22 Ağustos 2006

Emrenin misketleri:)


Emre's Marbles :)
Originally uploaded by aşk-ı beka.
Yeğenlerimden Feyzanur, bizim küçükken oynadığımız "5 taş" oyununa merak salmışken, diğer yeğenim Emre (4), bu fotoğrafta görüldüğü gibi, minicik elleriyle misket oynamayı öğrendi :) Yaşına göre gayet başarılıydı..Hatta dedesinin miskete vuruşunu beğenmedi bile "boynuz kulağı geçer" misali..:)

Eski günlere gitmek ne güzel..Eskinin oyunları daha güzel...
Basit 3-5 adet misketin bile lüks olduğu günlerden, bugünün hiçbir şeyler hoşnut olmayan çocuklarına uzanan süreçte, hala bazı değerleri yitirmemek ne iyi.
Bunun için seviniyorum emrenin minicik ellerinde duran misketleri görünce :)
Bunun için, çelik-çomak, saklambaç, körebe, uzun atlama gibi doğal oyunlar oynamasını seviyorum çocukların.

Şimdi, safiyane, çöpten bebek yaptığımız üzerine bulduğumuz bez parçalarını iliştirdiğimiz günleri tebessümle hatırlıyorum..

Dolu dolu geçen bir çocukluğu, ağaçlarla, yıldızlarla hemhal olan güzel yılları diliyorum bugünün çocuklarına..



Fotoğraf: Aşk-ı Beka
Yer : Ankara
Tarih: Ağustos 2006

19 Ağustos 2006

Dolunaylı günlerden kalan


Dolunaylı günlerden kalan
Originally uploaded by aşk-ı beka.

Kayan Yıldızlar






ŞEHRİN GÜRÜLTÜLERİNDEN VE ışıklarından uzaktayım.. Gökyüzüyle baş başa..
Ağustosun bu sıcaklarında, gündüzleri evden çıkılmıyor. Topraktan insanın yüzüne sıcak vuruyor.. Ancak akşam vakitlerinde serinliyor hava.. Gece saat on bir olduğunda, bahçeden içeri girmek istemiyorum. Sırtımı hala soğumamış olan bahçe duvarına yaslıyor, gökyüzünü seyrediyorum. Dolunayı izliyorum.
Rabbim şu kavuran sıcakların ardından nasıl da serinletiyor her yeri.. Nasıl ferah oluyor geceleri gökyüzü.. Ne büyük bir nimet..

Böyle günlerden birinde, tarlaların arkasındaki tepelerde güneş batıyorken yine, yola çıkıyoruz..
Sağ yanını kıpkızıl bir gökyüzü süslüyor tarlanın ve ardından solda dolunay beliriyor.
Başka hiçbir şey yok hareketsiz gökyüzünde..
Tarlalar ve irili ufaklı tepeler ardında gülümseyen ay ile muhabbetimiz başlıyor böylece..
Ay, bir secde ayeti sanki.. İnsanın oracıkta secdeye kapanası geliyor..
Yüreğim ayın parlaklığına meftun.. Manzaramı perdeleyen tepeler araya girdiğinde yine nur damlasını görmek için heyecanlanıyorum.
Henüz hava tam kararmamış.. Henüz maviliğini kaybetmemiş gökyüzü, sarılığını kaybetmemiş tarlalar..
Kusurlardan münezzeh Rabbim, göğün en güzel yerine, ne kadar kusursuzca asmışsa bu ışık yansıtan topu, öyle de kusursuz yaratmış alemi..

*

Geçtiğimiz günlerde, dolunaylı bu gökyüzüne, yıldızlar yağdı gökbilimcilerin söylediğine göre.. Dünyamız bir kuyruklu yıldızın yörüngesine girdi.. Kuyruklu yıldızların beraberinde dönen meteorlar, atmosfere girip, gökyüzünü adeta bir şölene çevireceklerdi. Yıldızlar art arda kayacaktı.. Yani uzay boşluğunda dönen irili ufaklı taşlar, yanıp, ışık olacaktı..

Gökbilimcilerin dediği gibi, yıldızlar kaymaya başladı tek tek.
Hiçbiri incitmedi bir tek insanı bile.. Korundu dünyamız. Yörüngesi değiştirilmedi, ve yeri göğü alt üst edebilecek bir çarpışmadan kurtarıldık yine..

Gökyüzünde böylesi bir yağmur sürerken, bir yandan havai fişekler patlıyordu bulunduğum yerde. Patlayan fişekler, tozu dumana katıyordu.. Köpekler ve kediler sesten ürküp değişik sesler çıkarıyorlardı, birkaç bebek ağlaması da duyuluyordu..

Yıldızlar kayarken gökyüzünde, kayıp giden başka şeyler de oluyordu alemde..

Havai fişeklerin bomba gibi patlamasıyla, dünyanın başka başka yerlerinde patlayan bombalar geliyordu hatıra..
Minik yavruların gözlerinde kayan yıldızlar, ardı sıra..
Bu topraklarda, iki genç evlendiğinden fişekler patlıyordu gökyüzünde, korkutmuyordu ışıklar..
Ama savaşın olduğu yerlerde, bir yıldız düşünce yere.. Pek çoğu yetim kalıyordu yavruların..
Savaş, kaydırıyordu yıldızları..

Uzay boşluğundan atmosfere çarpan yıldızlar yok olup, ışık olup gidiyordu..
Ama insanların attığı taşları durduramıyordu barınaklar..

Bir tek dua edebiliyordu çaresiz gönüller, gözleri gökyüzünde:


“Ey evrendeki tehlikelere karşı dünyamızı sarıp kuşatan Rabbim..
Sen koru mazlumları.. Islah eyle zalimleri..
Koru bizi Rabbim.. Kaydırma, tut ruhlarımızı, ve kalplerimizi…”

19.08.2006


© 2006 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya

18 Ağustos 2006

NAMAZ-1

Mustafa Ulusoy




DÜNYANIN İÇİNDESİN. Yarı çemberin içindesin. İçinde dünyaya küskünlük var . Yarı çemberin dışındasın. Asılı mı kaldın hayatta? Ya da sıkışık mı kaldın?


Sevinçli vahşi yüreğin ile günahkar yanmış yüreğinin derinliklerinden gelen bunaltı mı geriyor seni? Yoksa yoruldun mu? Bu gün yaşadıkların yordu. Anladım. Sadece bugün yaşadıkların değil. Sıkıntılı günlerden biriydi. Peki. Yok yok tam anlamadım. Bir daha söyler misin? Ruhunu sürgüne mi yolladın? Benliğini yüceltmenin sürgünündesin öyle mi? Azap verici bir gerilimin içindesin.


Konuşmak istemiyorsun. Gerginsin. Bunalımdasın. Ağlıyorsun. Yalnızsın. Kederlisin. Mutsuzsun. Kimse seni anlamıyor. Sen kimseyi anlamıyorsun. Kıyıda köşede kalmış gibisin. Durgunsun. Öfkelisin. Ne yapacağını bilmiyorsun. Ne yapmayacağını biliyorsun. Güçsüzsün. İçinde kötü şeyler olacak korkusu var. Kaygılısın. Heyacan basıyor. Tedirginlik bedenini uyuşturuyor.


