, doğru yoldan uzaklaştırıyor insanları..Hissettirmeden çoğu zaman..
Bizleri hidayet üzere olmaktan uzaklaştırıp, dalalete yakınlaştırmak isteyenler var.
05 Kasım 2006
Dedicated to the innocent children of Beslan
Every day I see the same headlines
Crimes committed in the name of the divine
People committing atrocities in his name
They murder and kidnap with no shame
But did he teach hatred, violence, or bloodshed?
No... Oh No
He taught us about human brotherhood
And against prejudice he firmly stood
He loved children, their hands he’d hold
And taught his followers to respect the old
So would he allow the murder of an innocent child? Oh No...
Muhammad ya rasulallah
Muhammad ya habiballah
Muhammad ya khalilallahMuhammad
Muhammad ya rasulallah
Muhammad ya shafi’allah
Muhammad ya bashirallahYa rasulallah
Muhammad the light of my eyes
About you they spread many lies
If only they came to realise
Bloodshed you despise
02 Kasım 2006
seyr-ü seyelân
Fotoğraf ve yazı: Elif Ayşe..
Yorum yapamayacak kadar heyecanlanmış durumdayım..Rabbim arkadaşımızın umresini kabul eylesin, tekrarını nasip eylesin. En kısa zamanda bizlere de nasip eylesin inşallah!.....
İkindi Bulutları..
Bulutlar gibi dağılsın gitsin sıkıntılarımız, yorgunluklarımız, telaşlarımız..
İkindimiz mubarek olsun..
Fotoğraf:aşk-ı beka
2 Kasım 06
ankara
evimin onunde tamda o yaprakalardan dolu. seyredalip kaliyorum. yemyesil gurbuz agaclarin benzi sarardi soldu su gunlerde. sanki direnmekteler yapraklar olume karsi. kopmak ayrilmak istemiyorlar dunyalari olan agaclardan. ama nafile. ne etseler nafile.ne etsek nafile. hergun her an elveda demekte birkaci. agclardan dusup nehrin kucagina, sevkediliyorlar bilinmezlere dogru. fe eyne tezhebuun.. nereye! beni boyle gurbette yapayalniz birakip nereye akmaktasiniz a dostlar diye sesleniyorum, duymuyorlar. belkide onlarda benden medet istemekteler, gurbetligine, yanlizligina teselli ve gamina efkarina ortak olabilmek askina aylardir sana ruzgarla sarkilar soyledik, bulbulleri cezbettik renklerimizle, elele tutup halaylar cektik danslar ettikte bu sebepten boyle takatimiz kesildi, fersiz kaldik, rengimiz sarardi. simdi gun vefa gunudur dostlugu gosterme vaktidir diye sitem etmekteler bana. ama duymuyorum ben. duyamiyorum. sadece matem ve huznle istirak edebiliyorum dostlarim olan yapraklarin yolculuguna."son yolculuklarinda yanliz birakmayayim bari" hissi bu belkide. hem urperiyorum o yapraklarin yerlerinden yurtlarindan ve anneleri olan agclardan koparilis sahnelerinden hem de alamiyorum kendimi o manzaralarin seyrinden. dusen kim? sararip solan kim? ayriliga giriftar olup bu fani dunyadan doyamadan giden kim? felegin pence-i kahrinda toprak olan kim? soyleyin ey yapraklar soyleyin. sizmisiniz yoksa ben mi? soyleyin. kim?
01 Kasım 2006
Leaf in a birdbath
Aheste bir salınışla ya da ani bir kopuşla olabilir bu..
Benzimiz sararır elbet bir gün..
Hem, bu çok kısa bir sürede olur..
Çevredeki ağaçları izliyorum uzun zamandır..
Eylül birden itibaren sonbaharı izleyen bir gözlemci olarak,
son bir haftada yaprakların çok daha hızla sarardığına şahit oldum..
Bir vakti geliyor, ve hepsi sararıyor, sararmak, solmak, dökülecek olmanın alameti..
