27 Şubat 2007
Aylar geçiyor, ay dönüyor
Nicedir halini hatrını sormayı unuttuğum ay'a da mahcubane ama sevgiyle bakıyorum. Ay dolunaya yüz tuttuğunda, benim de gözlerimdeki ışık artıyor, sanki ben de ışıkla doluyorum. Yüreğim med-cezirler gibi gelip gidiyor.
Aya dönüyor ve diyorum ki;
Sen bana bir armağansın, ben de sana..Sen bana bir armağan olabilirsin, eğer seni vereni tanır ve bilirsem. Ben sana bir armağan olabilirim, senin üzerinde seni Yaratan'ın tecellilerini görebilir ve şükredebilirsem, şehadet edebilirsem.
Uzaktan puslu puslu ışıldayan ay parlak parlak tebessüm ediyor.
Ne kadar zaman sonra ilk defa hasbihal etsek de, hep vefakar, hep dönüp duruyor etrafımızda. Hep aynı yörüngede ve hep aynı emir üzerine..
Armağansın güzel ay, Rabbimizden bize..
Armağan olabilir mi varlığımız kainata, muhabbetimizle ve bakışlarımızla?...
20 Şubat 2007
Tebessüm :)
Neden bebekler içten, taa içerden gülümserler?..
Neden olsun?..Mutlu olalım diye..:)
Şöyle bir tebessüm etsin yüzümüz ve gönlümüz diye..
Oh diyelim diye, ferahlayalım diye şöyle bir..
Teşekkür ederiz Allahım,
Seni çok seviyoruz Allahım...
19 Şubat 2007
Uzuvları yitirmek..
Zevk ve mutluluklar bir yanda kalmışken, elem, ıstırap ve acı dolu günler başlıyor.
Bazen bunlar tam da hayatın en güzel zamanındayken, tam da işleri kurmuşken, tam feraha erecekken oluyor.. Feraha ermek diye bir kavramın dünya üzerinde olmadığını haykırırcasına “Dünyada rahat yoktur” sözü yankılanıyor dört bir yanda..
21 yaşında bir genç, bir kaza sonucu dört uzvunu da yitirip yatağa mahkum kalıyor..Sağlıklı olan akranları kendisini gördüklerinde gerçek olmasına ihtimal vermedikleri durumların bir film gibi karşılarında durduğunu fark ediyorlar..
Sapasağlam çocuğunun bir anda yatağa mahkum olmasıyla karşı karşıya kalan anne, çocuğuna karşı metanetle, cesaretle, şefkatle muamele ediyor. Ama oğlundan uzakta bir köşede, eli alnında, perişan vaziyette düşünüyorken onu gördüğümüzde, bu metanetin oğluna gösterdiği şefkate binaen oynanmış bir oyun olduğunu fark ediyoruz.
devamı>>
05 Şubat 2007
Bitmeyecek olan
Aşk gözde çok büyütülüyor, her şeyi gözden silebiliyor, çok büyük beklentiler yükleniyor aşka. Sonsuz güven dileniyor, sonsuz sadakat, sonsuz sevgi ve ilgi..Bu aslında bir nevi, sonsuz ben merkezciliğe götürüyor kişileri..
Hayatta tutunacak tek dal olarak "aşk"ı bulmuş olanlar, onu kaybettiklerinde dünyayı da "tutunamayacakları" bir yer olarak "zindan" olarak görebiliyorlar..
Oysa aşk denilen şey iki beşer arasında karşılıklı ya da bir beşerin bir diğerine tek taraflı hissettiği bir his yoğunluğu olduğunda ne kadar da kırılgan, ne kadar da bozulmaya-yok olmaya yatkın bir şeydir. İnsan, hata işlemeye meyilli bir yaratılışa sahiptir, insan unutabilir, insan kırabilir, insan kırılabilir. Aşk dediğimiz bu duygular bütünü nasıl demir-çelik gibi sağlam olsun ya da nasıl sonsuza dek aynı hisleri yaşatsın?..
Tüm bunlar bir tarafa, yok olanı görmek, yok olmayacak olana yönlendirmeli insanı. Kırılgan, değişken olan beşeri hislerden ziyade, yok olmayacak, ebedi kalacak sevgiye..
Hep ismini zikrettiğimiz aşk'a, aşk-ı Baki'ye..
aşk-ı beka dahi yetmez çünkü, beka dahi el-Baki olan Yaratıcımıza aittir..
Milyonlarca yıldır milyarlarca insanı ağırlayan şu yeryüzünün ve kocaman kainatın, hepimizin ve her şeyin sahibine, hakimine, mabuduna..
Gerisi bir görünüp bir kaybolan köpükler ya da ışıltılardan başka nedir ki?..
27 Ocak 2007
Netice
Bir yemeği hazırlamak saatler alıyor, yemek ise dakikalar içinde tükeniyor.
Bir kitap yazmak bazen yıllar alıyor, okumak, saatler ya da günler..
Bir ömür, bizce "bir ömür" sürüyor, mezar taşını okumak ise, bir kaç saniye..
Küçük gibi görünen neticeler için büyük vakitler harcanıyor..
Yapılıyor bir şeyler, tadılıyor nimetler, görülüyor neticeler ama, hepsi hepsi ne oluyor ki tüm bunların?..
Bazen yüzde mütebessim bir hal, bazen başarmanını hissettirdiği mutluluk ve özgüven, bazen kaybetmenin ve hüsranın yüzde çizgi çizgi belirmesi..İnsan döner de sorar kendi kendine..
Değer mi?..
Neyin değeri ne kadar?..
Yıllar bir kaç saate ya da saatler dakikalara nasıl takas edilir?..
Karşılıklar geçici, neticeler kıymetsizse eğer, heba olup gitmez mi emekler?..
Anlık zevkler, saatlik muhabbetler zeval olup gitmez mi?..
Hem bir ömre işaret eden bir mezar taşı tüm bu lezzetleri-keyifleri ihtiva etmez ki..Hem toprakta da bir karşılığı yoktur..
İşte her şeyin karşılığı küçük..Ah ki ne ah...
Karşılığı sonsuz mutluluk, ücreti sonsuz servetlere denk ameller var..
İman ile, halis niyet ile başlayıp ihlas ile sürdürülen ameller..
Kısa sürede uzun karşılıklar..
Emelsiz, niyetsiz yapılan tüm işler emeğin karşılığında cüz'i ve silik bir netice veriyorken ve bu neticeler de gelip geçiciyken, yüce gönüllülük remzi tevazu ile akla gelmez neticeler elde edilebiliyor..