Yabani sarılgan bir sarmaşığın hayat ipine sarılması gibi hem kendi benliğinin hem de kötücül benliklerin bencil arzuları ruhuna ve bedenine sarılmış hissediyorsun.


İçimi rahatlasan ise şu: Herşeye rağmen hayatını yeniden ele geçirmek istiyorsun. Farklı canlılık veren bir şeyin meydana gelmesini istiyorsun. Tıkanıp kalmışlığın biteceğine dair umudun sönmemesi ne güzel. Bu ölüm bile olsa.


Dayanmak istiyorsun. Dayanıyorsun. Zamanın akışı içinde yıpranmış ve gevşemiş varlığın aynı zamanda rüzgalarla bilenmiş kaya gibi seni güçlü kılıyor.


Bugün de mi aynı soruları sordun? Dur sen söyleme. Biliyorum o ünlü sorularını: Ben neye açım diye soruyorsun. Özlemini çektiğim nedir? Ben ne arıyorum? Neyi çok istiyorum? Neyi çok arzuluyorum?


Tam düşündüğün gibi. Kalbini çokluk yordu. Onun dışındaki herşey kalbine tutunmaya, kendine bir yer edinmeye çalışıyor. Kalbin dünyanın mahzeni gibi. Odanda fazla eşyalar her zaman seni boğar biliyorsun. Bu yüzden sık sık temizlikler yaparsın. Kalbindeki herşeyi de arkanda bırakmak ne güzel olurdu. Ama aynı anda hem kalmanın hem gitmenin bir yolu yoktur. Bir çok şeyi nasıl bırakabilirsin arkanda? Kalbinin kapılarını açıp içindekilerin dışarı uçmasını nasıl başarabilirsin? Bunun için geceler uykusuz mu kalmalı, yemeden içmeden mi kesilmeli, bırakıp gitmeli mi?


Önce tek başına olma görevini üstlenmek istemelisin. Hani konuşmuştuk ya. İnsan kendi kendine, kendi için uyanık olmalı bu zamanda. Senin için uyanık olan insanların devri geçti artık. Onun için bir hayatı yaşamak için tek başınasın.


Yalnız başına ölmeden önce yalnız başına varolmalısın. Kendi tekliğini hissetmeden Onun tekliğine varamayacağını biliyorsun değil mi? Hemfikir olmamıza sevindim.


Herşeyi arkanda bırakmak ve tekbaşınalığı yaşamanın bir yolu olmalı . Kalbin ancak çokluktan kurtulunca serinliyor. Kalbin o zaman karmaşadan kurtulup bir düzene giriyor.


Kalbini ne düzene sokacak?


96: 19 Secde et ve yaklaş


Allahın bu sözü ruhuna nefes aldırıyor.


Secdeye varmalı diyorsun. Her secde Ondan başka her varlığı arkanda bırakmak değil mi? Bütün çoklar geride. Önünde teklik var. Önce kendinin tekliğı. Yalnız ölmeden önce yalnızca secdeye kapanmalısın. Başkasıyla birlikte secdeye kapansan da her secde yine de biriciktir.


Melekler kalbine dokunacak secdede. Yenilenme, yeniden hayat bulma secdede gerçekleşecek. Kalbinin önündeki varlıklar arkaya çekilecek. Sen ve O. İkiniz aranızda bir ilişki anı olacak. Sen ve O. O ve sen. Ne büyüleyici bir an olmalı. Tüm dünyaya bedel bir an olmalı bu. Tüm evren secdedeki tek bir anda yaşanan sen ve O ilişkisi bile edemiyor değil mi?


Bedenin, ruhun, duyguların ve benliğin secdede olacak birazdan. Duygularını rahat bırakacaksın ama. Bırakacaksın kalbin ne yaşayacaksa yaşayacak. Yakınlaşayım diye çabalamayacaksın . Kalbini yöneltmeye kalkmayacaksın. Secdede ne hissediyorum diye kendini yoklamayacaksın.


Bunu nasıl yapabilirim diye endişe mi duyuyorsun? Sen yapmayacaksın ki zaten. Kalbin yapacak. Sen Kalbinle oynama yeter. Tüm iradeni alnını secdeye koymak için toplayacaksın. Kalbinin yaklaşması için değil.


İnsan kalbini kurcalamamalı.


Günde kırk kere secde etmek demek, kırk kere Ona yaklaşmak demek. Bu fırsatı insan nasıl kaçırabilir?

http://1111.karakalem.net

16 Ağustos 2006

Sadık Yalsızuçanlar'dan e-kitap

Merhaba,

Kitap severler için, Sadık Yalsızuçanların, internetteki ilk flash formatında hazırlanmış e-kitap olma özelliği taşıyan "HİÇ" adlı kitabını aşağıdaki adresten okuyabilirsiniz !..


http://www.zarifce.com/ekitap/kitaplar/hic.swf


Kaynak: http://www.sadikyalsizucanlar.com

Vazifeyi eda etmek...


isbasinda
Originally uploaded by aşk-ı beka.
Allah'ım ne büyüksün !..dedirten bu kare beni hayrete düşürdü..
bir çıktısını alıp önüme koydum..
iştiyakla işini yapan şu arıyı seyretmek..
hem de bizler işlerimizde bu kadar gayretli değil iken..

çalış ey sevgili arı
çalışmanın mahsulü baldır..
daldır en güzel tefekkürlere sana bakan gözleri !...

fotoğraf: Aşk-ı beka
yer: Mucur
tarih: Ağustos 2006

01 Ağustos 2006

Uçurtmamız işte :)


Uçurtmamız işte :)
Originally uploaded by aşk-ı beka.
öyle çok yükseldi ki!

Neylerimiz


Neylerimiz
Originally uploaded by aşk-ı beka.
Mehmet amcanın bir günde öğrendiği ney ustalığı ve neylerimiz :)

Günbatımı


Günbatımı
Originally uploaded by aşk-ı beka.
işte böyle batıyor gün Eğerce Sahili'nde

