Uzun kış günlerinden sonra beklenen, geldiğinde çokça sevinilen bahar dahi baki değil, tıpkı güz gibi ve kış gibi ve yaz gibi..Mevsimler birbirine dönüp duruyorken, baharın çiçekleri toprak oluyor..Çiçekler düşüyor toprağa, yapraklar filizleniyor, ve meyveler olgunlaşıyor sonrasında..Bu gidişe de üzülmemeli diyor insan. Çünkü bir bahar biter ancak bir diğeri gelecektir. Gündüzler geceye dönüşüyorsa, gece de seherlere bırakacaktır yerini..
Alem döner dururken, alemden geçip gidenler birer ayet olurlar, not düşerler düştükleri yere, Baki olan Yaratıcılarını işaret ederler..
Bunun için, gelişleri de güzeldir, gidişleri de..
Ömrümüz de, Yaratıcısını gösteren bir ayna olur inşallah..
Aynamız pür-i pak olur inşallah..
Şükürler olsun baharla yüreğimizi şenlendiren Rabbimize !...
23 Nisan 2006
Çocuklar-Ulus/Ankara/Turkey
Dünyadan haberi olmayan beş yaşlarında bir çocuk..Büyüdüğünde şaşıracak belki hayatın göstereceklerine..Belki sorgulayacak nereden gelip nereye gittiğini..Ama şimdi bütün düşüncelerden uzak, kurulmuş köşesine..
Çocuklar-Ulus/Ankara/Turkey
Ulus Hacıbayram mevkiinden çocuklar. Yoksulluğun içinden tebessüm eden yüzler. Herbiri çocuk masumiyeti taşıyor.
Yüzünü Allah'a döndür !...
içinde leke olmazsa, ışığı olduğu gibi geçirirsin.
camın gölgesi olmadığı gibi, velilerin de gölgesi olmaz.
günahlar benliğinde lekeler bırakır
ve lekeler, gölge yapar..
içten aydınlanmaya bak!..
Kubilay Aktaş
Moral Fm Radyo Programından
camın gölgesi olmadığı gibi, velilerin de gölgesi olmaz.
günahlar benliğinde lekeler bırakır
ve lekeler, gölge yapar..
içten aydınlanmaya bak!..
Kubilay Aktaş
Moral Fm Radyo Programından
Keramet
İmam-ı Rabbani'ye demişler;
"Bir keramet göster!"
Şöyle bir yürümüş, "işte" demiş.."keramet"..
"Kerim olanın ikramı olmasa, en küçüğünden en büyüğüne hangi hareketimizi yapabiliriz????"
Kaynak: http://1111.karakalem.net
"Bir keramet göster!"
Şöyle bir yürümüş, "işte" demiş.."keramet"..
"Kerim olanın ikramı olmasa, en küçüğünden en büyüğüne hangi hareketimizi yapabiliriz????"
Kaynak: http://1111.karakalem.net
07 Nisan 2006
AVUCUNUZDAKİ KELEBEK
"Bir genç kız bilge adamı şaşırtmak istiyor.
İki elinin arasına bir kelebek koyacak ve bilge adama,
'avucumun içinde bir kelebekvar,canlı mı ölümü?' diye soracak.
Ölü derse kelebeği salıverecek, canlı derse avucunu bastırıp kelebeği öldürecek,
bilge adam her ne dersetersini ispat etmiş olacak.
Kız kapalı tuttuğu ellerini bilgeye doğruuzatıyor:
'Avucumun içinde bir kelebek var: Canlı mı, ölümü?'
Bilge adam cevap vermeden önce uzun uzun kızın gözlerinin içine bakıyor ve cevap veriyor: 'Canlı da olması, ölü de olması senin ellerinde kızım, senin ellerinde'...
Ahmet Şerif İzgören'in - Avucunuzdaki Kelebek eserinden
lale-tulip
lalelerin yaprakları semaya dönüktür..laleler zariftir, laleler ince..bir mevsimliktir onlar, kıymetlidirler..yaprakları göğe doğrudur sahiden, çünkü duadadır laleler..Gül Peygamberimizi s.a.v anlatırsa, Lale de Allah'ı hatırlatırmış...
işte böyle güzel bir çiçek..böylesi bir mutluluk..
fıtratımızı bizden iyi bilen Rabbim istediğimiz gibi, seveceğimiz gibi gönderiyor gönderdiklerini..
çok şükür..