Zaten sarardıktan kısa süre sonra, bir rüzgarla ya da bir kuşun kanadıyla düşüyorlar yere..
Fotoğrafı çeken ve paylaşan C Ray Dancer'a bu güzel gözlemciliğinden ve an'ı yakalamasından ötürü teşekkürler !...
30 Ekim 2006
On Golden Puddle
Örtüsünü değiştiriyor dünya, örtüsüyle örtünüyor sonbaharın..
Yağmur sularına düşmüş şu yaprakların karıştığı gibi sulara, sonbaharın ılıklığına karışıyor ruhum ve hislerim..
Bir elimde bir yaprak ve bir kalem..Yüreğimde ve aklımda bin bir alem..Yürüyorum..
Kainatın bir parçası olmak ne güzel, ne güzel, "yaratılmış" olmak..
Ne mükemmel bir "yaratıcımız" olduğunu bilmek ne güzel..
Sonbahar, çok güzel..
İyi ki erişti yüreklerimiz böyle bir mevsime daha..
Sevgilerin en güzeliyle,
Selamların en güzeliyle..
Selametle ve dua ile kalın...
Fotoğrafı çekip paylaşan: C Ray Dancer
Flickr photo share
29 Ekim 2006
Auroral*
Auroral*
Originally uploaded by imapix.
(adj.) *Auroral
1. characteristic of the dawn
2. of or relating to the atmospheric phenomenon auroras
Dim Auroral Glow, Lake Taureau, St-Michel-des Saints, Quebec, Canada.
PixQuote:
"When one tugs at a single thing in nature; he finds it attached to the rest of the world."
-John Muir
photograph by: imapix, flickr photo share
This is so true that we can realise it everywhere in universe..One is attached to the other, and all are attached to "One God"...
27 Ekim 2006
Yusuf' u kaybettim Kenan ilinde
Yunus Emre
Dereler, Nehirler ve Denizler
Stream Göksu-Ağva/İstanbul
Originally uploaded by aşk-ı beka.
Nehirler vardır, yağmurla beslenen, derelerle çoğalan..
Ve nehirler, bir yol bulup akmak isterler denizlere..Karışmak, okyanuslara..Bunun için hep meyillidir yatakları nehirlerin akmaya..
Eğimli bir yatak bulamayınca, sular birikir, göl olurlar, yorulurlar bazen, akamamaktan, bataklıklaşmaktan..
Aktıkça akmalıdır nehirler, denizi buluncaya kadar...Denizler de açmalıdır kucaklarını nehirlere, ki bitmesin suları, ki kurumasınlar..
Akar gelir sular, sonra buharlaşırlar, başka sularla karışırlar..Ama bir felaket olmadıkça hiçbir deniz işgal etmez sahilindeki kent ve kasabaları..Nehirler hiç bitmez, denizler taşmaz..Bir dengedir sürer gider..
Derelerin birleşip beslediği Göksu nehri, işte böyle bir iskeleyle süslenmiş tam Karadeniz'e döküldüğü yerde..
Saklı bir bahçe demişler Göksu'ya..Ama bu tarif bile yetmemiş onu anlatmaya..
Göksu, Ağva'da, akmaya devam edecek Karadeniz'e..Nice yolcular gelip seyredecek, niceleri ekmek parası çıkaracak ondan, biz de payımıza düşeni alıp ayrılıyoruz artık oradan..
Bayramın üçüncü gününde, bayramımızı Bayram eyleyen Rabbimize şükür ile...
fotoğraf: Aşk-ı Beka,
Ağva/İstanbul
26 Ekim 2006
Ağva/İstanbul
Sea Side- Ağva/İstanbul
Originally uploaded by aşk-ı beka.
Bayramın üçüncü gününde,
Dalgaların yumuşakça sahile dokunup geri kaçtığı zamanlar..Rüzgarın incitmeden esişi, güneşin sisli havaya rağmen yeryüzüne ulaşan ışıkları, tertemiz bir hava, tam bir Bayram günü..Ardından poyrazın ve yağmurun geleceği hiç belli olmayan zaman dilimleri..