Sun and the beach


Sun and the beach
Originally uploaded by aşk-ı beka.
30.07.06
30 derece
18.58

Otobüsteyim..
Gün batıyor yine, yeniden, yeni bir yüzle..Güneş batıyor, ben Loreena McKennitt'ten "Rising Sun" parçasını dinliyorum..Aşina ve hayranım gün batımlarına..
Defterime tarih atarken 30.07.06 yazıyorum zorlanarak..Kısa gibi görünen hayatın aslında bereketli kullanıldığında ne denli uzun olabileceğini anımsıyorum.
07-06 ile 07-07 arasına neler sığacak, bu kadar daha ömür takdir edilmiş mi bilmiyoruz..Bilmemek..Ne iyi bilmemek ölümün ne zaman geleceğini.
Bursa'dan dönüyorum..Ayın 7sinde ayrıldığım evime dönüş yolu..
Seyr-i Keyf-i İstanbul sonrası bir pazar geldim Bursa'ya ve bir pazar daha oldu, işte dönüyorum.
Akşam canımın içi dostum ve nişanlısı karşılamıştı beni terminalde..Oradan Özdilek'te birer tatlı ardından tatlı sohbetler..Sonra evde ailece akşam yemeği keyfi..Ve sabah namazına değin oturmak dostumla..Ezanla birlikte ettiğimiz dualar..
Ertesi gün Samanlı'da meyveler koparmak dalından ve güller dermek..
Uludağ İnkaya'da tarihi çınarın herbiri büyük birer ağaç eden dalları altında oturmak..Bu büyük çınar ile tefekkür etmek, hayretler içinde kalmak..
İnkaya'dan inip, evde başlayacağımız muhabbete yine sabah namazına kadar devam etmek..
Ve bir gün daha; önce Mudanya yolunda, geniş bir panaroması olan KahveBeyaz'da içilen çaylarımız..Mudanya sahilinde serinleten yürüyüşümüz..vee , canım dostumun Saklı Bahçe'sinde bulunmak..
Sahilde uçurtma uçurmak ve uçurtmanın görünür engelleri aşıp uçarak verdiği ders bize..
Kaybettiklerine uçurtmayı uçurup elinden kaçırdığında sevinç çığlığı atabilecek bir çocuk saflığıyla karşılamak..
İpi koptuğunda çoook uzaklara uçan uçurtmayı bir tevafuk ile bulmak yeniden..
Suya yazamadığımız yazıları, sahile yazmak birlikte..Denizin üzerine düşen güneşi ve dahi ışıltıları izlemek..Dalgalardan kaçmak, dalgalara koşmak..Deniz kabuklarına dokunmak..
Ve gecesi ne müthiştir Eğerce'nin.. Terasta kurulu hamağa iki dost yanyana yürek yüreğe uzanmak, yıldızların binlercesini izlerken gözyaşlarına dur diyememek..
Ki o gözyaşları, Rabbin büyüklüğü ve kulun gafletine dairdir..
Ki bu yürekler doyamaz Rabbin sanatına, kudretine ve hatta dur diyemez yüreğine..
Yıldızları nağmelere ortak ederek söylenir şarkılar.:Dinlenir en güzel besteler..Gönülden yükselir dualar..
Gelir tefekkürler, hasbihaller..
Ney'imiz de eşlik eder gecemize ve ilk Eğerce açık hava konseri verilir böylece :) ve hatta canım dostumun babası, sabah ilk iş, bulabildiği kamışları toplamaya başlar ve ömründe ilk defa neyler yapar.
Bu ilk tecrübeler gayet başarılı olur ve artık elimizde 1 değil 8 neyimiz vardır..
Sonra dut ağaçları karşılar bizi..Canım dostum en yüksek dallara tırmanır ve dutların en güzellerini toplar..Kara dutlar ellerimizi kırmızıya boyar..Gece yine yıldızlar, yine seyr-i sefa-i sema başlar..
Burç burç yıldızlar vardır yine..Doyum olmaz böylesi bir dostun muhabbetine..
Bir gün daha geçer birlikte ve
Heykel'de bir dost bir dosta emanet eder dostunu..
Böylece başlar yeni bir hasret giderme..
Ağaköy'de..
Yorgunluğa, havanın sıcağına rağmen edilir sohbetler..Bursa'ya nazır bir yerde oturulur..
Şeftali ve armut tarlaları içinde yürüyüşlere çıkılır, gökte Hilal vardır üstelik..
Ulu Cami ve Kozahan'a uğranır..Uzun uzun tıbbiyeden bahsedilir, lise yılları anılır..
Ve işte bu günümün ortasında dostum Özgeyle, "nasip bir diğer buluşmaya, kimbilir, belki ağustosun sonu, belki de bir yıl sonraya" diyerek veda edilir..
Vedalar..
Terminalde veda ederken gözyaşlarını tutamayanlar vardı..
Zordur vedalar bilirim. Lakin dünyanın kendisi bir vedadır efendim..
Zor ama alışmalı bu duyguya..Bu duyguyu vuslat hayali ile olgunlaştırmaya..
İşte gün bitiyor..Güneş batıyor..
Gasparyan'dan melodiler dinliyorum..
Canım dostum Öznur'un benimle paylaştığı geniş arşivini temaşa ediyorum. Mutluyum..
Bitip veda ediyor işte Gün yine.. Ve vedalara alışıyor yüreğim..Yüreğim şunu diliyor:
Ucunda vuslat olmayan vedalar yaşatmasın Rabbim..
Veda ile başlayan cümleler vuslat ile bitsin.
Bitmesin güzellikler..Dinmesin güzele ve bekaya olan sevdamız, Aşk-ı Bekamız...
Beka alemi. Vuslatların en son durağı..
oraya hayr-ile iman ile ulaşmak nasip olsun..
Amin
Elfü Elfi Amin !..

30 Temmuz 2006

Sunset from İstanbul/Florya /Günbatımı

"There is a muscular energy in sunlight corresponding to the spiritual energy of wind."
- Annie Dillard


Günbatımının yeri bambaşkadır benim için !..Bu kare evvelki gün Florya sahlilnden fotoğrafa aktarıldı..Ben doyamadım seyretmeye en az 15 defa resmini çektim..:)
Rabbim her vakit ayrı nakışlarla süslüyor gökyüzünü..

Şimdi Bursa'da canım dostum Mavi Gülüm ile birlikteyim. Onun bilgisayarından ekledim bu resmi..
Henüz evimde değilim..

Sevgi ve muhabbetlerle !....

01 Temmuz 2006

Nur televizyonu

Aykut Tanrıkulu- 1111.karakalem.net


I.

HİÇ KENDİNİZİ TV’ de seyrettiniz mi?
Ben seyrettim.
Çok değişik ve ilginç bir duyguydu.
Yerel bir televizyonda konuşma yapmıştım.
Ve bu konuşmayı tekrar seyrediyordum.
Yaşantımdan alınmış küçük bir kesit,
Gerisin geri bana döndürülmüştü.

Bu olayı tüm hayatıma yayarak hâyâl ettiğimde ise,
Başkalarının bilmesini istemediğim sırlarım
Başta olmak üzere,
Ürktüğümü hatırlıyorum.
Her şeyim ile kayıt altına alınıyor olmak,
Rahatsız edici bir durumdu..

Aslında her ânımız,
Aynen ve naklen kaydediliyordu.
Düşüncelerimiz ve kalbimizden geçirdiğimiz
İncecik duygular da dahil olmak üzere..
Hiçbir ayrıntı atlanmadan..

Saniye saniye filme çekildiğinizi bir düşünün..
Kendinizle gurur duyduğunuz olaylarla karşılaşınca,
Seviniyordunuz.
Peki, hatırlamak bile istemediğiniz anılarınız canlanınca
Ne yapardınız?!.
Biri sizi gözetliyorsa,
Kendinize çeki düzen vermez miydiniz?

Ya doğduğumuz andan itibaren,
Bu kayıt işlemi başlatılmışsa?!.
Nasıl yaşamayı tercih ederdiniz acaba?

