19 Ağustos 2007
08 Ağustos 2007
Mezarlıklar
Kapıya ne icra memuru gelir,
Ne Birinci Şube sivil polisi...
İçerde kimine kuş tüyü sedir;
Yüz üstü toprağa düşer kimisi...
Bir musikî orda zaman ve mekân...
Yıldız dolu feza küçük camekân...
İmkân atomunu çatlatan imkân...
Bir hiç ki, içinde heplerin hepsi...
N.F.K.
Fotoğraf ve şiir için Rumeysa'ya teşekkürler
29 Temmuz 2007
Zaman tünelinin içinden merhaba
Aşk-ı Beka blogu, bir kelebekle, bir yaprakla, bir günbatımıyla, yaşanan bir acıyla, bir kayıpla, her hangi bir şeyle
kalbimizde uyananları, sevgiyi, paylaşımı paylaşmak için açıldı. Dilerim açılış amacına uygun satırlar karalanabilmiştir.
Bu yoğun senede, öğle aralarında da olsa girebildiğim internette paylaşımları devam ettirmeye çalışacağım.
Çok zaman bir şeyler ekleyemesem de, ziyaret ettiğiniz yorumlarınızı paylaştığınız için teşekkür ederim.
Hızla giden hayata sizin kattıklarınızı okuyabilmek de beni çok mutlu edecektir. Bazen bir cümle insanın bir gününü değiştirebiliyor :)
Zaman tüneli hayra akar inşallah,
Zübde-i alem olan zatınıza hoşça bakın efendim..
Muhabbet ve dua ile...
21 Temmuz 2007
13 Temmuz 2007
Uyan ey gözlerim
bu adres sadece "uyan ey gözlerim" parçası üzerine
Ümit AKDEMİR tarafından hazırlanmış. Mükemmel bir sayfa..
İnsanın kapatası gelmiyor efendim..
Paylaşmak benim için bir zevk..
12 Temmuz 2007
Toplayıp gitmek gerek şuraya buraya saçılan anıların her birini..Zihnin her kıvrımında, kıvrıldıkça büyüyen düşünceleri, sözcükleri..
Şimdi...Tazelenmek vakti..Silkinip mazinin ağırlığından ve gelecek korkularından..
Şimdi...Sabırla yaslanmak vakti dağ gibi umutlara..
Yel gibi esmek vakti, sel gibi akmak..
Yağmur gibi yağmak..Şimşek gibi gürlemek...
Şimdi haykırmak vakti içimizde biriktirdiklerimizi..
Biriktirip biriktirip kimselere demediklerimizi..
Şimdi yüzleşmek vakti gerçek "kendimiz"le...
Şimdi adanmak vakti "gerçekliğe"..
Yalan sevdaları bırakma vakti artık..
Artık bir şekerle susmuyor dünki ağlayan çocuk..
Bu kadar oyalanma yetti artık..
Açılmak gerek artık uçsuz ummanlara...
Açmak gerek ruhu özlenen fasıllara...
Artık üzerini örttüğümüz gerçekleri görmek gerek..
Artık, kulaklarımızı açmak duymak istemediğimiz hakikatlere...
Ertelemeye bir son vermek gerek artık..
Yaşayacak kaç saniye daha kaldı ki
Kaç asır daha verilseydi bize, biterdi emellerimiz?..
Kaç bin yılda bitirebilirdik işlerimizi?..
Kaç zaman daha ertelerdik?..
Kaç zaman sonra ölüme gerçekten inanırdık?..
Şimdi silkelenmek vakti..
Şimdi, gerçeğe bir adım daha yaklaşmak için..
Şimdi, kaçırmamak için ebediyeti...
Şimdi, var olmak için..
07 Temmuz 2007
Tenkitler ülkesi..
Zübeyir Gündüzalp
Tenkitler, şikayetler günlük hayatın ne kadar büyük bir yerini kaplıyor..Zübeyir Gündüzalp'in bu manidar sözü tenkitin fark edilmeden bulaşıcı bir hastalık gibi yayıldığını hatırlattı. . .
Tenkite çok rastlıyoruz, ancak tenkit etmeyenle nadiren karşılaşıyoruz.
Hayatı dolu dolu geçirme sevdasında olup, yaptığı işlerin söylediği sözlerden çok daha fazla olduğunu bildiğim insanlarda bu tenkitlere rastladığımı çok hatırlamıyorum.
Hayatlarının merkezinde öyle farklı şeyler var olmalı ki, bir şeyleri tenkit etmekten çok yapıcı olarak, elinin yettiğince bir şeylere sarılıyorlar..
Çünkü hayat kısa, çünkü yapılacak-yapılması gereken çok şey var.
Durduğu yerde durup, önüne gelen yemeği, yoluna dökülen çakılı, havanın kirliliğini, insanların anlayışsızlığını, kaynakların yetersizliğini, yapılan işlerin kalitesizliğini, insanların bilgisizliğini vs. vs.yi eleştirip duran bir insan olmaktansa,
Vakit varken, hayat güneşimiz henüz batmamışken, durup önce kendimize bakmalı, sonra varsa bir yolumuz, hayalimiz, onun izinden gitmek için bir şeyler yapmalı.
Ben de bu yazı vesilesiyle tenkitçiliği tenkit ediyorum belki. Ama bu ihtar önce kendime..
Yolda ayaklarıma batan taşlardan hayıflanacağıma,
bir kaç taş kaldırmak gibi kolay ve güzel bir işle meşgul olsam ne kadar güzel olacak..
Çokça tenkit eden insanlardan da, Hz. Zekeriya'nın susma orucu tutarak insanlardan uzaklaşması gibi kaçınmalı ki, bu hastalık bulaşmasın..
Tenkitler ülkesinde, az tenkitli, bol gayretli günler dilerim efendim..