Bayramın bereketi, Rabbimizin ikramı...
20 Ekim 2006
İYİ BAYRAMLAR !..
Sensin her zaman yanımda olan, dar zamanlarımda yüreğimin yankılarini duyan...
Sensin karanlıklar ortasında dolunaylar gibi kalbime doğan..
Sen benden cansın, SEN hayatıma anlamsın..
Geceleri buram buram tüten hıçkırıklarımdan,bütün arayışlarımda,dalgalı bir
denizin ortasında çırpınan ruhumda, Sensin gökkubbemin rengarenk gökkuşağı...
Özüm Sensin, tebessum ettiğimde Sen benim gülümsemensin..
Sen benim yüreğimsin, beni hakiki seven Sensin..
Ellerimin, gözlerimin, yüreğimin mimarı!
Her bir zerrenmin nakışlarında, sanatından bir emareyim..
Gözlerime Nurundan ışıklar vermeseydin, şu kainat tablosunu göremeyecekti
gözlerim..
Sevgiyi kalbime ilham etmeseydin, Seni sevmenin güzelliğini, sonsuz acizliğimle
bilemeyecekti yüreğim..
Gözlerime ağlamak nimetini vermeseydin, gözyaşının kalbimle olan dostluğundan
bi-haber kalacaktı gözlerim..
Her gün güneş olup aydınlattın semaları, karanlıkta bırakmadın umutlarımı..
Ey cömertlerin En cömerti!
Rezzak isminle donattın afakımı,
Settar isminle örttün ayıplarımı,
Tevvab isminle her defasında kabul ettin tevbelerimi...
"Yine Gel"! dedin..
Tekrar geldim, sana geldim Allah'ım!
Vedud olan Sensin, seven Sensin, Senden başka kimim var ki,kapısına gideyim?
Aşkınla kuşat,aşkından mahrum kalmış naçar yüreğimi..
Baharım Sen ol sevgili.! Hazanda bırakma,yapraklarım dökülüyor..
Gülüstanım sen ol Ey Sevgili!
Ey ellerimden tutanım.! Sana kavuşmak çıktığım bu sevdalı yolculukta sarp
yokuşları çıkarma karşıma..
Ey fukara yüreğimin Rahmeti sonsuz Sevgilisi! Beni sana sürünerek değil,koşarak
getir..
Uzattım ellerimi, bırakma beni. Toprağımda Nurun ol, cennetimde gülüm ol!
Elim sen ol Allah'ım! Kolum kanadım,dilim damağım, tek güvenim dayanağım, sahibim Sen ol...
Ayım güneşim, Gözyaşım, tebessümüm Sen ol..
Geldım işte kapına, Aşkının fukarasıyım. Aşkım Sen ol Allah'ım, Aşkım Sen ol!
Amin, Elfü Elfi Amin !...
Paylaşım için hayalsevda'ya teşekkürler !
İstanbul yolcusuyuz inşallah, sağlıklı, huzurlu, bereketli, güzelliklerle, dualarla dolu bir bayram diliyorum!...
14 Ekim 2006
İnanılmaz Gerçek, Mükemmel Sanat: Hücre
Lütfen izleyinizYukarıdaki linkte bulunan Harvard Üniversitesinin hazırlamış olduğu bu filmi izlemenizi tavsiye ediyorum..
Rabbimizin Mükemmel bir surette yarattığı hücrenin işlevlerinden bir kesit sunuyor bu film.Ve bunlardan trilyonlarca olduğunu düşününce hayretler içinde kalıyor insan...
Bu güzel paylaşımı için, Rabia Sezin'e teşekkürler
13 Ekim 2006
“Ben bunları hak edecek ne yaptım?”
“ Allah neden başıma böyle bir dert verdi?”