İnsanı düşünmeye sevk eden bir durumdu bu ..

II.

Peki, bu görüntüler nasıl oluşuyor?
Nasıl oluyor da bir hayatın bütün ayrıntıları,
En ince detaylarına kadar atlanmadan kaydedilebiliyor?
İşte, elektronikçi olan bir arkadaşımın teknik cevapları :
“Televizyonun içinde, geniş yüzeyine ekran dediğimiz bir tüp bulunuyor.
Bu tüpün içinde, neticede görüntüyü oluşturan bir gaz karışımı var.
Tüpün arka ucundaysa, on bin voltluk bir elektrik gücü toplanmış durumda.
Vericiden gönderilen radyo dalgaları, bu yüksek voltajı tüpün içindeki gaz karışımı üzerine sevk ediyor. Böylelikle gazın yapısında bulunan elektronlar, düzenli olarak ekrana doğru püskürtülüyor. Saniyede iki yüz elli defa tekrarlanan bu ardışık işlemin neticesinde, ekranda görüntüler oluşuyor. Her püskürtme sonucu, elektronlar tam bir âhenk içinde birbirleriyle kümeleşerek ekranı şekillendiriyorlar.”

Demek, televizyonda seyrettiğim görüntüleri
Elektronlar şekillendiriyordu.
Meselâ, ekranda görünen elim ve elimde tuttuğum bardak,
Elektron kümelerinden ibaretti!.
Hattâ elimdeki bardağın yere düşerek kırılması olayı bile!.
Fiil ve hareketlerime kadar olan “her şey”,
Elektron taneciklerinin
Ekrana püskürtülmesinden başka bir şey değildi.
Ekranda sadece benim “niyetim” kendime aitti.
Diğer her şey,
Tüpün arkasındaki yüksek voltajın
Tv’ ye gelen dalgalarla yaptığı uyumlu titreşimlerin bir sonucuydu.
Öyle ki,
Bütün hareketlerim,
Fiillerim...ne kadar benim dediğim tavırlarım varsa,
Her biri hareketsiz karelerden meydana gelen bu görüntülerin
Ekrana uyum içinde gelip-gitmesiyle oluşuyorlardı.
Her saniye,
Yüzlerce defa yazılan ve bozulan bu karelerin
Ardışık olarak ekrana akması sonucundaysa,
Tv’ de ben görünüyordum.
Sonuçta bana ait olan her ne varsa,
Elektronların yaptığı nafiz reaksiyonların bir neticesiydi.
Sadece ve sadece “niyetim” kendime aitti.
Nasıl istiyorsam,
Öylece şekilleniveriyorlardı.
Ben istiyordum ve onlar da bu isteğime hemen tercüman oluyorlardı.
Fiillerimle birlikte ben de ekranda
Binlerce defa gidip-gidip geliyordum.
Öyleyse;
İstemenin dışında,
En basit hareketime bile,
En küçük bir tasarrufum bulunmuyordu.
Yaşantımızdan alınmış olan kesitlerin,
Aynen ve naklen,
Gerisin geri bize çevrilmesinin mekanik işleyişi kısaca buydu..

III.

Özetlemek gerekirse;
Ha ekranda kendinizi seyretmişsiniz,
Ha insanlar sizi,
İçinde bulunduğumuz şu “kainat televizyonunda” seyretmişler,
Oluşan görüntüler ve fiiller açısından farklı olan ne ki?!.
Biri diğerinin gölgesinden başka bir şey değil ki..
Farz edelim;
Ekranda gördüklerimiz “hayatımız”,
Tüpün ekranı “evrenimiz”,
Tüpün arka uç kısmı “müteâl boyut”, ( 1 )
Elektrik,
Hükmü istisnasız her şeye geçen “Kudret-i ezeliye ve ebediye”, ( 2 )
Radyo dalgaları “levh-i mahfuz”, ( 3 )
Elektronlar “esir maddesi”, ( 4 )
Elektronların her an ekrana geliş-gidişleri ise,
Her an yaratılışımız..
İçinde hepimizin ve her şeyin olduğu,
Bu muazzam ve çok boyutlu ekrana
Nur Televizyonu desek,
Sanırım yanılmış olmayız. ( 5 )











D İ P N O T L A R :



Müteâl âlem: Kavranamayan, yüce ve üst âlem. Arş- ı âzam..


Kudret-i ezeliye ve ebediye: Başlangıcı olmayan ve sonu da gelmeyen, her yeri kaplayan kudret ve güç. Kudretullah..


Levh- i mahfûz: Her şeyin hayatının indi İlahide yazılması. İlâhi ilmin bir unvanı..


Esir maddesi: Bütün evrende bulunan, her tarafı kaplamış olan lâtif cisim. Elektrik, ışık ve ısının yayılmasına vasıtalık eden madde. Entropi..


“Oysa sizi de, eylediğiniz fiilleri de Allah yaratmıştır..”
Es-saffat suresi : 96


“Hareket eden hiçbir şey yoktur ki, onun tasarrufu ve idaresi O’nun elinde olmasın..”

Hud suresi :56


“Ey resulüm..düşmanlarının gözlerine bir avuç toprak attığın zaman da sen atmadın, ancak Allah attı..”

El-enfal suresi : 17

Aykut Tanrıkulu
02.07.2006

30 Haziran 2006

stopkillingbabies


stopkillingbabies
Originally uploaded by aşk-ı beka.
Bebekler ölmesin..
savaşlar olmasın..

Bebekler ölmesin..
Sevgiyle büyüsün..

Bebekler ölmesin..
Kürtajlar yapılmasın..

Bebekler ölmesin..
Fakirler doyurulsun..

Bebekler ölmesin..

butterfly-KeLeBek SevDaSı.....

Doğru mu anne?...
Yalnızca bir gün mü yaşamış Kelebek?..
Olsun..
Nerde yanlışım söyle..
Özenmişsem kelebeklere
Olacaksa benim de kanatlarım
Ve kırlar da mekanım
Özgürlük diye
Çarpacaksa sol yanım
Allah'ım,
Ol de,
Ben de kelebek olayım !.....

(alıntı)

Evet....Kelebeklere özenmemek ne mümkün..
Beni de almış bir kelebek sevdası..Bir sabır hayranlığı..

Canım Dostum Ruveyda Nur ile muhabbet ediyorken, bu güzel mi güzel kelebeğin sanki resminin çekilmesini bekliyormuşcasına orada durduğunu fark ettik..Yaklaştık..Fotoğraf karesine sığdırdık..
Ve sonra vazifesini eda etmiş gibi uçtu gitti kelebek..
Uçabildiğine sevindik..
Bir hasara uğradığını zannetmiştik..
Ama öyle değildi..
Rabbinin izin verdiği müddetçe hürdü kelebek..
Güzeldi kelebek..
:)
Mutluluklar getirdi, uçtu ve gitti..
Kelebek gibi olabilir miyiz biz de?..
Neden olmasın:) :)

27 Haziran 2006

Frekanslar arasından süzülen

Hani bazen öylesine bir söze takılıverir kulağımız..Binlerce kelime içinden öyle bazılarını alıveririz algı hanemize..İşte öyle de, bugün radyolar arası bir geçiş yaparken kulağıma bir kaç söz çalındı..
Pek memnun oldum ben bu hale..Ne güzel..
Diyordu ki;

"İnsanlar, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar"...Bu söz Eflatun'a aitmiş..