04 Temmuz 2007
Dünyanın mutlu çocuklarına..
Mutsuz bir çocuk geliyor bazen,
Sıkıntılarını anlatıyor..Yüzü gülmüyor..
Mutsuz bir anne geliyor bazen,
Endişeleri var, korkuları var..
Hakikaten büyük, çok büyük sorunları var.
Bir de küçük küçük sorunların dağ gibi büyütüldüğü
Rahat yaşamlar var..
Bu rahat yaşam içinde, mutluluğu yanlarından kovanlar var..
Şimdilerde psikiyatri polikliniğinde,
Dinledikçe insanların dertlerini,
Dünyanın en mutlu çocukları olduğumuzu düşündüm.
Mutlu çoğunluk,
Mutsuz, kimsesiz, yalnız azınlığın farkında değil..
Yüzünde kara bir lekeyle boynu bükük yürüyenler gördüm..
Yüzü açık, alnı ak olanlar, neye sahip olduklarının farkında değil..
Bizler mutlu çocuklarıyız dünyanın..
Mutsuzlara uzatacak bir elimiz yok mu?..
Ya kendi tasalarımızı neşeyle değiştirecek bir kalbimiz yok mu?..
Ey dünyanın mutlu çocukları,
Gülün bugün ne olur,
Bugün içten bir "elhamdulillah" deyin..Boynu bükük bir şükür değil..
Boynu bükülmesin şükürlerimizin..
"Şu da olsaydı"lar eklenmesin..
Mutsuzlar için,
lütfen, bir tebessüm eder misiniz?...
29 Haziran 2007
Avucumda kalan
15 gün tatilin ardından 1 Temmuz'da intörnlüğe ilk adım, diğer yılın 1 Temmuz'una kadar sürecek olan bir serüven..Tatilsiz, aralıksız bir yıl bekliyor bizi. Ardından TUS telaşesi..
Artık tatiller sadece resimlerde kalmış gibi görünüyor :)
Minicik iki çiçek avuçlarımın arasından akan zamandan daha uzun ömürlü..
Ömür pek kıymetli, pek kısa..
Hayra işlettirebilirsek baki olacak inşallah..
Bu kardeşiniz her dem duanızı bekler..
Sevgilerimle...
12 Haziran 2007
Gitmek..
Allah rahmet eylesin. Ruhuna fatihalar okuyalım..
Bir haber, bir hastalık gelmese kapımıza kadar, ölümden öylesi bihaberiz ki..
Gideceğiz biz de, İnşallah şu dünya üzerinde bir yad-ı cemil bırakarak gitmek nasip olur.
İnşallah hiç yaşamamış gibi ölenlerden olmayız hiçbirimiz.
Rabbimizin rızası dahilinde yaşanmış bir ömür sunabilmek dileğiyle...
Sevgiler..
11 Haziran 2007
ÖSS Öncesi
işte bahsettiğim yazı:
Hediye..
Vesile kılınıyor evren, bir vesile, ev bark, dost, yaren..Kara bir taş, ince bir desen, mavi bir gök, herbiri bir el tarafından boyanmışken, hepsi ve fazlası birer vesile güzelliklere..Güzel olandan hediye güzel kalplere..
Kalpleri vardır bilir, gözleri vardır görür, gördüğü her şey O'ndan bir işarettir, bilir..Şer sandığında bile bir hayır vardır, bilir..Vesile kılınan evreni bir hediye olarak kabul eder ve sevinir her sese, her desene..Açar kalbini açabildiğince, Mevlana dilince, ummanlarca..
Yumruk kadar bir kalbe koskocaman evrenin sevgisini sığdırabilir..Öyle ki tohum, özünde ağaçları, ağaçlar ormanları barındırır. Bir neşe saçar etrafa gönlünden ve tıpkı büyük yıldızların veda ederken bölündüğü parçaların her birinden bir yıldızcık doğması gibi savurduğu neşe düştüğü yüreklerde dağlara bedel sevgilere dönüşür, ışıltılar saçar..Bereketli tebessümler sunar..Ne hoş !...Sen seversin, karşındaki sever..Sen gülersin, o güler..Sen gidersin, o da seninle gelir..Sevdiren de güldüren de, tıpış tıpış yürüten de Rabbimizdir..Tüm bunlarsa hediyedir !..Ne ikram, ne lezzet, ne hoş !..
Latif efendim, bir mucize tüm bunlar !..Ben bir mucizeyim. Ben, bana Rabbimin varoluş hediyesiyim..Ben bile hediye..Hatta evet evet, tüm acılar da hediye..Sığınma hediyesi..Yaralar bereler hediye, şükür hediyesi..Ne dile, ne kalem durmadan sıralayabilir bu devranın sunduklarını..
Sevgi vesilem, hayatım, soluğum, çiçeklerim, gökyüzüm, gülen gözlerim, şiirlerim, her şeyim..her şeyim !..
Şükranlar olsun, şükürler olsun, her şeyime, her şeyi sunan Rabbime..
15 Hzr 2002
10 Haziran 2007
Bitki Bilinci
İngiliz araştırmacı Backster bilinen ilk deneyi yaptı: Bitkileri tepkilerini ölçen elektronik aletlere bağladı. Oluşturduğu öğrenci grubundan rastgele seçtiği birisi, aynı türden iki bitkinin bulunduğu odaya aniden dalıp birini parçalayarak çıktı. Bu olaydan habersiz diğer öğrenciler aynı odaya girdiklerinde sağlam bitkide tepki ölçülmedi. Ardından şiddet kullanan öğrenci tekrar odaya girince poligrafi testi sağlam bitkinin gerilim yaşadığını ölçümledi. Kaynak
Sevgi Zekası-Muhammed Bozdağ
30 Mayıs 2007
Yaşamak ama nasıl ?