Bu sözler tanıdık geliyor mu? Bu soruları zaman zaman kendimize sorarız. İşte düşünceleri açıklamamıza yardımcı olabilecek bir öykü:
Küçük bir çocuk, büyükannesine hayatında her şeyin nasıl da kötü gittiğini anlatıyordu. Okul, ailesi, arkadaşları…Hiçbir şey yolunda görünmüyordu.. Büyükanne çok akıllı bir hanımdı ve bir kekin torununun sorunlarını çözebileceğini düşündü. Karışımı hazırlarken torununa şimdi biraz atıştırmak isteyip istemediğini sordu. “Evet, kesinlikle” dedi küçük çocuk açlığını fark ederek. “İşte, biraz sıvı yağ ister misin” dedi büyükanne. “ Yağ mı? İğğ..! diye tiksindi çocuk. “ Peki birkaç çiğ yumurtaya ne dersin” dedi büyükanne bir kahverengi yumurtayı göstererek. “ Berbat büyükanne “..diye cevap verdi, büyükannesine ne oluyordu böyle?.. “Peki öyleyse biraz un alır mısın? Ya da biraz mayaya ne dersin?” “ Ama büyükanne, tüm bunlar çok tiksindirici !..Mide bulandırıcı !..”
Büyükanne o bilgece duruşuyla gülümsedi ve küçük torununa anlatmaya başladı:
“Evet, bütün bunlar kendi kendilerine çok kötü görünüyorlar ama hepsi doğru bir şekilde bir araya konursa işte o zaman lezzetli bir kek olacaklar ! Allah (c.c) da işte böyle yapıyor.Çoğu zaman O’nun neden bizim zor zamanlar yaşamamıza izin verdiğini merak ederiz. Ama Rabbimiz, mükemmel bir karışım hazırlamaktadır ve bu mutlaka bizim için en güzel şey olacaktır. Eğer bizler O’na güvenmeyi öğrenebilirsek, harika sonuçları göreceğiz!!..Allah seni çok seviyor. O sana her bahar çiçekler gönderiyor ve her sabah bir güneş doğuruyor senin için. . Ne zaman onunla konuşmak istesen, seni dinler. Hatırla ki, her deneyim, yaşadığın her şey bir hediyedir ve Rabbinin senin için hazırladığı mükemmel hayatın son asıl kek parçası için bir ümit ,bir işarettir..”
11 Ekim 2006
Aliskanliklar diyari. Ah o diyar ki nefisleri kendine cok cabuk baglar. Soyle bir gorelim dersiniz once. Sonra ziyaretler artar zamanla hic hissettirmeden ve birden bir bakmissiniz, o diyarda yasar olmussunuz. Bir sabah uyanir ve yasadiginiz mekanin degismis oldugunu farkedersiniz, bazende farkedilmeden yillar gecer.
Bazen guzel aliskanliklar edinildigi bahanesinin arkasina siginiriz. Guzel kelam, ibadet, yiyecek... akliniza ne gelirse guzel olabilecek aliskanliga dair. Oysa benim namazim aliskanlik ise bu ne kadar dogrudur??? Aliskanliklar otomatige alinmis makinalar gibidir. Icine atarsin malzemeyi ve kurulmus makina gibi gorevini gerceklestirir. Hic hesap etmez, nedir, nedendir, nasildir... O hesaplar onceden yapilmis ve duzen kurulmustur. Gerisi bir otomatige alistir. Peki hic camasirlariniza sordunuz mu otomatik makina da mi yikanmak istiyorlar diye??? Ben bir kazak olsam, elde yikanmak isterdim, ya siz? Her yikamada daha farkli dusuncelerle tutulurdum elde, her yikamada, neremin kirlendigi dikkatlice onceden incelenirdi ki o bolge daha cok elden gecsin. Elde ozenle tutulur, biryerimin takilip takilmadigina dikkat edilirdi. Yani cidden emek verilirdi. Elde yikanan camasirlar daha bir ozenle asilirdi askiya cunku daha cok emek verilmistir.
Keske guzel kelimeler bile aliskanlik hale getirilmese, onlar bile aliskanliklar icinde degerlerini kaybedebilmekte. Herseyin guzeli elbette tercih edilir ama tercih edilenin adi, sifati, kiyafeti aliskanliksa ne kadar guzelligini yasatir.