Ne kadar yerinde bir söz efendim..
Rabbimize sığınalım hiç yaşamamış gibi ölmekten..Ne kötü bir duygu değil mi..
Bana gerçekten çok dokundu..


Ve Eflatun'un bir sözü daha geldi hemen ardından:

"İnsanlar, çok fazla şeye sahip olmakla mutlu olacaklarını sanıyorlar. Bunun için sürekli bir şeylere sahip olmaya çalışıyorlar, sahip oldukça "ben bunlara bunlara sahibim" diyorlar..OYsa bilmiyorlar ki;
En büyük mutluluk; Çok az şeye ihtiyaç duymaktır !..."

evet, bu da çok ali bir söz dostlar, çok yerinde..
sahiden de yoksunluklarımız bizi mutsuz kılıyor..
ama tersini hiç düşünmemiştim.
ne kadar az şeye ihtiyacım var, ve şunlar şunlar olmadan da ben mutluyum ve yaşıyorum diyebilmek var değil mi..


işte radyo frekansları arasından süzülen iki cümle
ikisi de çok etkiledi beni,

ve beni tanıyanlar iyi bilirler ki,

paylaşmadan duramam beğendiğim herhangi bir şeyi :)

27 Haziran 2006

24 Haziran 2006

UYAN EY GÖZLERİM



Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Azrailin kasdı canadır inan
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Seherde uyanırlar cümle kuşlar
Dil-ü dillerince tesbihe başlar
Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Bu dünya fanidir sakın aldanma
Mağrur olup tac-ü tahta dayanma
Yedi iklim benim deyu güvenme
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Benim Murad kulun suçumu affet
Suçum bağışlayıp günahım ref'et
Resulün sancağı dibinde haşret
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan


Sultan IV. Murad


Ey gözlerimiz,
Ey ruh pencerelerimiz,
Sultan Murad ki, böyle seslenmiş gözlerimize
Biz de seslenelim sizlere
Uykumuzu atalım üzerimizden
Rahmete açalım gözlerimizi sıyrılıp gafletten..

Sultan Murad gibi bilelim hakikati,
Bilelim gideceğimiz yeri
ve duamız olsun bizim de,
Resulün sancağı dibinde haşrolmak..

Uyanın hey, gözlerimiz..
Uyanın ki bu uyku pek ağır..

Uyanın ki, yol uzun..
Yük ağır..

02 Haziran 2006

WEBonROSE


WEBonROSE
Originally uploaded by aşk-ı beka.
İncelikle ağını dokumak için bu kez taze bir gülü seçmiş minicik örümcek..Nasıl da ince ince dokuyor sanatını..
Muhakkak ki bu sanatında çok başarılı ve Saniini gösteriyor :)

Elhamdulillah bir seneyi kazasız bir şekilde geride bıraktık..
Bugün son ve en önemli sınavımız olan Dahiliye sınavını bitirdik..Ve artık 5. sınıf olduk..Zaman ne çabuk geçiyor !..

Dualar hayatımızın her anında kendini hissettiriyor
Rabbimizin yardımı öyle aşikar oluyor ki !..

Dualarınız için Allah razı olsun
Sevgilerimle !...


fotoğraf: aşk-ı beka
yer: keçiören/ank
tarih: bu sıralar :)

19 Mayıs 2006

kafamdamechuller


kafamdamechuller
Originally uploaded by aşk-ı beka.
Baharın son demleri, uçuşan polenler, kelebekler, renklerine alıştığımız yapraklar, bulutlar, yağmur ve gökkuşağı, kitaplar, okunacaklar, yazılacaklar, gezilecek görülecekler, hasret giderilecek dostlar, edilecek sohbetler, görülecek filmler vardır bekleyen..
Bir de sınavı vardır aşk-ı beka'nın haziranın 1 ve 2sinde..
bu dert ile muzdariptir zira tatili ve yapacaklarını düşünmekte, sevdiklerini özlemektedir..
dersler büyümekte büyümektedir gözünde..
resim bile çizmek ister..
ama çalışılacak konular dağ gibi (en az 1500 sayfa) ve çalışılmış kadarı pek azdır..
Velhasılı kelam, internete, bilgisayara başka meşguliyetlere ara vermek için geç bile kalınmıştır..

Şimdi,
Dua ister bu kardeşiniz..

Selam eder,

ve gider...


çizim:aşk-ı beka

motherandson


motherandson
Originally uploaded by aşk-ı beka.
zordur anlamak..
büyük için de
küçük için de..
çünkü acı büyük
ümit küçük mü küçüktür artık..

çizim:Aşk-ı Beka

Rose


Rose
Originally uploaded by aşk-ı beka.
Bir kaç gün önce, bahçemize yeni dikilmiş, ter-ü taze güllerimiz vardı. Gül olduklarını görmemiştik, henüz gonca idiler..
Yeşil yapraklarının arasından kiminin sarı, kiminin pembe olduğu anlaşılıyordu.
Baharın en sevdiğim güzelliklerinden biridir "yağmurla tütsülenmiş çimen kokuları"..Bu çimen kokularının arasında, gül kokularını da alacağım zamanı heyecanla bekler bir halim vardı.
Bir gün evden çıktığımda, baktım ve gördüm ki bizim ter-ü taze goncaların biri açılabildiği kadar açılmış, kadife, mükemmel bir gül olmuş..Daha sabah bizden sakladığı o canım yapraklarını hediye eylemiş bahara, bizlere..
Bahçenin diğer bir köşesinde, sarı güller de biraz mahcup bir eda ile açılmışlar.
Benim, bahçeyle gözgeze gelebileceğim bir kaç dakikam vardı sadece..Ve bu bir kaç dakika büyük bir heyecan, büyük bir neşe kattı günüme..
Bir mutlulukla bindim arabaya.

Akşam, eve döndüğümde, merakla gözlerimi sarı güllere çevirdim..
Yerlerinde yoklardı..
Çünkü taa diplerinden koparılmışlardı acımasızca..

Yeniyetme bir genç, sevdiğine götürmek için mi koparmıştı, yoksa gül kurutmaya meraklı bir kız mı almıştı onu ordan bilmiyorum..

Ama bahçemiz daha doyamadan güllerin renklerine, öksüz kalmıştı..

Koparılmıştı güller..Bir bencillik miydi bu?..Hani gül dalında güzeldi?..

Evet..

Başkalarının görebileceği güzellikleri, tadabilecekleri mutlulukları "kendine" koparmak bencillik olmalı.

Sadece koparılan güllerde değil, daha başka pek çok şeyde hissediyorum bu koparışlarla edilen hataları, sonralarını..


Elimizi bir şeyi koparmaya uzattığımızda, bir adım ve hatta yüz adım ötesini de düşünebilir miyiz?..Neden olmasın?..Dar değil ki muhayyilemiz bizim.