Dünya için sarf edilen çaba dünyada kalırken, ukba için atılan her adım sonsuzluğa taşınıyor..Dünyada, dünya için inşa edilen binalar tüm gayretlere rağmen bir sarsıntıda yıkılabiliyorken, salih ameller işlendikleri anda kaydediliyorlar.
Öyle ameller ki, karşılığında hiçbir beklenti yok..Bir netice hayali de yok..Rabbe müteveccihen, Rabbin rızasına niyetle yapılan ameller ve o amellerle erilen mertebeler..
Yok olup gitmeye mahkum zaman parçacıklarını, baki bir hayata terfi ettirecek amel-i salihler..
Bir ömrü, faydasız gelip geçici bir zevk ile yahut küçük menfaatler ile takas etmektense, bir anı, ömrü bakiye tebdil ettirecek davranışlar ne kıymetli..
Tüm bu düşüncelerle, aslında dünyada hızla geçen şu zaman, ne bereketli..Zamanı bereketsizleştiren şeylerden biri, zamandan ve yapılan işlerden bir beklentimizin olması olabilir mi?..
İnsanlar çalışır, çalışır, çalışır..Dünyanın dört bir yanında olan rızk peşinde koşar da koşar..Yıllarca çalışır ve neticesinde bir emekli ikramiyesi alır. Nasıl da hızlı geçmiştir zaman, elde avuçta olan ise nedir?..Bir ev ve bir araba..
İşte bu düşünce bereketsiz kılıyor olmalı hayatı..
Çünkü bu dünyanın gayesi ne mal-mülk edinmektir, ne de ektiğimiz tohumların ağaç olduğunu görmek..
Neticelerin bir çember içine aldığı sebep-sonuç eksenli bir hayat sonunda içinden çıkılmaz bir hal alacaktır..
Oysa vazifemizi yapıp Rabbimize yöneldiğimizde neticenin en hayırlısı zaten bizim için hazırlanacaktır..
Bunun için, her ağır gelen yükümlülüğe, her tebessüme, her emeğe,
her şeye "değer"..
22 Ocak 2007
21 Ocak 2007
Rahmet Meleklerinin Çiçek Tutan Elleri
ALLAH rahmetinin elçileri olan meleklere bir elbise dikseydi bir kar tanesi gibi olurdu her halde. Kar her haliyle güzeldir.
Melekler görünen elbiselerle cennetten dünyaya inerken çocukların gözlerine dokunur, onları sevince boğarlar adeta.Kar her şeyin üzerine giydiği bir elbise olur ve her şeyi beyaz bir çiçeğe dönüştürür. Kar giysisini giyinen her şey göze güzel görünür. Üzeri karla örtülmüş hiçbir şeye çirkin diyemezsiniz.
Evet bir melektir kar. Kendine bakanlara bir neşe ve ferahlık veren beyaz gelinlik giymiş bir melek. İster gözünüze , isterse teninize dokunsun ve hatta hayalinize ; her dokunuşunda bir mutluluk, bir ferahlama ve tatlı bir serinlik vardır.
Karı dünyamıza gönderen rabbimiz bizleri sevindirmek istiyor. Karla bütün çirkinlikleri örttüğü gibi kalbimizdeki çirkinlikleri de örtmek istiyor. Kar nasıl değdiği her şeyi güzelleştiriyorsa, biz de kalbimizdeki güzellikle her şeyi güzelleştirelim istiyor. Aslında kara yüklediğimiz bütün çirkinlikler bizden kaynaklanır. Karın çirkin yüzü yoktur, kaderinki gibi, onu kirleten habis ruhların çirkin nazarlarıdır onlar.
Kar her şeyi ile rahmettir. Sert ve şiddetli yüzüyle dahi. Zira onun sertliği ve soğukluğu, mikroplara yada habis ruhlara karşıdır. Şiddetinde de canlılara şifa bir rahmet saklıdır. Tabi ki o rahmeti görebilecek manaya dikkat eden güzel görücü gözler için. Kötülükleriyle hasta olan kalbimize rahmeti; gülücükleriyle ve manasındaki tatlılığı ile de rabbin şefkatini sunarken yaramızdaki mikropları, bandırdığı oksijenli su ile temizleyen bir hemşire misali, ciğerlerimizin gıdası olan havayı zararlı gazlardan temizler. Aynı zamanda bedenimizin gıdası olan meyve ve sebzelere musallat olabilecek mikroplardan arındırır toprağı ve ağaçları. Bize sıcacık gülen yüzünü gösterirken soğuk yüzüyle mikroplardan ve zararlı canlılardan bizi korur. Celal ve cemal birlikte kemali gülümser karı mucizevi yüzünde.
Ve kar, kışın karnında sakladığı bahar bebeğinin müjdecisidir. Kışın gökten yere inen rahmet melekleri baharda süslü elbiselerle rengarenk yerden yukarılara yağar. Kar ve kış olmazsa bahar da olmaz; yaratıcı kış ağacının soğuk fakat gülümseyen yüzünde yazmakta baharı. Kar baharda gülümseyen çiçekleri ve yazda tatlanan meyvelerin müjdecisi ve hazırlayıcısıdır. Çiçeklerde gülümseyen renkli giysileri ve meyvelerin tadı taşıyan tulumbacıkları karın kalbinde sakladığı şefkat sularıyla dokunur. O şefkat ve merhametin nurları hakikati gören gözlerde okunur.
Evet iliklerinize kadar işleyen soğuğu içinizden çıkartıp atacak sıcak bir şeye sarılmak istemeniz misali kar da soğuk yüzüyle bize yokluğun yürekler ürperten soğuğunda bizi sımsıkı saracak şefkatli bir ele olan ihtiyacımızı hatırlatır bize. Yani soğuk yüzü de sıcaktır karın. Sımsıcak baharlara yazlara gebedir o haliyle. Beyaz kar melekleri dökülmeden semadan, yerden ağaçların yüzüne renkli bahar çiçekleri takılmaz tıpkı çiçekler karlar misali ağaçlardan dökülmeden dökülen yerlere meyveleri takılmadığı gibi.
Evet gidişlerde saklıdır gelişler, ayrılıktır kavuşturan sevgilileri. Soğuğun içinde saklıdır sıcacık sarılışlar. Zıtlıklardır varlıkların varlığını haykıran. Mutlakın yüzündeki sınırlılık örtüsü onu bize açan bir perdedir sadece. O yüzden oda güzeldir öylece.