Yasadiginiz guzel aliskanlik adindakiler acaba aliskanlik olmakdan memnun mudurlar? Namazimiz ornegin memnun mudur? Otomatige alinmis gibi okunan sureler memnun mudur? Beden kurulu makina gibi ibadet etmekten memnun mudur? Sizin icin kesilmis, atese atilmis, dakikalarca pismis ve sirf siz yiyesiniz dige tabaginiza kendini sunmus yiyecekler acaba sizin besmelesiz, sirf yemis olma aliskanliginiza heba olmaktan memnun mudur?
Bazen insanlarda birbirine aliskanlik haline gelebiliyorlar. Yillarca suren evlilikler, dostluklar.. . Sevdiginizin sevgisine, ilgisine, sesine, nefesine alisirsiniz. Ozellikle o kisi hayatinizda cok fazla yer edinmisse aliskanlik miktari artar. Aslinda guzel gibi gorunen ama en tehlikeli aliskanlik budur. Bu dunyanin duzeninde herzaman herseyin degiskenligi vardir. Gunes bir var bir yoktur. Bulutlar, yagmurlar ha keza. Mevsimler, doga devamli degisim icinde. Insanlar da dogduklari gibi kalmamakta. Beden her gun yeni hucrelerle var oluyor dunyada ve birgun geliyor bedende olamiyor. Tum bu degisime ayak uyduramayan bir tek aliskanliklar. Bir tek aliskanliklar direnmede.
Aliskanliklara takilan insanlar ne halde??? Degisimle kaybettigimiz derin, buyuk bosluklarla yasiyoruz hayati yada yasadigimizi saniyoruz tam o halde. Peki kaybetmeseydik ve tam o yerde aliskanliklarimizi tasisaydik, ne kadar yasamis olurduk? Sevmek aliskanliksa, bu o sevgiye yapilmis en buyuk hakaret degil midir? Deger vermek her an her saniye yeniden dusunerek, yeniden degerlendirerek, yeniden gozden gecirerek, yeniden hissederek yasatmak degil midir? Bedenimiz yasamayi biliyor, ona sorun isterseniz, heran yeni hucreleriyle, her zerrenizi yasatmaya calismakta. Peki irademizin elinde kavrulanlar ne halde???
Aliskanliklar, alismak kelimesiyle baslarlar.. Alismak nedir peki, once tanimak sonra kabullenmek, benimsemek.. . Bu noktaya kadar ipler cok sIki tutulur... Ne zaman ki aliskanlik kiyafetini giyerler iste o zaman ipler yavas yavas birakilir... Baglar gevser, ilgi zayiflar ve anlik yasamin yerini genis zamanli otomatik yaptirimlar alir. Oysa en sevilen, en sevgili dahi muhabbetini her an ayri, karsilasmasini her gun, her vakitte ayri ve yeniden tazeler...
Kotu aliskanliklar ve bagimliliklardan soz etmeye gerek var mi??? Ama nedense cogumuzun hayatinda varlar, neden varlar??? Neden hic gercekten sordunuz mu??? Neden varlar???
Çok değerli Özlem Uluğ'un bu güzel yazısına bir iki cümle de benden:
Öyle hissediyorum ki, alışkanlıkların bir başka ifade şekli olan "ülfet" insanoğlunun dünya üzerindeki en ciddi imtihanlarından biri..Var olan şevki, heyecanı, niyetleri bile ülfet haline getirebiliyoruz malesef..
Özlem Uluğ'un bahsettiği gibi, otomatiğe alınmış hareketler haline gelebiliyor yaptıklarımız. Buna tıpta "dekortike" ya da "ekstra piramidal" diyorlar..Yani düşünce merkezimizin devre dışı olduğu hareketler..ama insan, insan olabilmesi için "düşünme" faktörünü kullanmak zorundadır zira onu diğer varlıklardan ayıran bu "düşünme" ve "irade etme" kabiliyetleri gibi özel hasselerdir.