Öyle işte..

Koparılmış güllerden
Koparılmış mutluluklara
Koparılmış umutlara
Koparılmış huzura doğru sürüklüyorum kalbimi,
kalbimi, dört bucaktan, çekebildiğim yere kadar..

Kopardıklarım için af diliyorum koparılmışlardan..

Bahçemdeki "henüz" koparılmamış güllerin renklerini temaşa ile,
daha açacak pek çok güle hayranlıkla kapatıyorum bu seyri de..

Selam ile..

Aşk-ı Beka
17 Mayıs 2006

Fotoğraf: Aşk-ı Beka, yer: Amasra,
red level üzerinde manipulasyon mevcuttur :)

11 Mayıs 2006

Bahçede Hanımeli


Bahçede Hanımeli
Originally uploaded by aşk-ı beka.
Yağmurlu bir günün son demlerinde üzerlerinde yağmur damlalarını barındıran hanımelleri..
İstanbul'dan ablam geldi bu haftasonu..Başlık onun fikri :) Çünkü güzel bir şarkıyı hatırlatıyor "bahçede hanımeli" :)

Fotoğraf: Aşk-ı Beka
Yer: Altınpark/Ankara
Mayıs 2006

08 Mayıs 2006

micro world


micro world
Originally uploaded by mkm3d.
Yine bir flickr gezintisi sonucu rastladığım bu harika resim beni yağmurun serinliğine götürdü..

Yağmur ferahlıktır
Yağmur rahmet
Yağmur, Rahman'ın lütfundan büyük bir nasip bize..

04 Mayıs 2006

yavru kedi


cat21280
Originally uploaded by xmarkoz.
Flickr'da yavru kedicikleri gezerken bu minik tatlı mı tatlı yavruya rastladım !..
Ne güzel bir bahar sabahı güneşin pencereden içeri süzülmesi
ne güzel yağmurla yıkanması kentin !
ne güzel Rabbimin yarattığı minicik canları seyretmek ve onlarda derinlemesine merhameti içine çekmek !..
ne zaman bunalsam Rabbim güneşiyle aydınlatıyor yüzümü..
olumsuzlukları sıyırıp atıyor merhamet.
ne güzel Rahman/ın eşsiz merhametinde kendini bulmak..

Çok güzel...çok şükür !...

Bahar nedir?


yellowprincessofforest
Originally uploaded by aşk-ı beka.
Bahar nedir?

Portakal ağacının üstünde hem çiçeğini hem meyvesini birden görüp hayret etmektir.

Her yeni güne ,yeniden doğan güneşe zikr-i cehrî ile hoşâmedi yapan kuşlara,zikr-i hafî ile iştirâk etmektir.

Güneşin ilk ışıkları denizin taze sabah mavisinde yakamozlar bırakırken,gözleri ile denize;aklı,kalbi,ruhu ile cevşenin manalarına dalış yapmaktır.

Deniz seviyesinden 630 metre yükselip,360 derecelik bakış kazandığınızda o gözün,o çıkmanın,Tünektepe'nin zekâtını,mâşaallah,bârekaallah'lar ile vermektir.

Kâinat kitabının tam ortasında yol alırken,sağlı sollu sayfaları okumak gayreti içinde başı dönmektir.Neden herşey bu kadar mükemmel?..diye sormak,marifetullâh ve zikrullâh ile cevap vermektir.

İnsanoğlunun koca koca taşlardan yaptıkları binaların yıkıntıları içinde onlara inat,hayatı temsîlen Ya Hayy Ya Kayyûm söyleyen kır çiçeklerini ve gelincikleri dinlemektir.

Bahar nedir ,sorusunun bunlardan başka binlerce milyonlarca cevabı daha var.

Bahar nedir?


Yazıyı Gönderen: Fatma Coşkun
Fotoğraf: Aşk-ı Beka/ Gölcük-Bolu

03 Mayıs 2006

"Siz kendi güneşini perdeleyen bulutsunuz"

Hayatın boşluklarını doldurmak, yahut dolu bir hayatı boşaltmak insanın elinde olmalı.
Hayatı dolu dolu yaşayanlar da, başıboş gezinenler de bir tercih yapıyorlar aslında.
Bereketle dolmak ya da bereketten kaçmak.
Elinde olmalı insanın.
Dua, bereketi çağırır günlere..Bereket duayı bollaştırır.
Her ikisinin yokluğu, başka yoklukları ve başka boşlukları davet eder.
Neden boş olmasın ki günler bir gaye olmayınca?..
Bugün okuduğum kitapta çok beğendiğim bir cümle vardı:

"Siz kendi güneşini perdeleyen bulutsunuz" diyordu..

Ne kadar da doğru.

Güneş sızamıyorsa ördüğümüz bulutların arasından, suçu güneşte değil dönüp bir de kendimizde aramalıyız..

Güneşsiz günlere ah-u vah etmek sisleri dağıtmıyor.
Esefler hiçbir kalbi mutlu etmiyor, mutmain etmiyor.

Eseften uzaklaşmak diliyorum tüm kalplere..

Ümit ediyorum
Ümitle, güzellikleri istiyor
ve bekliyorum...

23 Nisan 2006

Bahar dahi baki değil !...


They are falling !...
Originally uploaded by aşk-ı beka.
Uzun kış günlerinden sonra beklenen, geldiğinde çokça sevinilen bahar dahi baki değil, tıpkı güz gibi ve kış gibi ve yaz gibi..Mevsimler birbirine dönüp duruyorken, baharın çiçekleri toprak oluyor..Çiçekler düşüyor toprağa, yapraklar filizleniyor, ve meyveler olgunlaşıyor sonrasında..Bu gidişe de üzülmemeli diyor insan. Çünkü bir bahar biter ancak bir diğeri gelecektir. Gündüzler geceye dönüşüyorsa, gece de seherlere bırakacaktır yerini..
Alem döner dururken, alemden geçip gidenler birer ayet olurlar, not düşerler düştükleri yere, Baki olan Yaratıcılarını işaret ederler..
Bunun için, gelişleri de güzeldir, gidişleri de..
Ömrümüz de, Yaratıcısını gösteren bir ayna olur inşallah..
Aynamız pür-i pak olur inşallah..


Şükürler olsun baharla yüreğimizi şenlendiren Rabbimize !...

Çocuklar-Ulus/Ankara/Turkey

Dünyadan haberi olmayan beş yaşlarında bir çocuk..Büyüdüğünde şaşıracak belki hayatın göstereceklerine..Belki sorgulayacak nereden gelip nereye gittiğini..Ama şimdi bütün düşüncelerden uzak, kurulmuş köşesine..

Çocuklar-Ulus/Ankara/Turkey

Ulus Hacıbayram mevkiinden çocuklar. Yoksulluğun içinden tebessüm eden yüzler. Herbiri çocuk masumiyeti taşıyor.