Bu lale Nisan ayının ilk haftası, Keçiören Atatürk Bahçesinde fotoğraf karesine alındı.
işte böyle güzel bir çiçek..böylesi bir mutluluk..
fıtratımızı bizden iyi bilen Rabbim istediğimiz gibi, seveceğimiz gibi gönderiyor gönderdiklerini..
çok şükür..
Bu lale Nisan ayının ilk haftası, Keçiören Atatürk Bahçesinde fotoğraf karesine alındı.
26 Mart 2006
Radyo'dan kalplere
Susadığımda berraklığına kandığım su.
Elimi verip kalbimi kaptırdığım toprak.
Kendini içine çeken Hava.
Şefkat şiir ve Bilgelikten sonra Evrende var mı bir kargaşa?
Yusuf Özkan Özburun Cuma hariç hafta içi her gün saat 18:30’da
Marmara Fm’de..
ŞefkatŞiirBilgelik
Yan yana koyduğunuzda koca bir hikaye çıkabilir..
http://www.marmarafm.com
Ayrıca, pazartesi, salı, çarşamba,perşembe,cuma Radyo 15'te saat 19.10'da Kervan programı ile Yusuf Özkan Özburun bizlerle..
http://www.radyoonbes.com
Elimi verip kalbimi kaptırdığım toprak.
Kendini içine çeken Hava.
Şefkat şiir ve Bilgelikten sonra Evrende var mı bir kargaşa?
Yusuf Özkan Özburun Cuma hariç hafta içi her gün saat 18:30’da
Marmara Fm’de..
ŞefkatŞiirBilgelik
Yan yana koyduğunuzda koca bir hikaye çıkabilir..
http://www.marmarafm.com
Ayrıca, pazartesi, salı, çarşamba,perşembe,cuma Radyo 15'te saat 19.10'da Kervan programı ile Yusuf Özkan Özburun bizlerle..
http://www.radyoonbes.com
25 Mart 2006
İSİMLE ATEŞ ARASINDA
İSİMLE ATEŞ ARASINDA
Nazan Bekiroğlu
Timaş Yayınları
İsim ve Ateş adlı iki bölümden oluşan kitap, isim ve ateş arasında geçen bir yeniçeri devrini anlatmaka ve onun yakınında zuhur eden bir aşkı..
Cümlelerden derin izler bırakanları kaydetmek istedim:
“Hikmetleri kelimelerin kalplerine indiren Allah’a hamdolsun”
Füsus, İlk Cümle
…Endülüslü bilgenin bir kitaba ilk cümlesiyle; hikmetleri kelimelerin kalbine Rabb indirmişti..
…Kolay olmamıştı ama, yolculuğun suretten manaya doğru olduğunu öğrenmiştim ben.
…Var edenin “Hafiz” isminde suya rağmen ateş, ateşe rağmen su böylece korunup durmuyor muydu?
…her şey dengedeki hikmetteydi. Suyun kokusu olsaydı bütün kokular birbirine karışırdı. Hele yağmurdan sonra ! Oysa, diyordu Nihade, suyun kokusu olmadığı için yağmurdan sonra duyulan toprağın kokusu oluyordu. Gülün, karanfilin, diğer kokulu yaprakların, çiçeklerin, otların. Kelamın özü:
Sardunyanın, toprağın, servinin kokusu olsun diye yoktu suyun kokusu.
…Meğer aşk, indiği kalbi ihya ediyordu ya, ihya edemezse yok ediyordu, kazasız belasız kurtulmanın imkanı yoktu.
…Eyüp oyuncakları satan yaşlı oyuncakçıyı hatırladım. Nur’a uykunun sularına düşerken eşlik etmesi için müzikli bir salıncak alırken bir vidasının gevşek olduğunu fark etmiştim. Usta, şunu bir sıkıştırıver demiştim. Yoksa iki gün sonra dağılacak.Gülümsemişti. Bırak gevşek kalsın, demişti, ki dönüp yine bana gelesin.