Öyleyse bırakın kar sarsın gözlerinizi. Bırakın o bembeyaz gözlerde bütün renkler gülümsesin. Bırakın kar yaratıcının sonsuz güzel isimlerini haykıran tatlı bir beste olsun size. Bırakın yüreğiniz kar taneleri adedince hatta onları taşıyan melekler adedince teşekkürler yolasın rabbine.
Rabbim! meleklerin elleriyle resulünün -as- göğsünü yarıp tertemiz karla kalbini yıkadığın gibi bizim kalbimizi de mağfiretinle yıkayıp kar gibi beyaz yap ki o beyazlıkta sayısız isimlerin gülümsesin.
© 2007 karakalem.net, Abdürreşid Şahin
18 Ocak 2007
Yağmura ve kara hasret
Başka bir memleketten, kim bilir nereden ekranımıza gelen bir görüntü..Başka bir memleketten, zira memleketimiz Rahmet bekliyor.
Dualar yükselsin inşallah kalplerimizden, Rahman olan Rabbimiz Rahmetini göndersin topraklarına..
Küçüğünden büyüğüne canlı-cansız tüm yaratılmışlar vesile-i rahmet olan suya muhtaç. Su hayata can katıyor. Damarlarımızda ve kalbimizde çarpan da su..Gözlerimizdeki ışıltı da su..
Bir bitkinin rengi de su..Bir çocuğun gülüşü de su..
Su, yani rahmet..
Ne çok muhtacız. Rabbim hayırlarla yağdırsın, hayırlarla suya ve rahmete kavuştursun bizleri..
17 Ocak 2007
İnce ince tutunuşlar..
dünyevi stresler ne kadar yıpratır şu ince ince halatları değil mi, ne kadar iz bırakır ruhlarımızda..
ama bir gün sular çekilir, ruh uçar gider..hareketsiz bir gemi kalır suyu çekilmiş okyanusun dibinde.
yazık olur kendi kendimize ettiğimiz eziyetlerle hırpalanan kalplerimize..
çoğu zaman kendi kendimize ederiz zaten zulümleri.
kendimizi mutsuz da ederiz, mutlu da..huzurlu da ederiz huzursuz da.
ancak kabahati başka bir şeylerde ararız ya..
dalar gideriz ya dünya telaşına..
işte ince ince bir ah çekip,
sımsıkı sarıldığım halatların ellerimde açtığı yaralarla, teselliye kalkışıyorum kendimi. yaralara merhem Rahmete duyduğumuz inanç ve ümitten başka bir şey olmuyor.
yorgun düşüyor bedenim, bazen kırılıyor yüreğimde bir köşe.
ancak "La rahadde fiddünya" -"Dünyada rahat yoktur"..
gelir ve geçer dünya..
sular çekilir, hem de aniden..
öyleyse neden bu ümitsizlik?..
Rahmet inancıyla Rahmet ümidiyle sarıyorum yaralarımı..
Rahman, lütfeyleye, Rahmeyleye, Nur eyleye...
11 Ocak 2007
sallanan yer yüzü..
deprem oldu Ankara'da..ya da başka bir şehirde oldu onu hissettik bilmiyorum.
şunu biliyorum, yer ayaklarımın altında sallanırken kalbimde de bir deprem oldu, birden titredim..ne kadar hazırlıksızım ölüme..
Rabbim, bizleri afetlerden, kazalardan, musibetlerden uzak tut. Bizlere hayırlı ömür ve hayırlı ölüm ihsan eyle. Ölüme her gün ve her an hazırlıklı eyle. Amin !...
08 Ocak 2007
Uhuvvet
Sabahları Dost Fm'de dinlediğim Sabah Duasının beni en çok etkileyen bölümlerinden biri " Allahım, insanlar için küçük bir yardımı çok görmekten sana sığınırım"
Küçük, küçücük şeyler bile çok büyük çok külfetli geliyor bazen insanlara..Trafikte bir arabaya müsade etmek, ya da bir yayanın geçmesine izin vermek mesela. Ya da birinin yere düşen kalemini uzatmak..Birini beklemek, ya da bunun gibi ufak tefek şeyler ne kadar ağır gelebiliyor nefislere. Hatta "kendini ezdirmemiş olma" gibi bir ifade yakıştırılabiliyor bazı durumlarda.
İyiliklerden karşılık bekleniyor bir de..Ancak karşılığını hemen burada alacaksak, bunun rıza boyutu nerede kalır öyle değil mi..
İşte bu duanın tekrarıyla, Rabbimizden küçük bir iyiliği çok görmemeyi dileyelim..
Küçük, küçücük görünen, bir sevgi sözcüğü yahut bir tebessümü, çok görmeyelim..Kardeşliği, uhuvveti başlatan hep o "küçük" şeyler değil mi..Hem hiç küçük değiller aslında. Bence kocaman bir hediye paketinden çok daha büyükler :)
Uhuvvet ile, muhabbet ile birbirimize yaklaşmayı, yakınlaşmayı diliyorum..Kardeşlik diliyorum Rabbimden..Hepimiz için..
fotoğraf:Prof.Dr.ZihniSinir/flickr
30 Aralık 2006
Let us rejoice indeed *For this is the day of Eid *La ilaha illallah Muhammad rasulallah *Alayhi salatullah.*Children are wearing new clothes *Bright colours fill the streets* Their faces full of laughter *Their pockets full of sweets *Let us rejoice indeed *For this is the day of Eid* Mosques are full of worshippers *in rows straight and neat *Their Lord they remember, His name they repeat*Their hands are raised to the sky *They supplicate and plead *On this blessed day *Forgive us they entreat *Let us rejoice indeed *For this is the day of Eid *
People are giving charity *And helping those in need *In giving they’re competing *Today there is no greed *Let us rejoice indeed *For this is the day of Eid
Enemies embracing each other *All hatred is buried *Everyone is celebrating *Greeting everyone they meet *Let us rejoice indeed *For this is the day of Eid
Bayram sevinci :)
Bizleri bir bayrama daha ulaştıran Rabbimize şükürler olsun..
Sevdiklerinizle mutlu, huzurlu, bereketli, istifadeli, hayırlı bir bayram geçirmenizi dilerim !...
Selam sevgi ve dua ile !.....
28 Aralık 2006
Butterfly (lycaena phlaeas)
Tüm uzuvlarımızın sağlamlığıyla, muazzam adımlar atıyoruz. Oturuyoruz, kalkıyoruz..Duyuyoruz, görüyoruz..Gözlerimizi kapatınca düşmüyoruz..Birbirimizi sesimizden dahi tanıyoruz..Renkleri ayırt ediyor, algıladığımız nesneleri adlandırabiliyoruz..