Demek ki aslında aklımızın bambaşka yerlerde olduğu durumlar, yaptığımız işin tamamen "ekstra piramidal" gelişmesi bizi biz olmaktan çıkarmaya başlıyor. Öyle bir hayatta da insan mutluluk aramamalı ve beklememeli değil mi :) Çünkü robotlar mutlu olmazlar..Ama elhamdulillah insan olarak yaratılmışız, ve hayatımızdaki her türlü yenilik, küçük incelikler bizi mutlu ediyor..Elhamdulillah, küçük bir çiçeğin dahi nice sanatla bezeli olduğunu görebilecek gözlerimiz var.
Alışkanlıklar etrafımızı sarsa bile, çıkacak bir delik var mutlaka :) Mesela, çok değerli Özlem Uluğ'un bu yazısı da alışılmadık bir şeydi ve çok güzeldi..İşte böyle adımlar ve hatırlatışlar alışkanlıklardan bizi uzaklaştırabilecek en güzel sebeplerdir..
fotoğraf:
10 Ekim 2006
ÇATIK KAŞLAR

Gözlerimle insanların kaşlarını yokluyordum. Yaklaşık 13 kişinin gözlerinin üstüne baktım iki yay ne gibi bir ifade sunacak diye.
Tam 12 kişinin kaşları çatıktı ! Öfke ya da hoşnutsuzluk ifadesi olan bu kasılmış yaylar yaraşıyor muydu hiç o güzel yüzlere? Mutluluk nerde kalmıştı?
Gülümsediğim iki-üç yaşlarındaki bir çocuk neşeyle el salladı bana. Belli ki tebessümü anne babasından öğrenmemişti ufaklık..Yaratılışı öyleydi, masumiyet ve tertemiz pırıltılar vardı gözlerinde..Evet annesi ve babası öğretmemişti belki gülücük saçmayı ama bu küçük çocuk onlara öğretebilecekti neşeyi..
Tersinin olmaması için dua ettim.
Büyüdükçe sevgiden ve tebessümden koparılan çocuklar için çokça dua..
Sokaklarda, otobüste annelerinden nahoş sözler işiten, kimi zaman kolundan çekiştirilen, çoğu zaman susturulan çocuklar için dua..
Yedi kat göğün derinliğinden, bulutların üstünden alınıp televolelerin, sihirli cadıların içine sokuşturulan çocuklara dua…ve annelerine ve babalarına da ..dua illa ki dua !
09 Ekim 2006
Oruç ellerHüseyin Eren
YÜREĞİN IŞIĞI VURDU yüzlere, yüzler yürekle yüzleşir oldu… Ay yarılandı, yarı melekleşti oruç insanlar… Ağızlar hakikat için açıldı, gözler güzelliği aradı, Kelam-ı Ezeliyi dinledi kulaklar, duygular nuraniyetle doldu, akıl hikmete doydu…
Şeytan bağlandı, nefis ağlıyor… Günah pisliği tiksinti veriyor ta uzaktan… İnsi ve cinni şerirler bir şey yapamamanın sıkıntısıyla debeleniyor…
Gıybet, sen ne kokuşmuş şeymişsin… Zan, sen ne büyük zulümmüşsün… Düşmanlık, sen düşmanımmışsın… İnat, sen ne inatmışsın… Yalan, bizim mahallede zaten yoktun… Nifak, ne nefret edilesi şey… Fitne, uyu uyuduğun yerde hiç uyanma…
Gel ey sevgili sevgi sarılalım… Koş şefkat kucaklaşalım... Hikmet, hep yar ol bize… Siz ki kâinatın köküsünüz… Dünya sizsiz dönmez… Sizi tutuyoruz Kur’an ayında… Kur’anı ve kâinatı dinliyor kalp… On bir ayın hasretini dindiriyor latif latifeler…
Ay yarılandı, kalana kısmet… Kadir’in kapısından geçebilsek, gecelerimiz gündüze dönecek… Günlerin güdük gündemlerinden kurtulabilsek daha bir kuvvetli tutacağız ışık geceyi… Bir’e binler mahsulât toplayacağız… Cennet çiçekleri dolacak kucaklarımıza,
eteklerimizdeki taşları şeytanlara atabilsek…
Nur gece, nar geceleri temizler. Nar zayıftır Nurun karşısında… Gelen günler Nur geceyi yaklaştırıyor… Çabuklaştıralım hazırlığı… İyi hasletlerle bezenmiş karşılayalım onu… Arınmış kalbimiz Nura kansın. Kanımız Nur diye aksın, yüzümüze yansısın nuraniyet… Yüzümüze bakanlar yüreğimizi görsün, oruç insanlar çoğalsın.