Yüzünü Allah'a döndür !...

içinde leke olmazsa, ışığı olduğu gibi geçirirsin.
camın gölgesi olmadığı gibi, velilerin de gölgesi olmaz.
günahlar benliğinde lekeler bırakır
ve lekeler, gölge yapar..

içten aydınlanmaya bak!..



Kubilay Aktaş
Moral Fm Radyo Programından

Keramet

İmam-ı Rabbani'ye demişler;
"Bir keramet göster!"
Şöyle bir yürümüş, "işte" demiş.."keramet"..
"Kerim olanın ikramı olmasa, en küçüğünden en büyüğüne hangi hareketimizi yapabiliriz????"


Kaynak: http://1111.karakalem.net

07 Nisan 2006

AVUCUNUZDAKİ KELEBEK

"Bir genç kız bilge adamı şaşırtmak istiyor.
İki elinin arasına bir kelebek koyacak ve bilge adama,
'avucumun içinde bir kelebekvar,canlı mı ölümü?' diye soracak.
Ölü derse kelebeği salıverecek, canlı derse avucunu bastırıp kelebeği öldürecek,
bilge adam her ne dersetersini ispat etmiş olacak.
Kız kapalı tuttuğu ellerini bilgeye doğruuzatıyor:
'Avucumun içinde bir kelebek var: Canlı mı, ölümü?'
Bilge adam cevap vermeden önce uzun uzun kızın gözlerinin içine bakıyor ve cevap veriyor: 'Canlı da olması, ölü de olması senin ellerinde kızım, senin ellerinde'...
Ahmet Şerif İzgören'in - Avucunuzdaki Kelebek eserinden
tohumlar Originally uploaded by aşk-ı beka.


Bu resim Kırşehir-Mucur'da Nisan'ın ilk günü çekildi

lale-tulip


lale-tulip
Originally uploaded by aşk-ı beka.
lalelerin yaprakları semaya dönüktür..laleler zariftir, laleler ince..bir mevsimliktir onlar, kıymetlidirler..yaprakları göğe doğrudur sahiden, çünkü duadadır laleler..Gül Peygamberimizi s.a.v anlatırsa, Lale de Allah'ı hatırlatırmış...
işte böyle güzel bir çiçek..böylesi bir mutluluk..
fıtratımızı bizden iyi bilen Rabbim istediğimiz gibi, seveceğimiz gibi gönderiyor gönderdiklerini..
çok şükür..

Bu lale Nisan ayının ilk haftası, Keçiören Atatürk Bahçesinde fotoğraf karesine alındı.

26 Mart 2006

Radyo'dan kalplere

Susadığımda berraklığına kandığım su.
Elimi verip kalbimi kaptırdığım toprak.
Kendini içine çeken Hava.
Şefkat şiir ve Bilgelikten sonra Evrende var mı bir kargaşa?
Yusuf Özkan Özburun Cuma hariç hafta içi her gün saat 18:30’da
Marmara Fm’de..
ŞefkatŞiirBilgelik
Yan yana koyduğunuzda koca bir hikaye çıkabilir..

http://www.marmarafm.com

Ayrıca, pazartesi, salı, çarşamba,perşembe,cuma Radyo 15'te saat 19.10'da Kervan programı ile Yusuf Özkan Özburun bizlerle..

http://www.radyoonbes.com

25 Mart 2006

İSİMLE ATEŞ ARASINDA

İSİMLE ATEŞ ARASINDA

Nazan Bekiroğlu
Timaş Yayınları


İsim ve Ateş adlı iki bölümden oluşan kitap, isim ve ateş arasında geçen bir yeniçeri devrini anlatmaka ve onun yakınında zuhur eden bir aşkı..

Cümlelerden derin izler bırakanları kaydetmek istedim:




“Hikmetleri kelimelerin kalplerine indiren Allah’a hamdolsun”
Füsus, İlk Cümle
…Endülüslü bilgenin bir kitaba ilk cümlesiyle; hikmetleri kelimelerin kalbine Rabb indirmişti..



…Kolay olmamıştı ama, yolculuğun suretten manaya doğru olduğunu öğrenmiştim ben.


…Var edenin “Hafiz” isminde suya rağmen ateş, ateşe rağmen su böylece korunup durmuyor muydu?

…her şey dengedeki hikmetteydi. Suyun kokusu olsaydı bütün kokular birbirine karışırdı. Hele yağmurdan sonra ! Oysa, diyordu Nihade, suyun kokusu olmadığı için yağmurdan sonra duyulan toprağın kokusu oluyordu. Gülün, karanfilin, diğer kokulu yaprakların, çiçeklerin, otların. Kelamın özü:
Sardunyanın, toprağın, servinin kokusu olsun diye yoktu suyun kokusu.

…Meğer aşk, indiği kalbi ihya ediyordu ya, ihya edemezse yok ediyordu, kazasız belasız kurtulmanın imkanı yoktu.

…Eyüp oyuncakları satan yaşlı oyuncakçıyı hatırladım. Nur’a uykunun sularına düşerken eşlik etmesi için müzikli bir salıncak alırken bir vidasının gevşek olduğunu fark etmiştim. Usta, şunu bir sıkıştırıver demiştim. Yoksa iki gün sonra dağılacak.Gülümsemişti. Bırak gevşek kalsın, demişti, ki dönüp yine bana gelesin.
Aşk yaratılmışların içinde kusursuz görünse de en kusurlu olanıydı kuşkusuz. Hiç dağılmayacak zannedilen bütünün ansızın darmadağın olmasının mantığa gelir bir nedeni yoksa, bu sadece kusurlu yaratılmış olmakla izah edilebiliyordu. Bilerek ve isteyerek Onu yaratana, rakip sıfatıyla araya girme hakkını versin ve ki kulları onu bırakıp aşka tapmasın diye. Aşkı ve dahi onu kalbinde taşıyacak olanların tümünü yaratan kuşku yok ki; aşıklar, gerçek aşkın mahiyetini ve kaynağını önünden bulutlar çekilen dolunay gibi fark etsinler diye, birbirlerine bitimsiz bir aşkla bağlanmasınlar diye, aşkı bitimli kılmıştı. Bitmemesi aşkın, ancak onu yaratanın fark edilmesi anlamına geliyordu. Çünkü bitimsiz olan sadece O’ydu. Fakat kaderi öfke ile rıza arasında sallanıp duran aşkın beşeri yanı ruhani yanını tedirgin edip duruyordu. …

…Değil mi ki bir kez ismi koyulmuşsa tarihin bir döneminde şaşaayla var olmuş ve sonra sonsuza değin unutulmuş şehirlere unutuluş yok. İlahi muhayyile de çünkü unutuş yok. Gelmiş ve geçmiş bütün ateşlerin tutuşturabileceği kadar hararetli alevlerde yansın bütün defterler.
Allah’ın defterleri yakılabilir mi?....

…Fakat sınırı varmış namluda bir kurşun hükmünde hazır duran tedirginliğe tahammülün. Bunu bilemedim…

…Su içenin eskisi kadar susuz olması beklenesi değildi elbet ama hangi su içmek, bir kez daha susamamak anlamına geliyordu ki ?..