Ben yaşadım mı, yaşamadım mı, fark edemiyorum.
"Bu sabah yeniden doğdunuz ve hayatınız şu andır. Boş yaşayanın ömrü 60 yıl: Günde 8 saatlik uykusu 20 yılını harcar. Günde 5 saat televizyon, iki saatlik üç öğün yemek, bir saatlik oyalanma boş oturma, gitti 20 yıl daha. İşe gider gelirken iki saat, oynarken, gezerken, internette dolaşırken iki saat, gitti on yıl..Çocukluğu da aradan çıkarırsanız, işte size uykuda yaşanmış boş bir hayat..."
Sevgi Zekası- Muhammed Bozdağ
17 Mayıs 2007
Kalbi kırılanlar..
Beş yıldır öğrencisi olduğum üniversitede, hiçbir zaman kuralları çiğnemedim, çiğnemedik. Kimseye bir zarar vermedik.
Beş yıldır, suçlu gibi güvenlikçi barikatını geçerek girdik okulumuza..
Şuraya örtüyle girilmeyecek denildi, girmedik..
Geçen yıl bu vakitlerde, bahçedeki kafeteryaya da girmeyeceksiniz denildi, girmedik..Bir yıldır okulda yemek dahi yemedik..
Boğazımızda düğümlendi yeyip içtiklerimiz..
Geçen gün şenlik vardı okulun bahçesinde, arkadaşların ısrarıyla kısa bir süreliğine kafeteryaya girdik, çok büyük hata ettik.
Bizim gibi "suçlu (!)" insanların ne işi vardı orada..
Hemen güvenlikçi geldi ve dışarı çıktık. Toplam 1 dakika sürmedi..
Bahçe -kampüs değil hastane olduğu için- durabildiğimiz tek yerdi.
Bir müddet sonra başka bir güvenlikçi geldi, içeride bizi 5 sn gördüğünü söyleyerek, sanki dünyanın en kötü işini yapmışız gibi bizi suçladı, azarladı, tehdit etti ve gitti..
Yanağımdan aşağı yaşlar döküldü..
Nasıl girmiştim ki oraya, ben "nasıl" unuturdum "kimliğimi?"...
Hasta yakınlarının başörtüyle girebildiği, benimse asla içeri alınmadığım sosyal tesisler çok kıymetliydi, benim gibiler oraya girerse, maazallah yer yerinden oynar, ülke başımıza yıkılırdı..
Kalbimin kırıklığının beşinci yılında, taa en başındaki gibi hislerim.
Hiç tamir olmadı ki, ve ben hiç alışmadım ki..
Kalbimize ne yaptıklarını biliyorlar mı?..Bir genç kızın yüreğinin incinmesi mutlu ediyor mu onları ?..
Görmüyorlar mı gözyaşlarını?..Görmezler, bakmazlar bile..
Hem baksalar bile dışımızdaki içimizdekinin ne kadarı ki?..
Çok kırıldım..Zaten hep kırgınım..
Diyecek başka bir şey yok...
16 Mayıs 2007
Alkış
Ama gokyuzune bakipta milyarlarca yildizin boslukta hic dusmeden oylece asili durmasi dikkatlerini cekmiyordu nedense... "
paylaşan:Fatma Coşkun
07 Mayıs 2007
Eller...
Bir gitarı tutar bir pozisyon aldığını göreceksiniz..
Böyle olmayışının da bir hastalık olduğunu kim bilebilirdi ki?...
Zaten öyle çok hastalık var ki uzağımızda,bilmediğimiz,
yani sağlığımız öyle zengin ki ..
Şükürler olsun..
Rabbim ellerimizin hakkını verebilmeyi nasip etsin inşallah..
Sevgi ve selamlarla...
27 Nisan 2007
Field of red
İşte güzellik, işte masumiyet..
İşte siyahları aydınlatan bir ışık..
İşte umut..
İşte mutluluk..
İşte hayat! ...
24 Nisan 2007
Bebeğe yazılmıştır
İKİ AYDIR MİSAFİRİMİZSİN. Sezai Karakoç’tan mülhem ifadesiyle ‘dünya sürgünün’ başlayalı iki ay oldu. Ne diyordu büyük şair? “Uzatma dünya sürgünümü benim!”. Mü’mini ötede bekleyen saadeti düşünerek, bu dünyayı sürgün yeri telakki eden bu mısraları her okuyuşumda gönül telim titremiştir. Hem yaşattığı bir mutluluğa mukabil, bin bir eleme gark eden dünyayı, bundan daha iyi tavsif etmek mümkün müdür?
Hanemizi teşrif ettiğinden beri, bize yeni ne çok şey öğrettin oğlum. Veya belki iyi bildiğimiz halde unuttuklarımızı hatırlattın. Sen bizle olalı beri, hayatımız ne kadar da hızlı değişiverdi? Senden sonra hayata daha bir umutla sarılıyorum biliyor musun? Sabah evden çıkarken daha bir huzurlu oluyor, yeni doğan güne daha bir içten merhaba diyorum. Artık trafikte daha az sinirleniyorum. Şehrin kalabalığı beni eskisi kadar bunaltmıyor. Yürüdüğüm yollarda, koridorlarını dolaştığım işyerinde bile izlerin var. Sen annenle benim dünyamız oldun. Gerçi geceleri daha az uyuyoruz –özellikle annen; laf aramızda ben bazen salona kaçıyor ve orada uyuyorum-; gerçi yemeklerimizi şimdilerde daha hızlı yemek zorunda kalıyoruz; canımız her istediğinde dışarı çıkıp annenle yürüyüş yapamıyoruz ama olsun. Sen aramızdasın ya, bizim için önemli olan bu. Yalnız bir şeyden şikâyetçiyiz: Sen, henüz seni ne kadar çok sevdiğimizi fark edemeyecek kadar küçüksün. Belki de ben bu satırları, sana olan sevgimizi şimdi anlatamadığımız için, sonraları idrak etmeni sağlamak üzere yazıyorum.