Kıtaların üstünü hayâ mahyalarıyla süsleyelim… Bu ay geldiğinde oruç diye dönsün dünya… Yüreğimiz bunun için yanıyorsa yarınlar yakındır. Yanmadıkça Nur parlamaz… Oruç ellerle tutuşalım bugün bunun için.
09.10.2006
© 2006 karakalem.net, Hüseyin Eren
08 Ekim 2006
Kocatepe Kitap Fuarı
Her yıl en az 5-6 kez uğramaya çalıştığım fuardan heybemize ilk düşenler bunlar oldu..İnşallah devamı olacak..:)
Bir de resimde olmayan Fardipli Sinha isimli roman vardı bugün heybemizde..Bir de Nuriye Akman'la çekilmiş fotoğrafımız..çok hoş bir sohbet..
Güzel bir gündü vesselam..
Dostlarla olunca güzel olmaz mı hiç !...
Kitaplarla ilgili kısa notları yeni açtığımız bölümde bulabilirsiniz:
07 Ekim 2006
DÜNYA NÜFUSU
Dünya nüfusunu,mevcut halkların nispetlerini muhafaza ederek,
57 Asyalı
21 Avrupalı,
14 Amerikalı ve
8 Afrikalı.
Bunların 52'si kadın, 48'i erkek olacaktı.
30 beyaz, 70 beyaz olmayan,
30 Hristiyan, 70 Hristiyan olmayan,
6 kişi bütün servetinin %59'una sahip olacaktı ve bunların hepsi ABD
kökenli olacaktı.
80 kişi kötü evlerde yaşayacaktı,
70 kişi okuma-yazma bilmeyecekti,
1'i ölmek üzere,
1'i de doğmak üzere olacaktı.
1 kişi bilgisayar sahibi,
1 kişi de üniversite mezunu olacaktı.
Şimdi bunları göz önünde bulundurun:
Eğer bu sabah hastalıklı değil ve sağlıklı uyanmış iseniz,1 hafta
Sonrasını göremeyecek olan 1 milyon insandan daha şanslısınız.
Bir harp tehlikesi ile,işkence görmek ihtimali ile,aç kalma
korkusu ile karşı karşıya değilseniz, 500 milyon insandan daha iyisiniz.
Tutuklanmaktan, işkence görmekten yahut öldürülmekten korkmadan
İbadethaneye gidebiliyorsanız 3 milyar kişiden daha iyi bir şansa sahipsiniz.
Buzdolabınızda yiyeceğiniz,üzerinizde elbiseniz ve başınızı sokup
uyuyabileceğiniz bir eviniz varsa, dünyadaki insanların %75'inden daha zenginsiniz.
Bankada ve cüzdanınızda para varsa,dünyanın en imtiyazlı %8'i arasındasınız.
Anneniz, babanız sağ ise siz bu dünyada nadir kişilerden birisiniz.
Bu yazıyı okuyabildiğiniz için de çok şanslısınız..çünkü okuma yazma bilmeyen 2 milyar
kişiden biri değilsiniz.
Bu mesajı dostlarınıza gönderin.
Gördermezseniz bir şey olmaz.
Gönderirseniz,belki bunu okuyan birisi gülümser...
Veya..