Aşk yaratılmışların içinde kusursuz görünse de en kusurlu olanıydı kuşkusuz. Hiç dağılmayacak zannedilen bütünün ansızın darmadağın olmasının mantığa gelir bir nedeni yoksa, bu sadece kusurlu yaratılmış olmakla izah edilebiliyordu. Bilerek ve isteyerek Onu yaratana, rakip sıfatıyla araya girme hakkını versin ve ki kulları onu bırakıp aşka tapmasın diye. Aşkı ve dahi onu kalbinde taşıyacak olanların tümünü yaratan kuşku yok ki; aşıklar, gerçek aşkın mahiyetini ve kaynağını önünden bulutlar çekilen dolunay gibi fark etsinler diye, birbirlerine bitimsiz bir aşkla bağlanmasınlar diye, aşkı bitimli kılmıştı. Bitmemesi aşkın, ancak onu yaratanın fark edilmesi anlamına geliyordu. Çünkü bitimsiz olan sadece O’ydu. Fakat kaderi öfke ile rıza arasında sallanıp duran aşkın beşeri yanı ruhani yanını tedirgin edip duruyordu. …
…Değil mi ki bir kez ismi koyulmuşsa tarihin bir döneminde şaşaayla var olmuş ve sonra sonsuza değin unutulmuş şehirlere unutuluş yok. İlahi muhayyile de çünkü unutuş yok. Gelmiş ve geçmiş bütün ateşlerin tutuşturabileceği kadar hararetli alevlerde yansın bütün defterler.
Allah’ın defterleri yakılabilir mi?....
…Fakat sınırı varmış namluda bir kurşun hükmünde hazır duran tedirginliğe tahammülün. Bunu bilemedim…
…Su içenin eskisi kadar susuz olması beklenesi değildi elbet ama hangi su içmek, bir kez daha susamamak anlamına geliyordu ki ?..
…Ruh, iyinin işaretini seçmekle başlayan haberdi. İyi, kötünün bittiği yerdi. Kötünün sınırıysa insanın insana, insanın hayvana, canlı olana, hatta eşyaya zulmü demekti.
…Başımın üzerindeki büyük, derin ve lacivert semada parlayacak iyi haber taşıyıcı yıldızı bekledim. Yoktu.
…İbrahim önce kelimelerle sonra ateşle sınanmıştı. İsimle ateş arasında İbrahim önce kelimeleri aştı. İçinde hu yangını ateşi aştı. Ateşti su, ateşti koku. Ölüm ateş, dirim ateş. Kan ateş, karanlık ateş. Harf ateş, sözcük ateş. İsim ateş, ateş ateş. Ne ben İbrahim’din oysa ne Nihade Nemrut’tu. “Serin ve selametli” olmadı ateş.
…, sen nasıl aşıksın? Dedi. Bir aşkı tartarsa ancak aşk tartar. Akıl aşka denge değildir. Karanlıksam karanlığımı, bulanıksam bulanığımı kabul etmezsen nasıl aşksın, diye yineledi. Sustum. O susmadı. Bana aşksan aşk gibi gel, dedi. Aşkın pazarında, kendisinden başka hiçbir ölçünün geçerli olmadığını bilmiyorsun ve aşkın erliğine soyunmuşsun. Yine sustum. Ağzım kuş değil, taş doluydu, konuşamıyordum.
Nazan Bekiroğlu
Timaş Yayınları
İsim ve Ateş adlı iki bölümden oluşan kitap, isim ve ateş arasında geçen bir yeniçeri devrini anlatmaka ve onun yakınında zuhur eden bir aşkı..
Cümlelerden derin izler bırakanları kaydetmek istedim:
“Hikmetleri kelimelerin kalplerine indiren Allah’a hamdolsun”
Füsus, İlk Cümle
…Endülüslü bilgenin bir kitaba ilk cümlesiyle; hikmetleri kelimelerin kalbine Rabb indirmişti..
…Kolay olmamıştı ama, yolculuğun suretten manaya doğru olduğunu öğrenmiştim ben.
…Var edenin “Hafiz” isminde suya rağmen ateş, ateşe rağmen su böylece korunup durmuyor muydu?
…her şey dengedeki hikmetteydi. Suyun kokusu olsaydı bütün kokular birbirine karışırdı. Hele yağmurdan sonra ! Oysa, diyordu Nihade, suyun kokusu olmadığı için yağmurdan sonra duyulan toprağın kokusu oluyordu. Gülün, karanfilin, diğer kokulu yaprakların, çiçeklerin, otların. Kelamın özü:
Sardunyanın, toprağın, servinin kokusu olsun diye yoktu suyun kokusu.
…Meğer aşk, indiği kalbi ihya ediyordu ya, ihya edemezse yok ediyordu, kazasız belasız kurtulmanın imkanı yoktu.
…Eyüp oyuncakları satan yaşlı oyuncakçıyı hatırladım. Nur’a uykunun sularına düşerken eşlik etmesi için müzikli bir salıncak alırken bir vidasının gevşek olduğunu fark etmiştim. Usta, şunu bir sıkıştırıver demiştim. Yoksa iki gün sonra dağılacak.Gülümsemişti. Bırak gevşek kalsın, demişti, ki dönüp yine bana gelesin.