Devamı>>
21 Nisan 2007
Yorgunluk
Öyle bir yorgunluk ki bu, minik yavrucukların bütün gün koşup koşup akşam uyuyakalıp, sabah yorgunluktan eser kalmayarak uyanışlarından çok uzak.
Uykular dindirmiyor bugünün yorgunluklarını.
Bugün, insanlarla en uyumlu sıfatlardan biri bu yorgunluk hali..
Büyümek zor..
Uyuyup uyandığında, dünün izlerini üzerinde taşıyor olmak zor.
Biriktirmek, biriktirmek yaşananları.
Biriktirdikçe ağırlaşmak zor.
Rabbim yüklerimizi hafifletsin,
Yorgun beden ve zihinlerimize kuvvet versin..
Sevgiyle..
16 Nisan 2007
04 Nisan 2007
bahar dallarında neşe
Şehirden hayli bunalmış olan benim gibiler için, başını ve fotoğraf makinesini içine doğru uzattığında, bulunduğu diyardan alıp götüren tayy-i mekan hediyeleri gibi bahar çiçekleri.
Rahmani lütuflar..
ne güzel
03 Nisan 2007
gelir ve gider bahar usulca..
şimdilerde dökülüyor çiçekler..kimini soğuk vurdu belki.
mevsimler değişti. küskün mü çiçekler çevreyi kirleten insanoğluna dersiniz?..
18 Mart 2007
seher,şehid,dardanel..
kesik başı koltuk altında birini gördüm seher vakti.
dünya semamızın delinmiş ozon tabakası arasından uzandı,ve illiyyun kokan kanatlarını gererek süzdü dardanel kıyılarını.
o süzdükçe ağladı dalgalar.
işte oradaydı,gelenleri beklediği cephenin dibi,
bitmiş matarasını aradığı mahşer meydanı,
tutukluk yaptığı tüfeğinden çıkan kesif barut kokusu.
hepsi hala oradaydı.
çift canlı bıraktığı ceylan gözlüsünün işlemeli mendili kırmızıya boyanmıştı,
şarapnel yağan bir akşamüstü.
bedeni-evet,bir zamanlar bir bedeni vardı-şu serpilmiş ağacın bulunduğu yerde soluklarını tüketmişti.
bir zaman sonra,toprağa değmeden,indi.
çığlıklar hala ufka asılıydı sanırım,çünkü hüzün nameleri okunuyordu gözlerinden;
varlığın düğümlendiği hiçlik arenasında,hükmün çizdiği tabloda ölümden başka bir şey görünmez olmuştu.
korktuğunu hatırlıyordu,bir an dışında sürekli korkuyordu.
köyünün ince minareli silüetini bir daha görebilecek miydi,
ya da yarın sabaha namazını eda edebilecek miydi?
karışıyordu hatıralar işte.
o an,
biri geldi sanki,yetimlerin babasının başına geldiği gibi,yardı göğsünü ve korkuyu söküp attı.
emir geldi komutandan,
arslanlar bekledikleri cephelerden çıkıverdi.
dalgalar bile utanmıştı cengaver hücumunun kudretinden,
boğaz durmuştu;şimdi onlar akıyordu.
iki nefes sonra boynundan vurulmuştu,şeref kelimesine anlamını iade eden.
sıcak ana kucağına selam vererek açtığı gözleri,şimdi yıldızları son defa seyrediyordu.
cengaverler akıyordu;ama o artık durmuştu.
durmuştu.
biri geliverdi birden;yerden değil,gökten.
"al mehmed, susamışsındır."
bir billur kadehten içti şerbetini,dilinde besmelesiyle.
o içtikçe kanı akıyor,kanı aktıkça toprak doyuyordu.
körpe fidanların zikrine karıştı,kelime-i şahadet.
şimdi,yine buradaydı işte.
ağlıyordu.
artık ezanlar buruktu çünkü;
yeşili solgun bayat toprak,üstü ziftlenmiş yeryüzü ve kalbi kararmış akranlar.
neredeydi nefsi için hiçbir şey,başkaları için her şeyi isteyenler?
ecdada ağlayanlar neredeydi?
hususi bir fatiha,ketum dualarda bir parçacık yer,
idraklarda bir çıban?
neredeydi?
çölde devesini kaybeden bedevi misali,ararken hakka gönül verenleri;
köyüne bakan ufuk parçasından,karaltılar gördü.
bir grup körpe delikanlı;
bedeninden ayrıldığı yıl doğan ihtiyarlar,
toprağa düştüğü yaşta olan sadakat timsalleri,
bu sevdaya gönül verenler.
açtılar ellerini,göğün yedinci katına.
fatihalar sağnak sağnak yağıyordu,yerden göğe doğru;
yağmura inat.
kadim kökleri görünmeyen ağacın her bir yaprağı,aralarında dökülenlere aldırmadan, hala gül kırmızısı toprağı gözetiyordu.
buranın nöbetçileri,hakkın yolunda ve Hakk'ın izniyle;
surların ve hudutların gardiyanıydılar.
güneş doğmaya yüz tutarken,güneşi kıskandıran tebessümle tahtına geri döndü şehid-oğlu-şehid.
yazan: hattat GÜTF Dönem 2
Not:Kitap Okumaları'na Ahmet Savaş'ın Aşk ve Cinayet Koleksiyonu kitabı ile Andre Gide'in Batak kitabı eklendi. http://kitapokumalari.blogspot.com
13 Mart 2007
Broken Heart
Bazen yüreğimiz yanıyor..Bazen sadece "susmak" kalıyor bize..