Kelebeğin görüntüsünü taşıyan fotonlar göz dibimize değdiğinde nice elektrikli titreşimler oluyor, nice beyin merkezi uyarılıyor, algılanıyor, eşleştiriliyor, tanınıyor, "bu kelebektir" deniyor, bir de bundan hoşnutluk duyuluyor..Saniyelerden çok daha kısa sürede neler neler oluyor ey Rabbimiz..
Küçücük hücrelere en büyük kabiliyetleri, küçücük kalplere en sonsuz sevgileri yerleştiren Sensin..
Verdiklerini hissetmeyi, verdiklerine şükretmeyi, verdiklerinle güzel işler yapmayı bizlere nasip eyle..Bizleri de "veren" ellerden, "veren" gönüllerden eyle..Kelebeğin bu sanatlı yaratılışından nasibimize hikmetler düşürdüğün gibi, bizim yaratılışımızdan da yarattığın başka kulların hikmetler devşirmesini ihsan eyle..
Ey her şeyin hakimi ve sahibi Yüce Rabbimiz, sevgimizi, şükrümüzü, duamızı, kulluğumuzu Baki eyle..
El Baki Hüvel Baki...
27 Aralık 2006
words of wisdom
Ne olursa olsun, onları sev..
Eğer sen bir şeyleri iyi yapıyorsan, insanlar seni bencillikle ve aykırılıkla itham edecektir..
Yine de, yaptığını iyi yap..
Eğer başarılıysan, yanlış dostlar ve doğru düşmanlar kazanacaksın..
Yine de başarmaya çalış..
Bugün yaptığın iyilik, yarın unutulmuş olacak..
Yine de yaptığını iyi yap..
Samimi, açık sözlü ve dürüst olmak seni incitebilir, yaralayabilir ya da savunmasız bırakabilir..
Yine de dürüst ve samimi ol..
Çok büyük idealleri olan en büyük bir insan, çok küçük bir fikriyatı olan en değersiz ve küçük bir insan tarafından altedilebilir..
Yine de, büyük düşün..
İnşa etmek için yıllarca uğraştığın bir şey, bir gecede yerle bir edilebilir.
Yine de inşa et..
İnsanlar gerçekten yardıma ihtiyaç duyar, ama onlara yardım ettiğinde sana zarar verebilirler..
Ne olursa olsun..insanlara yardım et..
Dünyaya, sahip olduğun en iyi şeyi ver, karşılık olarak bir tekmeyle karşılaşacağını bilsen bile..
Her ne olursa olsun,
dünyaya verebileceğinin en iyisini ver!...
-alıntı-kaynak-flickr-
18 Aralık 2006
Serçe Kuşu
Kimisi böyle tombulca, kimisi biraz daha ince olsa da, kuşlar aç kalmazlar.
Kuşlar, tevekkeltü alallah diyerek bir güne başlarlar, ve Rableri onların yiyeceklerini buldurur. Bir sonraki günü dert etmezler, çünkü Rablerine güvenmişlerdir.
İşte insan da, bir serçe kuşu kadar teslim olsa, hiç Rabb-i Rahim rızık vermez mi ona?..İnsan, rızkın nereden geldiğini düşünür?..
Kendi emeğinden mi?..Elbet emeksiz yemek olmaz ama, Veren, isteyince vermeyebilir. Serçe kuşu, rızkın Allah'tan geldiğini düşünür.
Gönlü zengin bir insandan işitmiştim; az bir gelirle çok nüfuslu bir aileyi idare ediyordu, diyordu ki, "Bugün karnımız doydu elhamdulillah, yarına neden tasalanalım, Allah Kerim.."..Bunu işiten, varlıklı biri bu gönlü zengin kimse kadar "teslim"olmadığını ve tüm malına mülküne rağmen "yarın"dan kaygı duyduğunu fark etti..
İşte serçe kuşu, zıpladı, zıpladı, kondu bir dala..
Öterken bunları deyiverdi, uçtu, gitti...
fotoğraf: J Gilbert
17 Aralık 2006
5 yıl öncesi, ölüme hazırlık...
VASİYETNAME
Bu, 17 yaşındaki bir gencin vasiyetnamesidir.
Hayır, çok şükür hasta değilim, gayet sıhhatliyim ve intihar etmeyi de düşünmüyorum. Ancak, her insan bu dünyaya geldiği andan itibaren ölümle yüz yüze değil midir?
“Her gün ölünüz” ifadesi neler hatırlatır bizlere?
Her gün, “gün” doğar ve geceyle birlikte “gün” ölür. Bir ölüm ve diriliş tablosudur bu.
Her uyku, bir ölüm provasıdır.
Her fren, boğaza kaçan her yemek parçası, her deprem ölümü hatırlatır.
Kimileri bu uyarılara aldırış etmez, kimi duymazdan gelir..
Kimileri erteler bazı şeyleri, kimileriyse secdelere kapanır.
Herkesin “hayat” ve “ölüm” algısı farklıdır..
Ben, hepimizi bir gün ziyaret edeceğini bildiğimiz ölüme hazırlıklı olmak istiyorum.
Evet, vasiyetname.. ”Bu, ben bir diğerini yazıncaya kadar geçerlidir.”
Şu an bu yazıyı okuyan kimse, evet işte tam şu sırada gözlerini bu satırlar üzerinde gezdiren..
Eğer ben ölmüşsem, artık mekanım dünya değilse, ve sen bu cümleleri okuyorsan, şimdi dilegetireceklerimi de okumanı isterim.
Ben vardım, pek çok insan şahitti varlığıma, pek çok kimse bilirdi belki yaşadığımı..Ama bir anda aralarından ayrılıverdim işte..Ben ayrıldım ama yolculuk devam ediyor..Yolcuyuz hepimiz de..
Yolculuğun farkına varırsak eğer, “Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve şahadet ederim ki Hz.Muhammed a.s.m Onun kulu ve elçisidir.” Deriz ineceğimiz vakit…
On yedi yaşında ölmüşsem eğer kim bilir ne yorumlar yapılacaktır ardımdan
”Gençliğine doyamadan gitti”..”Annesi babası mürüvvetini göremedi”..”Şunu, şunu yapamadı..”..İşte benim dileğim, benim vasiyetim, ardımdan böyle denmemesi..
Eğer bir kimse için endişe duyarsak, bu endişe Hak yolundaki seyrimizle alakalı olmalı..
Ardımdan denilebilecek en güzel şey “İnnalillahi ve innaileyhi raciun” olurdu..