…Ruh, iyinin işaretini seçmekle başlayan haberdi. İyi, kötünün bittiği yerdi. Kötünün sınırıysa insanın insana, insanın hayvana, canlı olana, hatta eşyaya zulmü demekti.

…Başımın üzerindeki büyük, derin ve lacivert semada parlayacak iyi haber taşıyıcı yıldızı bekledim. Yoktu.

…İbrahim önce kelimelerle sonra ateşle sınanmıştı. İsimle ateş arasında İbrahim önce kelimeleri aştı. İçinde hu yangını ateşi aştı. Ateşti su, ateşti koku. Ölüm ateş, dirim ateş. Kan ateş, karanlık ateş. Harf ateş, sözcük ateş. İsim ateş, ateş ateş. Ne ben İbrahim’din oysa ne Nihade Nemrut’tu. “Serin ve selametli” olmadı ateş.

…, sen nasıl aşıksın? Dedi. Bir aşkı tartarsa ancak aşk tartar. Akıl aşka denge değildir. Karanlıksam karanlığımı, bulanıksam bulanığımı kabul etmezsen nasıl aşksın, diye yineledi. Sustum. O susmadı. Bana aşksan aşk gibi gel, dedi. Aşkın pazarında, kendisinden başka hiçbir ölçünün geçerli olmadığını bilmiyorsun ve aşkın erliğine soyunmuşsun. Yine sustum. Ağzım kuş değil, taş doluydu, konuşamıyordum.

pencere önünde çiçekler

---------pembe, kızıl ve mor... pembe sıcacık, tatlı bir bebeğin yanağıydı. Kızıl sonbaharın önce sararan sonra kızaran sarmaşığı. Mor, masamda duran menekşeydi. Soldu...
Hakkı Bağcı---------

bilir misiniz menekşeler niçin solar?...sarmaşık niçin bir renkte sabit kalmaz?...niçin kaybolur güzellikler...
ebedi değildir bu alem, ve ebediyet timsali olamaz hiçbir güzel..
her kaybolan renk, renklerin "Kaybolmaz Sahibi"ne işaret eder.
solan her menekşe "Hayat veren" ve "solduran"ı hatırlatır..
bu yüzden, geçer gider mevsimler, doğar-büyür çocuklar, ölür yapraklar, kurur kaynak sular, döner devran...
devranın dönüşüne kapılmakta saklı olmalı mutluluk..mutluluk, menekşeyi solacağını bile bile sevmekte olmalı...
kara toprağın bağrından ne çıkacağını bilmeyen kış, kara toprağın daha evvel sanki hiç kara olmamışlığına insanı inandıran bahara gebeyse eğer, mutsuzluklar da baki mutluluğa, bu geçip giden dünya da ebedi bir aleme kapı olmalı...
bunları hissetmeli ve mutlu olmalı..
mutluluk, burda bulmalı kendini...


solmayan renkleriyle kuşanalım hayatı....


selametle,
renklerin en güzeliyle...

03 Mart 2006

ney-i bezm-i gam!


ney-i bezm-i gam!
Originally uploaded by aşk-ı beka.
“ Kamışların üzerinden geçerken,

Kuşları uyandırmaya korkan tatlı bir meltemin kanat çırpınışları”.
Assomption rahiplerinden Thibaut

ney inler dururmuş, insan dinler dururmuş..herkes kendine ağlarmış..doğru mu?

26 Şubat 2006

AB-I HAYATTIR SU..


AB-I HAYATTIR SU..
Originally uploaded by aşk-ı beka.
BİR AŞK-I KİMYEVİ

Ve aşkı resmetmek için “su”yu da seçti kainatın sahibi..
Her bir zerre gibi onu da özel mi özel kıldı..
Akarken yanaklarımızdan aşağı doğru, gözyaşı oldu su..
Kışın dondu, donarken bile aşkın desenlerini nakşetti kristallerce..
Süzülerek indi semaya, kar oldu..
Güneşin en kavurucu olduğu zamanlarda serin mi serin bir ferahlatıcı oldu…
Kimi zaman buharlaştı, gölge vermek için bulut oldu.. Ve Rahman onu seçti rahmet için..
İnce ince sızdı bulut kümelerinden, yağmur oldu..
Birikti, göl oldu..ve aktı sonra, nehir oldu..
İsmi çağlayandı uçurumdan döküldüğünde..
Daha çok birikti, sayısız canlıya barınak oldu..Bu kez adı okyanustu..
Bedenimizin bile çoğunluğu onunla doluydu..
Çiçeklere rengini, güzelliğini veren yine oydu evet..
Müsebbibül Esbab onu sebeb kılmıştı..Ne zaman su terk eylerse bir papatyayı, o narin çiçeğin boynu bükülürdü..

Bilir misiniz?..Soğuklarda göllerin yalnızca yüzeyi donar..Donan tanecikler molekül ağırlıkları daha az olduğu için yüzeye doğru seyre başlarlar…
Belki bunun içindi kimyevi olağanüstülük…
Çünkü diğer maddeler donunca ağırlaşırdı..
Oysa buzken daha hafifti su..Su canlıları böylelikle donmuş gölün altında bile yaşıyordu..
Bu kimyanın sahibi onu bir örtü kılmıştı göldeki balıklara..
Ya suyu oluşturan moleküllerin birbiriyle dansına ne demeli..Bu küçük ağırlığıyla bir gaz olmalıyken su, yapısındaki bağlarla apayrı bir özellik kazanmıştı..
Aşk-ı kimyevi ile minicik moleküller birbirine sarılınca işte, bu rahmet deryası olmuştu..
Rabbi “Kun- Ol” dedi suya, o da en güzel haliyle teşekkül etti..

Suyun sırrına ermek, su gibi aziz olmak ve rahmette yüzmek duasıyla…

Rabia N. K.

20 Şubat 2006

Helin


Helin
Originally uploaded by aşk-ı beka.
Çocuk Hastalıkları Polikliniği önünde sırasını bekleyen Helin isimli şirin bir kız çocuğu  Elinde sımsıkı tuttuğu bebeğini bizden koruyor sanki  Beyaz önlüklülere karşı fobi oluşmuş çocukta..Ne yapsın, canını acıtıyorlar, iğne vuruyorlar, boğazına bastırıyorlar..
Resmini çekip kendisine gösterdim, bir de canını acıtmadım, o yüzden birazcık tebessüm etti sonra  Canım benim, sağlam çocuk tarafından bir çocuk bu..Bir de diğer taraftakiler var..Rabbim hepsine şifa versin..Amin….

19 Şubat 2006

yansima


yansima
Originally uploaded by aşk-ı beka.
"cevrenize bir bakin..cok yaprak ve az meyve vardir; bu doganin yasasidir. Bir de yakinlariniza bakin. cok söz az is vardir. Bu da insanin hatasidir. -Taskin Tuna- Bir Elma iki Ayna"

Ellerin Ellerimde


Ellerin Ellerimde
Originally uploaded by aşk-ı beka.


Minicik ellerin henüz..Küçüksün ufaciksin..Ellerini ellerime birakirsin gayri ihtiyari..Allah ellerinden tutsun minicigim..