Neler yaşıyoruz. Ne sıkıntılar çevreliyor değil mi etrafımızı, kalbimizi, ruhumuzu. . .Bana pollyanna ya da sevgi kelebeği der arkadaşlarım.
Ben bir pollyanna mıyım?..Hiç kırılmaz mıyım?..Nasıl kırılmaz bir yürek..Nasıl sıkılmaz, nasıl acı çekmez?..
Ancak sıkıntıları, sıkıla sıkıla anlatarak büyütmek yahut küçültüp küçültüp yok etmek gibi seçenekler var..İnsanlara sıkıntıdan çok mutluluk vermeye çalışmak pollyannacılıksa evet, pollyanna olmak lazım bazen..Gencecik yüzlere gerilmiş çatılmış kaşlardan çok tebessümler ve gülen gözler yaraşır..
Bunun için bugün içime sıkıntı veren bazı şeylerden bahsedecek olmuştum ama sıkıntıyı kalbimden kovmaya karar verdim.
Ve rahatladım biraz...Kalbi benimki gibi incinmiş olanlara içten bir selam gönderip, sıkıntılarının küçülüp küçülüp toz kadar kalmasını uçup gitmesini diliyorum Rabbimden..
Yoksa sıkıntılar bir balon gibi şişip tüm yüreği kaplayabilir..O zaman kalbe esas gerek olan şeylere yer kalmayabilir..
"Kalp kıran" ve "kalbi kırılan" olmaktan Rabbimize sığınıyoruz..
Kalp ki, Beyt-i Hüdadır..
12 Mart 2007
Salkım söğüdün ilk tebessümleri..
Kim bilir kaç kişiye, kaç sıcak günde, bir ferahlık olmuştur..
Kim bilir kaç kuşa, kaç minicik canlıya yuva olmuştur..
Kışın tüm elbisesini dökmesine rağmen, köklerine sıkı sıkıya bağlandığı için, işte vakti geldiğinde, her dalından, her köşesinden tebessümler saçmaya başlar salkım söğütler..Ne de güzel gülümserler..
Kulaklarımız belli bir frekansı duyabilmiş olsa, sanırım şu sıralar yaprakların şu tahtadan dallar arasından çıkmalarını işitirdik, belki bir gürültü olurdu her yanda. Gümbür gümbür gelirdi baharın sesi..
Topyekün bir yenilenme..Topyekün bir yeşillenme..
Bir diriliş muştusu..Yeni bir soluk..Yeni jenerasyon yapraklar..
Baharla birlikte 6 ay kadar dünyamıza renk verecek, oksijen verecek, kuşlara katık olacak yapraklar..
Kışı yaşayamadık..Ama kışı yaşayamadık diye, bahara küsmemek lazım :) :)
Hoşgeldin ey bahar, nev bahar..
En güzel renklerinle gir kalbimize..
Bir diriliş muştusu ol yüreğimize..
Rahmet ve bereketinle...
11 Mart 2007
Cam Irmağı Taş Gemi
Netice: Cam ırmağında taş gemi yüzdürmeyi bir türlü başaramadım
Nazan Bekiroğlu-Cam Irmağı Taş Gemi
03 Mart 2007
İstanbul Ticaret Üniversitesi iletişim fakültesi öğrencilerinden İlker Özcivan, Eminönü'nden Üsküdar'a gitmek üzere vapurdaydı. Galata Kulesi'nin fotoğraflarını çekiyordu.ışık yerindeydi ve bir kuş sürüsü de gökyüzünde dalgalanıyordu. İlker Özcivan, yolculardan biri uyarınca deklanşöre basıyor ve bu 'o' anı yakalıyordu. Sanki kuşlar insanların sevgi simgesinin şeklini biliyordu da mükemmel ve şaşırtıcı bir kusursuzlukla gökyüzüne nakşettikleri stilize kalp şeklini görebilecek birilerini umuyordu.01 Mart 2007
Hands of love
Ona bir oda ver baba..Bir evi olsun..Ama zaman zaman da çıkıp gidebileceği bir yer.."
Babam ve Oğlum'dan
ÇOCUKLARIMIZ
Çocuklariniz sizin çocuklariniz degil,
Onlar kendi yolunu izleyen hayatın oğulları ve kızları.
Sizin araciliginiz ile geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin degiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düsüncelerinizi degil.
Çünkü onlarin da kendi düsünceleri vardir.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarini degil.
Çünkü ruhlar yarinlardadir,
Siz ise yarini düslerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalisabilirsiniz ama sakin onlari
Kendiniz gibi olmaya zorlamayin.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alisverisi yoktur.
Siz yaysiniz, çocuklariniz ise sizden çok ilerilere atilmis oklar,
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayi egerek okun uzaklara uçmasini saglar.
Okçunun önünde kivançla egilin
Çünkü Okçu, uzaklara giden oku sevdigi kadar
Basini dimdik tutarak kalan yayi da sever...
Halil Cibran
27 Şubat 2007
Aylar geçiyor, ay dönüyor
Nicedir halini hatrını sormayı unuttuğum ay'a da mahcubane ama sevgiyle bakıyorum. Ay dolunaya yüz tuttuğunda, benim de gözlerimdeki ışık artıyor, sanki ben de ışıkla doluyorum. Yüreğim med-cezirler gibi gelip gidiyor.
Aya dönüyor ve diyorum ki;
Sen bana bir armağansın, ben de sana..Sen bana bir armağan olabilirsin, eğer seni vereni tanır ve bilirsem. Ben sana bir armağan olabilirim, senin üzerinde seni Yaratan'ın tecellilerini görebilir ve şükredebilirsem, şehadet edebilirsem.
Uzaktan puslu puslu ışıldayan ay parlak parlak tebessüm ediyor.