Ölümün 17 yaş dinlemediği bir defa daha ibret sahnesine alınırdı..Ardımdan yapmanızı isteyeceğim şey sadece hesabımın kolaylaşması için edeceğiniz duadır. Bunun dışında isyan yahut farklı nahoş eylemlere vesile olmaktan korkarım..Vasiyetim budur.
Bunları neden yazıyorum, neden bir vasiyetname hazırlıyorum ben?
Geldim, gidenlerdenim..Geride birkaç kelime kalsın eğer işe yarayacaksa..
Vasiyetimle, gerçeğe ulaştıran tek sevginin Allah sevgisi olduğunu yeniden hatırlatmak isterim..
Rabbimizi sevelim, o bizi seviyor, o bize bunca nimet bağışladı..
Kaybettiğimiz bir şeye üzülmeyelim, zaten o hiç bizim olmadı ki..
Verildi..ve alındı..
Mal mülk Bir rabbin!..
İfade ettiğim gibi,
Vasiyetim, bana dua etmenizdir…
Hakkınızı helal edin..
Varsa benim küçük de olsa bir hakkım,
zerresine kadar helal olsun..
04.09.2001
15 Aralık 2006
Yolculuğun nihayeti...Ölüm...
Her zamanki gibi koşturmacaların peşinden gideceğimiz bir günün başlangıcında, sabah, bir telefon sesiyle uyanıyoruz.
Bir telefon sesiyle irkiliyoruz. Bir vefat haberi alıyoruz.
Apar topar tüm aile toplanıp cenazeye gidiyor.
Bir iki saat sonra sınavım var ve ben de hazırlanıp sınava gidiyorum..
Sınav anlamsızlaşıyor gözümde, günlük meşgalelerin ve gündelik sohbetlerin anlamsızlaştığı gibi.
Ölüm, yakına gelmeyince ne kadar uzak..
Erdem Beyazıt'ın dediği "Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm, Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm"..mısraları bana ne kadar uzak..
Sevdiğin bir insanın, mütebessim sureti, zihninde ve kalbinde bir hayal olarak dönerken, artık sadece hayal olarak mazide kaldığı gerçeğiyle başbaşa kalmak..
İki yanağından ılık ılık gözyaşları akıtmak..
Gözyaşlarıyla sınava girmek..Sınavda kekelemek..
Ölüme mi, ayrılışa mı, öksüz kalan çocuğa, annesiz kalan genç kızlara mı, neye ağlamak..
Yoksa halime mi ağlamak, ölümden böylesi bihaber yaşadığım için.
İşte böyle, yakından bir seslenişle ölüm fısıldadığında, böylesi yabancı kaldığım için mi..
Ölüme hazır olmak ne zormuş dostlar..
"İnna lillahi ve inna ileyhi raciun"..
Bu hakikati iliklerimde hissederek yaşayabilecek miyim ben de?...
Öleceğiz biz de hakikat..
Rabbim ömrün de ölümün de hayırlısını nasip etsin hepimize...
Perşembeyi Cumaya bağlayan böylesi mübarek bir gecede, Rahman'ın Rahmetine kavuşan kuzenim için fatihalarınızı bekliyorum..
Rabbim mekanını cennet eylesin..Ailesine, çocuklarına sabırlar ihsan eylesin...
Amin..
11 Aralık 2006
Uyuşturucu Bağımlısı bir genç...
Bugün, içim paramparça oldu..
Bugün, gözlerim doldu..
Bugün, gençliğe dair feryatlar koptu yüreğimden..
17 yaşında bir genç, uyuşturucuya nasıl başladığını, nasıl devam ettiğini, ne hallere düştüğünü, her şeyi anlattı..Hem öyle bir anlattı ki, dışarıdan bakan biri, marketten çikolata almış da onu anlatıyor sanırdı..
Esrar ile ilk olarak 13 yaşında tanıştığını söylüyordu.
Zeki bir çocuktu, anadolu lisesinin son sınıfına kadar devam etmiş sonunda okulu bitmek üzereyken tert etmiş farklı bunalımlara girmişti.
Hayatımda hiç duymadığım terimler kullanıyordu..junkie, joint gibi..İnternetten, maalesef ki internet bir bataklığa düşmeye merakı olanlar için ardına kadar açık, pek çok şey öğrenmişti.
Hangi maddenin nasıl bir yoksunluk sendromu yapacağına kadar her şeyi öğrenmiş. Esrarın zararsız bir şey olduğunu düşünüyor..Kendini kontrol edebileceğini düşünüyor..Bağımlılık merkezine gelmesinin sebebi yıllardır kullandığı esrar değil zaten. Esrardan sonra basamak basamak üst seviyede uyuşturucu maddeler kullanmış..En sonunda en kötü etkileyenlerden birine müptela olunca artık tedavi olmaya karar vermiş..
Bir Albayın ve bir öğretmenin tek evladı.
Gencecik, örselenmiş bir yürek ve bir beyin..
Bizim tarafta üzüntü ve hayret hat safhada..
Hep televizyonda izlediğimiz bu madde bağımlılarının birini canlı olarak karşında görmeyince insan, gerçekliğini yeterince idrak edememiş demek ki.
Bunun ne denli yaygın olduğunu çocuğun söylediklerinden anlamak mümkün..
Ahlakın, İslami kuralların, bir saatli bombanın uzaklaştırılması gibi okullardan ve gençlerin yaşamından tecrit edilmesi, binlerce çocuğun bugününün ve yarınının harap edilmesine mal oluyor..
Kimse, bir ergenin seviyesine inip, onun gözüyle hayata bakmayı denemiyor..Lise öğretmenleri, öğretmen-öğrenci ilişkisinden ve model öğretmen olma vasfından fersah fersah uzak..
Daha geçtiğimiz hafta, dolmuş sırası beklerken, önümde iki gencin, bir öğretmenlerinin ne kadar da alkolik bir insan olduğunu anlattıklarına şahit olmuştum..
Ergenlik döneminde çocukların tamama yakını ailesiyle bir çatışmaya giriyor..Aile uzakta kalıyor, okul da uzakta zaten. Geriye arkadaş grupları kalıyor. Kimi arkadaş gruplarına alınmanın ön koşulu, esrarkeş olmakmış, bunu bugün o çocuktan öğreniyorum.
Popülerlikmiş bu..
Hatta bu çocuklar şamanizmle ilgileniyorlarmış..
Tipik kimlik arayışı, tipik yanlış yönlenim..
İnternet de buna meyili arttırıyormuş efendim..Hatta piyasada esrarın bağımlılık yapmadığını "bilimsel"(!) bir şekilde anlatan pek çok site varmış..