Aşk yaratılmışların içinde kusursuz görünse de en kusurlu olanıydı kuşkusuz. Hiç dağılmayacak zannedilen bütünün ansızın darmadağın olmasının mantığa gelir bir nedeni yoksa, bu sadece kusurlu yaratılmış olmakla izah edilebiliyordu. Bilerek ve isteyerek Onu yaratana, rakip sıfatıyla araya girme hakkını versin ve ki kulları onu bırakıp aşka tapmasın diye. Aşkı ve dahi onu kalbinde taşıyacak olanların tümünü yaratan kuşku yok ki; aşıklar, gerçek aşkın mahiyetini ve kaynağını önünden bulutlar çekilen dolunay gibi fark etsinler diye, birbirlerine bitimsiz bir aşkla bağlanmasınlar diye, aşkı bitimli kılmıştı. Bitmemesi aşkın, ancak onu yaratanın fark edilmesi anlamına geliyordu. Çünkü bitimsiz olan sadece O’ydu. Fakat kaderi öfke ile rıza arasında sallanıp duran aşkın beşeri yanı ruhani yanını tedirgin edip duruyordu. …
…Değil mi ki bir kez ismi koyulmuşsa tarihin bir döneminde şaşaayla var olmuş ve sonra sonsuza değin unutulmuş şehirlere unutuluş yok. İlahi muhayyile de çünkü unutuş yok. Gelmiş ve geçmiş bütün ateşlerin tutuşturabileceği kadar hararetli alevlerde yansın bütün defterler.
Allah’ın defterleri yakılabilir mi?....
…Fakat sınırı varmış namluda bir kurşun hükmünde hazır duran tedirginliğe tahammülün. Bunu bilemedim…
…Su içenin eskisi kadar susuz olması beklenesi değildi elbet ama hangi su içmek, bir kez daha susamamak anlamına geliyordu ki ?..
…Ruh, iyinin işaretini seçmekle başlayan haberdi. İyi, kötünün bittiği yerdi. Kötünün sınırıysa insanın insana, insanın hayvana, canlı olana, hatta eşyaya zulmü demekti.
…Başımın üzerindeki büyük, derin ve lacivert semada parlayacak iyi haber taşıyıcı yıldızı bekledim. Yoktu.
…İbrahim önce kelimelerle sonra ateşle sınanmıştı. İsimle ateş arasında İbrahim önce kelimeleri aştı. İçinde hu yangını ateşi aştı. Ateşti su, ateşti koku. Ölüm ateş, dirim ateş. Kan ateş, karanlık ateş. Harf ateş, sözcük ateş. İsim ateş, ateş ateş. Ne ben İbrahim’din oysa ne Nihade Nemrut’tu. “Serin ve selametli” olmadı ateş.
…, sen nasıl aşıksın? Dedi. Bir aşkı tartarsa ancak aşk tartar. Akıl aşka denge değildir. Karanlıksam karanlığımı, bulanıksam bulanığımı kabul etmezsen nasıl aşksın, diye yineledi. Sustum. O susmadı. Bana aşksan aşk gibi gel, dedi. Aşkın pazarında, kendisinden başka hiçbir ölçünün geçerli olmadığını bilmiyorsun ve aşkın erliğine soyunmuşsun. Yine sustum. Ağzım kuş değil, taş doluydu, konuşamıyordum.
pencere önünde çiçekler
---------pembe, kızıl ve mor... pembe sıcacık, tatlı bir bebeğin yanağıydı. Kızıl sonbaharın önce sararan sonra kızaran sarmaşığı. Mor, masamda duran menekşeydi. Soldu...
Hakkı Bağcı---------
bilir misiniz menekşeler niçin solar?...sarmaşık niçin bir renkte sabit kalmaz?...niçin kaybolur güzellikler...
ebedi değildir bu alem, ve ebediyet timsali olamaz hiçbir güzel..
her kaybolan renk, renklerin "Kaybolmaz Sahibi"ne işaret eder.
solan her menekşe "Hayat veren" ve "solduran"ı hatırlatır..
bu yüzden, geçer gider mevsimler, doğar-büyür çocuklar, ölür yapraklar, kurur kaynak sular, döner devran...
devranın dönüşüne kapılmakta saklı olmalı mutluluk..mutluluk, menekşeyi solacağını bile bile sevmekte olmalı...
kara toprağın bağrından ne çıkacağını bilmeyen kış, kara toprağın daha evvel sanki hiç kara olmamışlığına insanı inandıran bahara gebeyse eğer, mutsuzluklar da baki mutluluğa, bu geçip giden dünya da ebedi bir aleme kapı olmalı...
bunları hissetmeli ve mutlu olmalı..
mutluluk, burda bulmalı kendini...
solmayan renkleriyle kuşanalım hayatı....
selametle,
renklerin en güzeliyle...
