30 Ekim 2006

On Golden Puddle


On Golden Puddle
Originally uploaded by C Ray Dancer.
Dökülüyor yapraklar..Dökülüyor bulutlar..
Örtüsünü değiştiriyor dünya, örtüsüyle örtünüyor sonbaharın..
Yağmur sularına düşmüş şu yaprakların karıştığı gibi sulara, sonbaharın ılıklığına karışıyor ruhum ve hislerim..
Bir elimde bir yaprak ve bir kalem..Yüreğimde ve aklımda bin bir alem..Yürüyorum..
Kainatın bir parçası olmak ne güzel, ne güzel, "yaratılmış" olmak..
Ne mükemmel bir "yaratıcımız" olduğunu bilmek ne güzel..

Sonbahar, çok güzel..
İyi ki erişti yüreklerimiz böyle bir mevsime daha..

Sevgilerin en güzeliyle,
Selamların en güzeliyle..
Selametle ve dua ile kalın...


Fotoğrafı çekip paylaşan: C Ray Dancer
Flickr photo share

29 Ekim 2006

Auroral*


Auroral*
Originally uploaded by imapix.

(adj.) *Auroral
1. characteristic of the dawn
2. of or relating to the atmospheric phenomenon auroras

Dim Auroral Glow, Lake Taureau, St-Michel-des Saints, Quebec, Canada.

PixQuote:
"When one tugs at a single thing in nature; he finds it attached to the rest of the world."
-John Muir

photograph by: imapix, flickr photo share

This is so true that we can realise it everywhere in universe..One is attached to the other, and all are attached to "One God"...

27 Ekim 2006

Yusuf'u Kaybettim

Yusuf' u kaybettim Kenan ilinde
Yusuf bulunur, Kenan bulunmaz
Bu aklı fikr ile Leyla bulunmaz
Bu ne yaredir ki çare bulunmaz
Aşkın pazarında canlar satılır
Satarım canımı alan bulunmaz
Yunus öldüdeyu selan verirler
Ölen beden imiş, aşıklar ölmez

Yunus Emre
*fon müziği için bilgisayarınızın sesini açmayı unutmayın :)

Dereler, Nehirler ve Denizler


Stream Göksu-Ağva/İstanbul
Originally uploaded by aşk-ı beka.

Nehirler vardır, yağmurla beslenen, derelerle çoğalan..
Ve nehirler, bir yol bulup akmak isterler denizlere..Karışmak, okyanuslara..Bunun için hep meyillidir yatakları nehirlerin akmaya..
Eğimli bir yatak bulamayınca, sular birikir, göl olurlar, yorulurlar bazen, akamamaktan, bataklıklaşmaktan..
Aktıkça akmalıdır nehirler, denizi buluncaya kadar...Denizler de açmalıdır kucaklarını nehirlere, ki bitmesin suları, ki kurumasınlar..

Akar gelir sular, sonra buharlaşırlar, başka sularla karışırlar..Ama bir felaket olmadıkça hiçbir deniz işgal etmez sahilindeki kent ve kasabaları..Nehirler hiç bitmez, denizler taşmaz..Bir dengedir sürer gider..

Derelerin birleşip beslediği Göksu nehri, işte böyle bir iskeleyle süslenmiş tam Karadeniz'e döküldüğü yerde..
Saklı bir bahçe demişler Göksu'ya..Ama bu tarif bile yetmemiş onu anlatmaya..

Göksu, Ağva'da, akmaya devam edecek Karadeniz'e..Nice yolcular gelip seyredecek, niceleri ekmek parası çıkaracak ondan, biz de payımıza düşeni alıp ayrılıyoruz artık oradan..

Bayramın üçüncü gününde, bayramımızı Bayram eyleyen Rabbimize şükür ile...

fotoğraf: Aşk-ı Beka,
Ağva/İstanbul
26 Ekim 2006

Ağva/İstanbul


Sea Side- Ağva/İstanbul
Originally uploaded by aşk-ı beka.

Bayramın üçüncü gününde,
Dalgaların yumuşakça sahile dokunup geri kaçtığı zamanlar..Rüzgarın incitmeden esişi, güneşin sisli havaya rağmen yeryüzüne ulaşan ışıkları, tertemiz bir hava, tam bir Bayram günü..Ardından poyrazın ve yağmurun geleceği hiç belli olmayan zaman dilimleri..
Bayramın bereketi, Rabbimizin ikramı...

20 Ekim 2006

İYİ BAYRAMLAR !..

Ya Rab!