Ne kadar zaman sonra ilk defa hasbihal etsek de, hep vefakar, hep dönüp duruyor etrafımızda. Hep aynı yörüngede ve hep aynı emir üzerine..
Armağansın güzel ay, Rabbimizden bize..
Armağan olabilir mi varlığımız kainata, muhabbetimizle ve bakışlarımızla?...
20 Şubat 2007
Tebessüm :)
Neden bebekler içten, taa içerden gülümserler?..
Neden olsun?..Mutlu olalım diye..:)
Şöyle bir tebessüm etsin yüzümüz ve gönlümüz diye..
Oh diyelim diye, ferahlayalım diye şöyle bir..
Teşekkür ederiz Allahım,
Seni çok seviyoruz Allahım...
19 Şubat 2007
Uzuvları yitirmek..
Zevk ve mutluluklar bir yanda kalmışken, elem, ıstırap ve acı dolu günler başlıyor.
Bazen bunlar tam da hayatın en güzel zamanındayken, tam da işleri kurmuşken, tam feraha erecekken oluyor.. Feraha ermek diye bir kavramın dünya üzerinde olmadığını haykırırcasına “Dünyada rahat yoktur” sözü yankılanıyor dört bir yanda..
21 yaşında bir genç, bir kaza sonucu dört uzvunu da yitirip yatağa mahkum kalıyor..Sağlıklı olan akranları kendisini gördüklerinde gerçek olmasına ihtimal vermedikleri durumların bir film gibi karşılarında durduğunu fark ediyorlar..
Sapasağlam çocuğunun bir anda yatağa mahkum olmasıyla karşı karşıya kalan anne, çocuğuna karşı metanetle, cesaretle, şefkatle muamele ediyor. Ama oğlundan uzakta bir köşede, eli alnında, perişan vaziyette düşünüyorken onu gördüğümüzde, bu metanetin oğluna gösterdiği şefkate binaen oynanmış bir oyun olduğunu fark ediyoruz.
devamı>>
05 Şubat 2007
Bitmeyecek olan
Aşk gözde çok büyütülüyor, her şeyi gözden silebiliyor, çok büyük beklentiler yükleniyor aşka. Sonsuz güven dileniyor, sonsuz sadakat, sonsuz sevgi ve ilgi..Bu aslında bir nevi, sonsuz ben merkezciliğe götürüyor kişileri..
Hayatta tutunacak tek dal olarak "aşk"ı bulmuş olanlar, onu kaybettiklerinde dünyayı da "tutunamayacakları" bir yer olarak "zindan" olarak görebiliyorlar..
Oysa aşk denilen şey iki beşer arasında karşılıklı ya da bir beşerin bir diğerine tek taraflı hissettiği bir his yoğunluğu olduğunda ne kadar da kırılgan, ne kadar da bozulmaya-yok olmaya yatkın bir şeydir. İnsan, hata işlemeye meyilli bir yaratılışa sahiptir, insan unutabilir, insan kırabilir, insan kırılabilir. Aşk dediğimiz bu duygular bütünü nasıl demir-çelik gibi sağlam olsun ya da nasıl sonsuza dek aynı hisleri yaşatsın?..
Tüm bunlar bir tarafa, yok olanı görmek, yok olmayacak olana yönlendirmeli insanı. Kırılgan, değişken olan beşeri hislerden ziyade, yok olmayacak, ebedi kalacak sevgiye..
Hep ismini zikrettiğimiz aşk'a, aşk-ı Baki'ye..
aşk-ı beka dahi yetmez çünkü, beka dahi el-Baki olan Yaratıcımıza aittir..
Milyonlarca yıldır milyarlarca insanı ağırlayan şu yeryüzünün ve kocaman kainatın, hepimizin ve her şeyin sahibine, hakimine, mabuduna..
Gerisi bir görünüp bir kaybolan köpükler ya da ışıltılardan başka nedir ki?..
27 Ocak 2007
Netice
Bir yemeği hazırlamak saatler alıyor, yemek ise dakikalar içinde tükeniyor.
Bir kitap yazmak bazen yıllar alıyor, okumak, saatler ya da günler..
Bir ömür, bizce "bir ömür" sürüyor, mezar taşını okumak ise, bir kaç saniye..
Küçük gibi görünen neticeler için büyük vakitler harcanıyor..
Yapılıyor bir şeyler, tadılıyor nimetler, görülüyor neticeler ama, hepsi hepsi ne oluyor ki tüm bunların?..
Bazen yüzde mütebessim bir hal, bazen başarmanını hissettirdiği mutluluk ve özgüven, bazen kaybetmenin ve hüsranın yüzde çizgi çizgi belirmesi..İnsan döner de sorar kendi kendine..
Değer mi?..
Neyin değeri ne kadar?..
Yıllar bir kaç saate ya da saatler dakikalara nasıl takas edilir?..
Karşılıklar geçici, neticeler kıymetsizse eğer, heba olup gitmez mi emekler?..
Anlık zevkler, saatlik muhabbetler zeval olup gitmez mi?..
Hem bir ömre işaret eden bir mezar taşı tüm bu lezzetleri-keyifleri ihtiva etmez ki..Hem toprakta da bir karşılığı yoktur..
İşte her şeyin karşılığı küçük..Ah ki ne ah...
Karşılığı sonsuz mutluluk, ücreti sonsuz servetlere denk ameller var..
İman ile, halis niyet ile başlayıp ihlas ile sürdürülen ameller..
Kısa sürede uzun karşılıklar..
Emelsiz, niyetsiz yapılan tüm işler emeğin karşılığında cüz'i ve silik bir netice veriyorken ve bu neticeler de gelip geçiciyken, yüce gönüllülük remzi tevazu ile akla gelmez neticeler elde edilebiliyor..