Peki ne yapalım?..
Ne yapabiliriz ki?..
Bari çevremizdeki çocuklarla konuşmayı, onların dertlerini dinlemeyi deneyelim..Onlara farklı alternatifler sunmaya çalışalım..
Meşhur deniz yıldızları hikayesinde olduğu gibi, birine bari anlatalım bir şeyler..
Açıkçası çaresiz hissettim kendimi..Ama çaresizlik insana mahsus..Dertlere esas çare Rabbimizden..Bize gayret düşüyor..
Başka da yapabileceğimiz bir şey yok..
Ama bir gün binlerce milyonlarca çocuğa hitap edebilmek, onlar için bir şeyler yapabilmek isterdim..
Düştükleri batağa el uzatıp onları ordan çıkarmak..
Çok fena yüreğim yanıyor..
Bu ateş nasıl söner?...
10 Aralık 2006
Masumiyet
Tertemiz kucaklıyor anneler bebeklerini..
Dünyanın en güzel masumiyetini, çocuksu gülüşlerinde, çocuksu bakışlarında görüyoruz..Bir bebeği gördüğümüzde, ümitle ve neşeyle doluyor, gülümsüyoruz..
Aslımızı hatırlıyoruz..
Dünyaya ayaklarımız bastığında böylece masum olduğumuzu..
Sonra öylece masum kalmadığımızı fark ediyoruz..
Hatalarımız, günahlarımız oluyor..
Ancak Rabbimiz bir fırsat tanıyor, tevbe imkanı veriyor..Pişman oluyoruz..O'na yöneliyoruz..
Masumiyetimize kavuşmak istercesine..Şu gözlerdeki arılığa dönmek istercesine bir yöneliş..bir yakarış..
Belki bebekleri ve çocukları bu nedenle çok seviyoruz..Olmak istediğimiz gibi oldukları için. Belki en saf ve temiz hali olduğu için insanlığın..
Rabbim, her zaman, içimizde bir parça masumiyetin, bir çocuksu tebessümün yer almasını nasip etsin..
Masumca gülüşler, masumca düşler temennisiyle..
:)
fotoğraf: British American
08 Aralık 2006
Fotoğraf
Daha fazla yorum yapmadan adresi ekliyorum:) Zevkle izleyin efendim..
http://www.nuribilgeceylan.com/turkeycinemascope1.php?sid=1
07 Aralık 2006
Kelebeğimin Kanatları..
Subhandır Rabbimiz, kusursuzdur..İncecik ve minicik bir kelebeğin kanatlarını dahi böyle ince ve sanatlı yaratandır..
Kelebeklere meftunumdur..Ama kelebek fanidir..Aslolan, kelebeği o küçük kozadan çıkarıp böyle sanatla uçturan Rabbimizin rahmeti, lütfu, keremi ve büyüklüğüdür..
Yani aşk-ı kelebek değil, aşk-el-Baki vardır..
Zira uçar gider kelebek..tozlarını bir yerlerde, kanatlarını bir yerlerde bırakır, toprağa karışır..fani olur.
Ancak, şu resimde trykemom'un kaydettiği ve bu mükemmelliğin bizlere ulaşmasını sağladığı görüntü, el-Baki'ye işaret ettiği gibi, onun sanatını gösterir..
İlk söz de Subhanallah..
Son söz de..
Subhanallah !....
05 Aralık 2006
03 Aralık 2006
Ya Musavvir
Bizleri de senin ahlakınla, sana kul olabilmenin güzelliği ile şekillendir !..
Her nesnede ayrı bir güzellik, ayrı bir sanat ve ahenk ..
Ayrı bir renk ..
Renklerin de güzelliklerin de hakkını verebilmek nasip olsun inşallah bizlere..
bu fotoğrafı çekip paylaşan bhary'ye teşekkürler ile.
30 Kasım 2006
Hayvanlara Dua
Allahım!
Yolunu bulamayan karıncalara yolunu göster
Kozasından çıkamayan kelebeklere yardım et Allahım
Ters çevrilmiş kaplumbağaları düze çevir
Annesini kaybetmiş ve arayan kuzucuklara annesini göster
Allahım bi de ,dişlerini fırçalayamayan fillere yardım et Allahım..
Aamin !.
Minik Dualar Grubu
fotoğraf:darwinthebeagle
Kahlil Gibran
28 Kasım 2006
Sıkıntılar
Sıkıntılar olmasa, olmazdı nice sanatlı eser..
Emekler olmasa, pişmezdi yemekler..
Zahmetler olmasa, gelmezdi rahmet..
Yağmasa yağmurlar, büyümezdi başaklar..
Ne varsa başımızda, neyse sıkıntı gibi görünen, bir ferah kapısının alâmetidir..
Alâmetidir kabukların çatlaması, yeni yetişen filizlerin..
Kendini boşlukta hissetmek, dopdolu şu dünyada, bir dolu telâşenin içinde bulmaktır kendini..
Kendini çok yoğun ve sıkıntıda hissetmek, bütün o enerjilerin sarf edileceği bir noktaya taşımaktadır insanı..
Çabadır, sancıdır, acziyetle uğraşmadır emekler..Acz ile, Kadir-i Hakim’e yönelmektir..
Her ne sıkıntımız var ise, vardır sebeb-i hikmeti..
Her neredeysek oradadır ebediyet anahtarları..
Çevremizi zırh gibi sardığını hissettiğimiz sıkıntılı durumlar içerisinden seslenirken hayata, acz ile Rahman’a yönelten bu sıkıntılara şükretmeli, dünyevi mahpushanelerden uhrevi hürriyet seyrine doğru ilerleyen bir sırat-ı müstakimi talep etmeli..
Sıkıntılarla sıkıldığımızda feraha erecek olan halet-i ruhiyemizi Basıt olan Rahman’a teslim etmeli..
Kalbleri evirip çeviren Rabb’e kalblerimizi teslim etmeli..
aşk-ı beka
fotoğraf: icedance
24 Kasım 2006
23 Kasım 2006
Çıpa
Geçtiğimiz hafta sonlarında Yakaza ED'nin Kendi Kaynaklarımızla NLP programına katıldım. Benim için çok verimli, çok istifadeli saatlerdi. Herkese tavsiye ediyorum! !