Hakkı Bağcı---------
bilir misiniz menekşeler niçin solar?...sarmaşık niçin bir renkte sabit kalmaz?...niçin kaybolur güzellikler...
ebedi değildir bu alem, ve ebediyet timsali olamaz hiçbir güzel..
her kaybolan renk, renklerin "Kaybolmaz Sahibi"ne işaret eder.
solan her menekşe "Hayat veren" ve "solduran"ı hatırlatır..
bu yüzden, geçer gider mevsimler, doğar-büyür çocuklar, ölür yapraklar, kurur kaynak sular, döner devran...
devranın dönüşüne kapılmakta saklı olmalı mutluluk..mutluluk, menekşeyi solacağını bile bile sevmekte olmalı...
kara toprağın bağrından ne çıkacağını bilmeyen kış, kara toprağın daha evvel sanki hiç kara olmamışlığına insanı inandıran bahara gebeyse eğer, mutsuzluklar da baki mutluluğa, bu geçip giden dünya da ebedi bir aleme kapı olmalı...
bunları hissetmeli ve mutlu olmalı..
mutluluk, burda bulmalı kendini...
solmayan renkleriyle kuşanalım hayatı....
selametle,
renklerin en güzeliyle...
03 Mart 2006
ney-i bezm-i gam!
“ Kamışların üzerinden geçerken,
Kuşları uyandırmaya korkan tatlı bir meltemin kanat çırpınışları”.
Assomption rahiplerinden Thibaut
ney inler dururmuş, insan dinler dururmuş..herkes kendine ağlarmış..doğru mu?
Kuşları uyandırmaya korkan tatlı bir meltemin kanat çırpınışları”.
Assomption rahiplerinden Thibaut
ney inler dururmuş, insan dinler dururmuş..herkes kendine ağlarmış..doğru mu?
26 Şubat 2006
AB-I HAYATTIR SU..
BİR AŞK-I KİMYEVİ
Ve aşkı resmetmek için “su”yu da seçti kainatın sahibi..
Her bir zerre gibi onu da özel mi özel kıldı..
Akarken yanaklarımızdan aşağı doğru, gözyaşı oldu su..
Kışın dondu, donarken bile aşkın desenlerini nakşetti kristallerce..
Süzülerek indi semaya, kar oldu..
Güneşin en kavurucu olduğu zamanlarda serin mi serin bir ferahlatıcı oldu…
Kimi zaman buharlaştı, gölge vermek için bulut oldu.. Ve Rahman onu seçti rahmet için..
İnce ince sızdı bulut kümelerinden, yağmur oldu..
Birikti, göl oldu..ve aktı sonra, nehir oldu..
İsmi çağlayandı uçurumdan döküldüğünde..
Daha çok birikti, sayısız canlıya barınak oldu..Bu kez adı okyanustu..
Bedenimizin bile çoğunluğu onunla doluydu..
Çiçeklere rengini, güzelliğini veren yine oydu evet..
Müsebbibül Esbab onu sebeb kılmıştı..Ne zaman su terk eylerse bir papatyayı, o narin çiçeğin boynu bükülürdü..
Bilir misiniz?..Soğuklarda göllerin yalnızca yüzeyi donar..Donan tanecikler molekül ağırlıkları daha az olduğu için yüzeye doğru seyre başlarlar…
Belki bunun içindi kimyevi olağanüstülük…
Çünkü diğer maddeler donunca ağırlaşırdı..
Oysa buzken daha hafifti su..Su canlıları böylelikle donmuş gölün altında bile yaşıyordu..
Bu kimyanın sahibi onu bir örtü kılmıştı göldeki balıklara..
Ya suyu oluşturan moleküllerin birbiriyle dansına ne demeli..Bu küçük ağırlığıyla bir gaz olmalıyken su, yapısındaki bağlarla apayrı bir özellik kazanmıştı..
Aşk-ı kimyevi ile minicik moleküller birbirine sarılınca işte, bu rahmet deryası olmuştu..
Rabbi “Kun- Ol” dedi suya, o da en güzel haliyle teşekkül etti..