Dünya için sarf edilen çaba dünyada kalırken, ukba için atılan her adım sonsuzluğa taşınıyor..Dünyada, dünya için inşa edilen binalar tüm gayretlere rağmen bir sarsıntıda yıkılabiliyorken, salih ameller işlendikleri anda kaydediliyorlar.
Öyle ameller ki, karşılığında hiçbir beklenti yok..Bir netice hayali de yok..Rabbe müteveccihen, Rabbin rızasına niyetle yapılan ameller ve o amellerle erilen mertebeler..
Yok olup gitmeye mahkum zaman parçacıklarını, baki bir hayata terfi ettirecek amel-i salihler..
Bir ömrü, faydasız gelip geçici bir zevk ile yahut küçük menfaatler ile takas etmektense, bir anı, ömrü bakiye tebdil ettirecek davranışlar ne kıymetli..
Tüm bu düşüncelerle, aslında dünyada hızla geçen şu zaman, ne bereketli..Zamanı bereketsizleştiren şeylerden biri, zamandan ve yapılan işlerden bir beklentimizin olması olabilir mi?..
İnsanlar çalışır, çalışır, çalışır..Dünyanın dört bir yanında olan rızk peşinde koşar da koşar..Yıllarca çalışır ve neticesinde bir emekli ikramiyesi alır. Nasıl da hızlı geçmiştir zaman, elde avuçta olan ise nedir?..Bir ev ve bir araba..
İşte bu düşünce bereketsiz kılıyor olmalı hayatı..
Çünkü bu dünyanın gayesi ne mal-mülk edinmektir, ne de ektiğimiz tohumların ağaç olduğunu görmek..
Neticelerin bir çember içine aldığı sebep-sonuç eksenli bir hayat sonunda içinden çıkılmaz bir hal alacaktır..
Oysa vazifemizi yapıp Rabbimize yöneldiğimizde neticenin en hayırlısı zaten bizim için hazırlanacaktır..
Bunun için, her ağır gelen yükümlülüğe, her tebessüme, her emeğe,
her şeye "değer"..
22 Ocak 2007
21 Ocak 2007
Rahmet Meleklerinin Çiçek Tutan Elleri
ALLAH rahmetinin elçileri olan meleklere bir elbise dikseydi bir kar tanesi gibi olurdu her halde. Kar her haliyle güzeldir.
Melekler görünen elbiselerle cennetten dünyaya inerken çocukların gözlerine dokunur, onları sevince boğarlar adeta.Kar her şeyin üzerine giydiği bir elbise olur ve her şeyi beyaz bir çiçeğe dönüştürür. Kar giysisini giyinen her şey göze güzel görünür. Üzeri karla örtülmüş hiçbir şeye çirkin diyemezsiniz.
Evet bir melektir kar. Kendine bakanlara bir neşe ve ferahlık veren beyaz gelinlik giymiş bir melek. İster gözünüze , isterse teninize dokunsun ve hatta hayalinize ; her dokunuşunda bir mutluluk, bir ferahlama ve tatlı bir serinlik vardır.
Karı dünyamıza gönderen rabbimiz bizleri sevindirmek istiyor. Karla bütün çirkinlikleri örttüğü gibi kalbimizdeki çirkinlikleri de örtmek istiyor. Kar nasıl değdiği her şeyi güzelleştiriyorsa, biz de kalbimizdeki güzellikle her şeyi güzelleştirelim istiyor. Aslında kara yüklediğimiz bütün çirkinlikler bizden kaynaklanır. Karın çirkin yüzü yoktur, kaderinki gibi, onu kirleten habis ruhların çirkin nazarlarıdır onlar.
Kar her şeyi ile rahmettir. Sert ve şiddetli yüzüyle dahi. Zira onun sertliği ve soğukluğu, mikroplara yada habis ruhlara karşıdır. Şiddetinde de canlılara şifa bir rahmet saklıdır. Tabi ki o rahmeti görebilecek manaya dikkat eden güzel görücü gözler için. Kötülükleriyle hasta olan kalbimize rahmeti; gülücükleriyle ve manasındaki tatlılığı ile de rabbin şefkatini sunarken yaramızdaki mikropları, bandırdığı oksijenli su ile temizleyen bir hemşire misali, ciğerlerimizin gıdası olan havayı zararlı gazlardan temizler. Aynı zamanda bedenimizin gıdası olan meyve ve sebzelere musallat olabilecek mikroplardan arındırır toprağı ve ağaçları. Bize sıcacık gülen yüzünü gösterirken soğuk yüzüyle mikroplardan ve zararlı canlılardan bizi korur. Celal ve cemal birlikte kemali gülümser karı mucizevi yüzünde.
Ve kar, kışın karnında sakladığı bahar bebeğinin müjdecisidir. Kışın gökten yere inen rahmet melekleri baharda süslü elbiselerle rengarenk yerden yukarılara yağar. Kar ve kış olmazsa bahar da olmaz; yaratıcı kış ağacının soğuk fakat gülümseyen yüzünde yazmakta baharı. Kar baharda gülümseyen çiçekleri ve yazda tatlanan meyvelerin müjdecisi ve hazırlayıcısıdır. Çiçeklerde gülümseyen renkli giysileri ve meyvelerin tadı taşıyan tulumbacıkları karın kalbinde sakladığı şefkat sularıyla dokunur. O şefkat ve merhametin nurları hakikati gören gözlerde okunur.
Evet iliklerinize kadar işleyen soğuğu içinizden çıkartıp atacak sıcak bir şeye sarılmak istemeniz misali kar da soğuk yüzüyle bize yokluğun yürekler ürperten soğuğunda bizi sımsıkı saracak şefkatli bir ele olan ihtiyacımızı hatırlatır bize. Yani soğuk yüzü de sıcaktır karın. Sımsıcak baharlara yazlara gebedir o haliyle. Beyaz kar melekleri dökülmeden semadan, yerden ağaçların yüzüne renkli bahar çiçekleri takılmaz tıpkı çiçekler karlar misali ağaçlardan dökülmeden dökülen yerlere meyveleri takılmadığı gibi.