....Veya sen gene her zaman yaptığın gibi
nereye olduğunu bilmeden ,kan ter içinde koşmaya ve hayattan şikayet
etmeye
devam et...
böyle diyordu işte bu mail, belki bunu okuyan birisi gülümser diyordu, ben de bu yazıyı okuduktan sonra yüreğimden gelen "cızz" sesiyle birlikte kaşlarımı havaya kaldırmış bakıyordum...
Oh Allah the Almighty !..
Protect me and guide me
To your love and mercy
Ya Allah don’t deprive me
From beholding your beauty
O my Lord accept this please
Hasbi rabbi jallallah
Ma fi qalbi ghayrullah
(My Lord is enough for me, Glory be to Allah. There is nothing in my heart except Allah)
Aşağıdaki linkte klibin çekiliş videosunu izleyebilirsiniz, benim çok hoşuma gitti..perde arkalarını severim:)
http://www.youtube.com/watch?v=Fi6l0B7PU9w
(Fondaki müziği kapatmak için explorer sayfasındaki "stop" tuşuna basabilirsiniz)
Kıssadan Hisse

Günlerden bir gün, bir adam, Hasan-i Basri hazretlerine gelir.
'Biliyor musunuz der, filanca sizin hakkinizda olmayacak seyler soyluyor?
- Nerden biliyorsun?
- Kulaklarımla duydum.
- Nerede?
- Fitnecinin evinde
- Orada ne arıyordun?
- Ziyafete gitmiştim.
- Peki neler ikram etti?
- Çorba, börek, pilav, tatlı, dolmalar, köfteler, meyveler, şerbetler... Bir sürü şeyler işte.
- Bütün bunları içinde tutuyorsun da o üç beş kelimeyi niye tutamıyorsun?
sahiden, bazen dilimizde bakla ıslanmıyor dostlar..
oruç mevsimi olan Ramazanda inşallah, dillerimiz bu hususta terbiye olur..
04 Ekim 2006
Yaprak
dökülen her yaprak, bir nişandır kalbime.. her yaprakta neş'e ve hüznü beraberce yaşarım.. binlerce insanın anlatamadığını bir yaprak fısıldar bazen usulca.. koca bir çınar ağacından bir leylağa kadar her dal, üzerindeki yaprakları o belirli sürece taşımak yükümlülüğünde.. tıpkı üzerimizdeki sorumluluklar gibi.. bir an gelip her şeyden sıyrılıp dallarımızla başbaşa kaldığımızda düşen her yaprağın ne getirip ne götürdüğü muhasebesini yapacağız.. öyleyse her bir yaprağa özen göstermek gerek, büyüyüp ağırlaşan yaprakların omzumuza verdiği ağırlıktan yılmamak gerek.. belki sahiplenmek gerek onları, bir çınar gibi sahiplenmek..
fotograf: dEEsign photography flickr
Üsküp Sevda Şarkısı…
Ben yarim bırakmam zor gelir bana..
Aşkın acısına ferman diyorlar
Kırk düğüm atmışlar sevda üstüne
Yoluna çıkarsa çöz getir bana
Zemheri ayında güller açırdın
Gönlümün kışında yaz getir bana..
Aşkın acısına ferman diyorlar
Ellerin fermanı, vız gelir bana
Olmaz iklimlerden yollar aşırdın
Gönlünün fermanı yaz getir bana…
İNCESAZ
03 Ekim 2006
AUTumn OF my sOuL
Böyle bir yerde, şöyle bir kafanızı dinlemek ister miydiniz..
Hele bir de, kulağınızda hoş bir müzikle..
Eylül ayını geride bıraktık..Müzikler içinde, içimde en çok iz bırakan
İNCESAZ'ın "Eylül Şarkıları" albümü oldu geçtiğimiz eylülde..
Tavsiye ediyorum bu albümü..Sonbahar yitip gitmeden efendim..
Hayırlı Ramazanlar..
Dua ile...:)
Fotoğraf: mOseQar (flickr)