Suyun sırrına ermek, su gibi aziz olmak ve rahmette yüzmek duasıyla…
Rabia N. K.
Ve aşkı resmetmek için “su”yu da seçti kainatın sahibi..
Her bir zerre gibi onu da özel mi özel kıldı..
Akarken yanaklarımızdan aşağı doğru, gözyaşı oldu su..
Kışın dondu, donarken bile aşkın desenlerini nakşetti kristallerce..
Süzülerek indi semaya, kar oldu..
Güneşin en kavurucu olduğu zamanlarda serin mi serin bir ferahlatıcı oldu…
Kimi zaman buharlaştı, gölge vermek için bulut oldu.. Ve Rahman onu seçti rahmet için..
İnce ince sızdı bulut kümelerinden, yağmur oldu..
Birikti, göl oldu..ve aktı sonra, nehir oldu..
İsmi çağlayandı uçurumdan döküldüğünde..
Daha çok birikti, sayısız canlıya barınak oldu..Bu kez adı okyanustu..
Bedenimizin bile çoğunluğu onunla doluydu..
Çiçeklere rengini, güzelliğini veren yine oydu evet..
Müsebbibül Esbab onu sebeb kılmıştı..Ne zaman su terk eylerse bir papatyayı, o narin çiçeğin boynu bükülürdü..
Bilir misiniz?..Soğuklarda göllerin yalnızca yüzeyi donar..Donan tanecikler molekül ağırlıkları daha az olduğu için yüzeye doğru seyre başlarlar…
Belki bunun içindi kimyevi olağanüstülük…
Çünkü diğer maddeler donunca ağırlaşırdı..
Oysa buzken daha hafifti su..Su canlıları böylelikle donmuş gölün altında bile yaşıyordu..
Bu kimyanın sahibi onu bir örtü kılmıştı göldeki balıklara..
Ya suyu oluşturan moleküllerin birbiriyle dansına ne demeli..Bu küçük ağırlığıyla bir gaz olmalıyken su, yapısındaki bağlarla apayrı bir özellik kazanmıştı..
Aşk-ı kimyevi ile minicik moleküller birbirine sarılınca işte, bu rahmet deryası olmuştu..
Rabbi “Kun- Ol” dedi suya, o da en güzel haliyle teşekkül etti..
Suyun sırrına ermek, su gibi aziz olmak ve rahmette yüzmek duasıyla…
Rabia N. K.
20 Şubat 2006
Helin
Çocuk Hastalıkları Polikliniği önünde sırasını bekleyen Helin isimli şirin bir kız çocuğu Elinde sımsıkı tuttuğu bebeğini bizden koruyor sanki Beyaz önlüklülere karşı fobi oluşmuş çocukta..Ne yapsın, canını acıtıyorlar, iğne vuruyorlar, boğazına bastırıyorlar..
Resmini çekip kendisine gösterdim, bir de canını acıtmadım, o yüzden birazcık tebessüm etti sonra Canım benim, sağlam çocuk tarafından bir çocuk bu..Bir de diğer taraftakiler var..Rabbim hepsine şifa versin..Amin….
Resmini çekip kendisine gösterdim, bir de canını acıtmadım, o yüzden birazcık tebessüm etti sonra Canım benim, sağlam çocuk tarafından bir çocuk bu..Bir de diğer taraftakiler var..Rabbim hepsine şifa versin..Amin….
19 Şubat 2006
yansima
"cevrenize bir bakin..cok yaprak ve az meyve vardir; bu doganin yasasidir. Bir de yakinlariniza bakin. cok söz az is vardir. Bu da insanin hatasidir. -Taskin Tuna- Bir Elma iki Ayna"
Ellerin Ellerimde
Minicik ellerin henüz..Küçüksün ufaciksin..Ellerini ellerime birakirsin gayri ihtiyari..Allah ellerinden tutsun minicigim..
13 Şubat 2006
ugurbocegi-ladybug
ugurbocegi-ladybug
geçtigimiz yazdan hatira, bir ikindi vakti resmi..bir ikindi vakti, bir ugur böcegiyle böyle bir karsilasmamiz olacagini hiç bilemezdim..ladybug, ismi kadar hanimefendi kendileri :)
geçtigimiz yazdan hatira, bir ikindi vakti resmi..bir ikindi vakti, bir ugur böcegiyle böyle bir karsilasmamiz olacagini hiç bilemezdim..ladybug, ismi kadar hanimefendi kendileri :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)