Evet gidişlerde saklıdır gelişler, ayrılıktır kavuşturan sevgilileri. Soğuğun içinde saklıdır sıcacık sarılışlar. Zıtlıklardır varlıkların varlığını haykıran. Mutlakın yüzündeki sınırlılık örtüsü onu bize açan bir perdedir sadece. O yüzden oda güzeldir öylece.
Öyleyse bırakın kar sarsın gözlerinizi. Bırakın o bembeyaz gözlerde bütün renkler gülümsesin. Bırakın kar yaratıcının sonsuz güzel isimlerini haykıran tatlı bir beste olsun size. Bırakın yüreğiniz kar taneleri adedince hatta onları taşıyan melekler adedince teşekkürler yolasın rabbine.
Rabbim! meleklerin elleriyle resulünün -as- göğsünü yarıp tertemiz karla kalbini yıkadığın gibi bizim kalbimizi de mağfiretinle yıkayıp kar gibi beyaz yap ki o beyazlıkta sayısız isimlerin gülümsesin.
© 2007 karakalem.net, Abdürreşid Şahin
18 Ocak 2007
Yağmura ve kara hasret
Başka bir memleketten, kim bilir nereden ekranımıza gelen bir görüntü..Başka bir memleketten, zira memleketimiz Rahmet bekliyor.
Dualar yükselsin inşallah kalplerimizden, Rahman olan Rabbimiz Rahmetini göndersin topraklarına..
Küçüğünden büyüğüne canlı-cansız tüm yaratılmışlar vesile-i rahmet olan suya muhtaç. Su hayata can katıyor. Damarlarımızda ve kalbimizde çarpan da su..Gözlerimizdeki ışıltı da su..
Bir bitkinin rengi de su..Bir çocuğun gülüşü de su..
Su, yani rahmet..
Ne çok muhtacız. Rabbim hayırlarla yağdırsın, hayırlarla suya ve rahmete kavuştursun bizleri..
17 Ocak 2007
İnce ince tutunuşlar..
dünyevi stresler ne kadar yıpratır şu ince ince halatları değil mi, ne kadar iz bırakır ruhlarımızda..
ama bir gün sular çekilir, ruh uçar gider..hareketsiz bir gemi kalır suyu çekilmiş okyanusun dibinde.
yazık olur kendi kendimize ettiğimiz eziyetlerle hırpalanan kalplerimize..
çoğu zaman kendi kendimize ederiz zaten zulümleri.
kendimizi mutsuz da ederiz, mutlu da..huzurlu da ederiz huzursuz da.
ancak kabahati başka bir şeylerde ararız ya..
dalar gideriz ya dünya telaşına..
işte ince ince bir ah çekip,
sımsıkı sarıldığım halatların ellerimde açtığı yaralarla, teselliye kalkışıyorum kendimi. yaralara merhem Rahmete duyduğumuz inanç ve ümitten başka bir şey olmuyor.
yorgun düşüyor bedenim, bazen kırılıyor yüreğimde bir köşe.
ancak "La rahadde fiddünya" -"Dünyada rahat yoktur"..
gelir ve geçer dünya..
sular çekilir, hem de aniden..
öyleyse neden bu ümitsizlik?..
Rahmet inancıyla Rahmet ümidiyle sarıyorum yaralarımı..
Rahman, lütfeyleye, Rahmeyleye, Nur eyleye...
11 Ocak 2007
sallanan yer yüzü..
deprem oldu Ankara'da..ya da başka bir şehirde oldu onu hissettik bilmiyorum.
şunu biliyorum, yer ayaklarımın altında sallanırken kalbimde de bir deprem oldu, birden titredim..ne kadar hazırlıksızım ölüme..
Rabbim, bizleri afetlerden, kazalardan, musibetlerden uzak tut. Bizlere hayırlı ömür ve hayırlı ölüm ihsan eyle. Ölüme her gün ve her an hazırlıklı eyle. Amin !...
08 Ocak 2007
Uhuvvet
Sabahları Dost Fm'de dinlediğim Sabah Duasının beni en çok etkileyen bölümlerinden biri " Allahım, insanlar için küçük bir yardımı çok görmekten sana sığınırım"
Küçük, küçücük şeyler bile çok büyük çok külfetli geliyor bazen insanlara..Trafikte bir arabaya müsade etmek, ya da bir yayanın geçmesine izin vermek mesela. Ya da birinin yere düşen kalemini uzatmak..Birini beklemek, ya da bunun gibi ufak tefek şeyler ne kadar ağır gelebiliyor nefislere. Hatta "kendini ezdirmemiş olma" gibi bir ifade yakıştırılabiliyor bazı durumlarda.
İyiliklerden karşılık bekleniyor bir de..Ancak karşılığını hemen burada alacaksak, bunun rıza boyutu nerede kalır öyle değil mi..
İşte bu duanın tekrarıyla, Rabbimizden küçük bir iyiliği çok görmemeyi dileyelim..
Küçük, küçücük görünen, bir sevgi sözcüğü yahut bir tebessümü, çok görmeyelim..Kardeşliği, uhuvveti başlatan hep o "küçük" şeyler değil mi..Hem hiç küçük değiller aslında. Bence kocaman bir hediye paketinden çok daha büyükler :)
Uhuvvet ile, muhabbet ile birbirimize yaklaşmayı, yakınlaşmayı diliyorum..Kardeşlik diliyorum Rabbimden..Hepimiz için..
fotoğraf:Prof.Dr.ZihniSinir/flickr