Uluslararası NLP ilkelerinin Kendi Kaynaklarımız (Kur'an, Hadis ve Alimlerin eserleri) ışığında incelenerek yeni bir bakış açısıyla sunulduğu bu program her birey için faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Sayfada, eğitimin ilgimi çeken cümlelerini paylaşmaya çalışacağım.Dilerim sizler için faydalı bir kaç cümle paylaşabilirim :)
Bunlardan ilki "Çıpa" (Çapa-Anchor-Anker)
Her davranışımızın kaynağı farklıdır. Kaynağı "çevre" olanlar görsel işitsel ve duygusal olarak üçe ayrılabilir. Çevreden gelen bu tetikleyicilerle otomatik davranışlar geliştiririz.
Örneğin hiç aç değilken sevdiğimiz bir yiyeceğin önümüze getirilmesi bizde iştah uyandırır, İstiklal Marşı bizi duygulandırır, ağlayan bir çocuk bizi hüzünlendirir.
Otomatik olarak bir duyguyu çağrıştıran tetikleyicilere NLP'de "çıpa"deniyormuş.
Biz insanlar da, her birimiz özel bir çıpayız.
Biri bizi gördüğünde onda bazı duygular çağrıştırırız..
Yıllar süren birliktelikler sonucu biz karşıdaki insanın zihninde bir çıpa oluştururuz. Bu çıpalar bazen beş bazen yirmi beş yılda gelişmiş olabilir ve değiştirmeleri çok güçtür..
Örneğin anne ve baba sürekli kavga ediyor ve çocuklar yıllarca bunu izliyorlarsa, çocukların göğsünde anne ve baba "korku" ile eşleşir. Yıllar sonra bile çocuk, babasının sesini işittiğinde korku hisseder.
Anne baba sonradan sonraya davranışlarını değiştirseler bile çocuk babaya coşkuyla sarılamamaktadır..Ne acı !
İşte bizler de, insanların görüşünde birer çıpayızdır..Bir düşünelim, nasıl bir çıpayız biz?..Sesimizi duyduğunda insanlara neler çağrıştırıyoruz?..
Çok sevdiğim bir arkadaşım vardır, onu görünce, aklımda "namaz" canlanır, ne mutlu ona ki, zihnimizde bir "namaz" çıpası uyandırmış.
Bir başka arkadaşımı görünce ya da ismini işitince aklıma tutulan nafile oruçlar geliyor. Yaz günleri dahil nafile pazartesi perşembe oruçlarını aksatmayan bu arkadaşım için ne büyük saadet ki, "oruç" çıpası uyandırmış..
Başka bir insan da mesela bir kimseye karşı sürekli olmasını istediği bir şey için ısrar edip duruyordur ve karşıdakinde "ısrar" çıpası uyandırmıştır. O insanın ismini duymak bile insanın yüreğine sıkıntı verip bunaltabilir. Düşünün ki bir insanın ismini işittiğinizde içinizde bir daralma hissediyorsunuz..Bunun nedeni işte yıllarla oluşan "ısrar" çıpasından kaynaklanıyordur...
Bunların yanında, "öfke" çıpası uyandıranlar da yok değil tabii..Daha pek çok şeyler..NLP tekniklerinin ileri basamaklarında yıllanmış çıpaların sabırla yıkılabildiği yöntemler var. Bunun için bir NLP uzmanından yardım almak gerekiyor..
Şimdi bu "Çıpa"lar içinde en çok dikkatimi çeken şeyi söylemeliyim ki: Allah dostu öyle kimsedir ki, onu gördüğünüzde Allah'ı hatırlatır..
O insan, Allah'ın çıpası olmuştur..
Ne mutlu !....
Ve Allah'ın en çok sevdiği kulu, Peygamberimizi s.a.v hatırlatan insan da ne mutlu !...
Rabbimizin yüceliğinini, sanatının, esmasının tecelligahı olması beklenen insan için daha güzel bir çıpa tasavvur edilemez..
Efendim, henüz oluşmamış çıpalarımızı bu düşünceyle belki daha sağlam bir temelle geliştirebiliriz..
Diğer insanlar üzerindeki çıpalarımızı hayal edip, yaptığımız yanlışların farkına varabiliriz..
Şimdilik bu kadar..Sevgiyle, huzurla, sağlıcakla kalın !...
18 Kasım 2006
walk a timeless warning""
Bazen yalnız bazen kalabalıkla, ilerliyoruz..
İstikamet belli..
Zaman geçiyor, bu da aşikar..
Ancak yine de, ah ki yine de..
Gaflet var ey dostlar, gaflet var...
fotoğraf:Prasangam
flickr photoshare
16 Kasım 2006
Yusuf İslam'ın yeni ve mükemmel şarkısı..I go where true love goes..Heaven !The moment you walked inside my door I knew that I need not look no more, I've seen many other souls before - ah but, Heaven must've programmed you The moment you fell inside my dreams I realized all I had not seen, I've seen many other souls before - ah but, Heaven must've programmed you. Oh will you? Will you? Will you? I go where True Love goes, I go where True Love goes I go where True Love goes, I go where True Love goes And if you walk along and if you lose your way, don't forget the one who gave you this today Follow True Love, follow True Love, Follow True Love, follow True Love Oh will you? Will you? Will you? I go where True Love goes, I go where True Love goes I go where True Love goes, I go where True Love goes And if a storm should come and if you face away, that may be the chance for you to be safe And if you make it through the trouble and the pain, that may be the time for you to know his name The moment you walked inside my door I knew that I need not look no more, I've seen many other souls before - ah but, Heaven must've programmed you The moment you fell inside my dreams I realized all I had not seen, I've seen many other souls before - ah but, Heaven must've programmed you. The moment you said "I will" I knew that this love was real, and that my faith was seen - oh Heaven must’ve programmed you The moment I looked into your eyes I knew that they told no lies, there would be no good byes - Ah 'cause Heaven must've programmed you I go where True Love goes, I go where True Love goes I go where True Love goes, I go where True Love goes
14 Kasım 2006
13 Kasım 2006
12 Kasım 2006
Davul
aynı bedende geçirdiğimiz bir ömürden kaynaklanan "uyuşuklukla" seyrederiz ölümsüz hayatımızın sahne arkasını.
yaşadığımız her saniye,
kendimizle geçirdiğimiz fırtına dolu her an,
sabahın erken saatlerinde kapımızın önünden geçen çöp kamyonunun gürültüsüyle uyanmamız,
beklenmedik olarak tanımladığımız olaylarda nasıl tepki vereceğimizi hesaplamamız,
her sabah;aslında görülmesi gereken pek çok hikmeti bulunan fakat kıyısıyla köşesiyle ilgilenmeyip "şöyle bir bakmakla" yetindiğimiz okulumuza gitmek için kaldırılmamız.
bunların tümü,
aslında bize kendimizi anlatan coşkulu bir senfoniyken,
nedense hepimizde "yoğun bir uykunun,hatta baygınlığın" aracısı bir "ninni" etkisi yapıyor.
gözlerimiz, kalıcı bir pitozun etkisiyle çarpılmış kapaklarının ardında perdelenmiş.
kadim nosiseptörümüz "vicdan",
tonik bir şekilde sürekli hayatın bir "reklamlar dizesi" olmadığını,
reklam arası sandığımız dakikaların aslında hasılat rekoru kırması gereken filmin ta kendisi olduğunu bize pulslu bir şekilde "dürterek" hatırlatırken,
biz,
vehimlerimizle kendimizi zehirlemeyi,içimizdeki ayıraçla baş başa kalmaya tercih ediyoruz.
"bum."
"bum."
"şu saniyenin bir anlamı var."
"bum."
"önünden geçen adamın ne kadar çok ayrıntısı var."
"bum."
"adım atarken kaç kasının senkronize bir şekilde çalışması gerektiğini düşün."
"bum."
"kaos sandığın şeyin aslında "sana karmaşık gelen" bir düzeni var."
"bum."
"temellendirmelerin seni bekliyor."
"hayır,bu sana yakışmıyor.önceliklerin nerede senin?"
"bum."
"bu istediğin,yapman gereken mi?"
"bum."
"ana önem vermeden harcadığın bu an,senden kaç "an"ı götürüyor?"
davulun sesi hep uzaktan hoş geliyor.
hep kendi davulumuzu başkalarına duyurmaya çalışırken,
kalbimizin tam ortasında gümbürdeyen hakikate kulaklarımızı tıkıyoruz.
sahnenin figüranları saydığımız toplumun diğer fertlerini göz ardı edip duruyoruz.
ya kaçıyoruz onlardan,
ya da beklentilerimize cevap vermediğini sandığımızdan bizi uyutmalarını bekliyoruz.
"bum."
"sana hakaret eden adamın gözlerinin içine bak."
"bum."
"onun varlığı gereksiz değil,sadece olmaman gerekeni gösteren biri."
"bum."
"oku ibreti.kaldır başını göklere;ara,var mı eksikliği?"
"bum."
"eşsiz olan sadece sen değilsin.bir solucan bile senden daha eşsiz."
"bum."
"uyan artık."
koyalım kalbimize steteskopları,
ister apex cordise,ister sternum üstüne,
nereye istersen,
kendimizin gerçeği tokmağıyla "içimizde."
her birimiz diğerinden farklı,
ama hiçbirimiz, birimiz için bile gereksiz değil.
anın anlamı,öteki anların harmanında saklı,
ve hiçbir an,bir diğerinin mahkumu değil.
"bum."
Yazan: hattat
Fotoğraf: 3blindmice
09 Kasım 2006
Uçmak..ve "V" olmak...
Kuşlar uzaklardan görününce..Kanatları böyle yakından belirince..
Kuş olmak isteriz biz de..Uçmak..Sıyrılıp kaçmak beden mahpusluğundan...
Rüzgar esince..Kuşlar kendini rüzgara bırakınca..
Bırakmak isteriz biz de..Gelip giden zamanın akışına kendimizi..
Kuşlar..rüzgara karşı da, rüzgarla da uçarlar..
Ama en güzeli..Rüzgardan bir yol yaparlar kendilerine, derelerin yatakları gibi..Birlikte yaparlar bu yolu..Bir "V" harfi şeklinde dizilirler..
Birliğin doğurduğu kuvveti sergilerler..
Toplu halde uçmak güç demektir..Birbirinden güç almak, ah ne güzeldir..
Toplumumuzda, V şeklinde kuş sürüleri artsa, gökyüzünde olduğu gibi..S şeklinde kıvırılıp birbirinden uzaklaşmasa kuşlar..
alfabemizde bile bulunmayan X harfi gibi çarpıklaşmasa..
O harfi gibi dönüp durmasa aynı yerde..
Biz de uçsak keşke..
Biz de, özgürlüğü, iliklerimize kadar hissetsek..
Güneşe kanatlarımızı verip, süzülsek böylece..
aşk-ı beka..
9 kasım 06
fotoğraf: pashazade/ist
flickr photo share
07 Kasım 2006
Doğru yol
Yolun kenarlarında kapılar ve kapılar üzerinde örtüler var. 1
Bazen sesler geliyor kapılardan, bazen, örtüler merak sebebi oluyor, merak, kapıları açmaya sebep oluyor..
Merak ve arzu kapıları var kenarlarda..Doğru yol, iniş ve çıkışlı da olsa, “doğru”..Ama merakla örtüleri açılan kapıların çıktığı yol doğru yoldan uzaklaştırıyor..
Arzular ve şeytanın verdiği vesveseler ilerletici faktör oluyor..
Bu tali yollar, kimi zaman “alternatif” kimi zaman “kaçış” kimi zaman ise “inkar” ismini alıyor..
Yollar, ana yoldan sağa sola saparken, doğru yola her dem bir açık kapı bulunuyor, geri dönülmez değil hiçbir sapa yol..
Çeşitleri var doğru yoldan sapmaların..Hissedilen, hissettirilen, hissedilmeyen, hissettirilmeyen..
Şerri süslü paketlerle sunup, hayrı demode gösterenler, doğru yoldan uzaklaştırıyor insanları..Hissettirmeden çoğu zaman..
Bizleri hidayet üzere olmaktan uzaklaştırıp, dalalete yakınlaştırmak isteyenler var.
05 Kasım 2006
Dedicated to the innocent children of Beslan
Every day I see the same headlines
Crimes committed in the name of the divine
People committing atrocities in his name
They murder and kidnap with no shame
But did he teach hatred, violence, or bloodshed?
No... Oh No
He taught us about human brotherhood
And against prejudice he firmly stood
He loved children, their hands he’d hold
And taught his followers to respect the old
So would he allow the murder of an innocent child? Oh No...
Muhammad ya rasulallah
Muhammad ya habiballah
Muhammad ya khalilallahMuhammad
Muhammad ya rasulallah
Muhammad ya shafi’allah
Muhammad ya bashirallahYa rasulallah
Muhammad the light of my eyes
About you they spread many lies
If only they came to realise
Bloodshed you despise
02 Kasım 2006
seyr-ü seyelân
Fotoğraf ve yazı: Elif Ayşe..
Yorum yapamayacak kadar heyecanlanmış durumdayım..Rabbim arkadaşımızın umresini kabul eylesin, tekrarını nasip eylesin. En kısa zamanda bizlere de nasip eylesin inşallah!.....