Sensin her zaman yanımda olan, dar zamanlarımda yüreğimin yankılarini duyan...
Sensin karanlıklar ortasında dolunaylar gibi kalbime doğan..
Sen benden cansın, SEN hayatıma anlamsın..
Geceleri buram buram tüten hıçkırıklarımdan,bütün arayışlarımda,dalgalı bir
denizin ortasında çırpınan ruhumda, Sensin gökkubbemin rengarenk gökkuşağı...
Özüm Sensin, tebessum ettiğimde Sen benim gülümsemensin..
Sen benim yüreğimsin, beni hakiki seven Sensin..
Ellerimin, gözlerimin, yüreğimin mimarı!
Her bir zerrenmin nakışlarında, sanatından bir emareyim..
Gözlerime Nurundan ışıklar vermeseydin, şu kainat tablosunu göremeyecekti
gözlerim..
Sevgiyi kalbime ilham etmeseydin, Seni sevmenin güzelliğini, sonsuz acizliğimle
bilemeyecekti yüreğim..
Gözlerime ağlamak nimetini vermeseydin, gözyaşının kalbimle olan dostluğundan
bi-haber kalacaktı gözlerim..
Her gün güneş olup aydınlattın semaları, karanlıkta bırakmadın umutlarımı..
Ey cömertlerin En cömerti!
Rezzak isminle donattın afakımı,
Settar isminle örttün ayıplarımı,
Tevvab isminle her defasında kabul ettin tevbelerimi...
"Yine Gel"! dedin..
Tekrar geldim, sana geldim Allah'ım!
Vedud olan Sensin, seven Sensin, Senden başka kimim var ki,kapısına gideyim?
Aşkınla kuşat,aşkından mahrum kalmış naçar yüreğimi..
Baharım Sen ol sevgili.! Hazanda bırakma,yapraklarım dökülüyor..
Gülüstanım sen ol Ey Sevgili!
Ey ellerimden tutanım.! Sana kavuşmak çıktığım bu sevdalı yolculukta sarp
yokuşları çıkarma karşıma..
Ey fukara yüreğimin Rahmeti sonsuz Sevgilisi! Beni sana sürünerek değil,koşarak
getir..
Uzattım ellerimi, bırakma beni. Toprağımda Nurun ol, cennetimde gülüm ol!
Elim sen ol Allah'ım! Kolum kanadım,dilim damağım, tek güvenim dayanağım, sahibim Sen ol...
Ayım güneşim, Gözyaşım, tebessümüm Sen ol..
Geldım işte kapına, Aşkının fukarasıyım. Aşkım Sen ol Allah'ım, Aşkım Sen ol!


Amin, Elfü Elfi Amin !...


Paylaşım için hayalsevda'ya teşekkürler !

İstanbul yolcusuyuz inşallah, sağlıklı, huzurlu, bereketli, güzelliklerle, dualarla dolu bir bayram diliyorum!...

14 Ekim 2006

İnanılmaz Gerçek, Mükemmel Sanat: Hücre

Lütfen izleyiniz

Yukarıdaki linkte bulunan Harvard Üniversitesinin hazırlamış olduğu bu filmi izlemenizi tavsiye ediyorum..

Rabbimizin Mükemmel bir surette yarattığı hücrenin işlevlerinden bir kesit sunuyor bu film.Ve bunlardan trilyonlarca olduğunu düşününce hayretler içinde kalıyor insan...

Bu güzel paylaşımı için, Rabia Sezin'e teşekkürler

13 Ekim 2006

Bir dilim kek !

“Ben bunları hak edecek ne yaptım?”
“ Allah neden başıma böyle bir dert verdi?”
Bu sözler tanıdık geliyor mu? Bu soruları zaman zaman kendimize sorarız. İşte düşünceleri açıklamamıza yardımcı olabilecek bir öykü:
Küçük bir çocuk, büyükannesine hayatında her şeyin nasıl da kötü gittiğini anlatıyordu. Okul, ailesi, arkadaşları…Hiçbir şey yolunda görünmüyordu.. Büyükanne çok akıllı bir hanımdı ve bir kekin torununun sorunlarını çözebileceğini düşündü. Karışımı hazırlarken torununa şimdi biraz atıştırmak isteyip istemediğini sordu. “Evet, kesinlikle” dedi küçük çocuk açlığını fark ederek. “İşte, biraz sıvı yağ ister misin” dedi büyükanne. “ Yağ mı? İğğ..! diye tiksindi çocuk. “ Peki birkaç çiğ yumurtaya ne dersin” dedi büyükanne bir kahverengi yumurtayı göstererek. “ Berbat büyükanne “..diye cevap verdi, büyükannesine ne oluyordu böyle?.. “Peki öyleyse biraz un alır mısın? Ya da biraz mayaya ne dersin?” “ Ama büyükanne, tüm bunlar çok tiksindirici !..Mide bulandırıcı !..”
Büyükanne o bilgece duruşuyla gülümsedi ve küçük torununa anlatmaya başladı:
“Evet, bütün bunlar kendi kendilerine çok kötü görünüyorlar ama hepsi doğru bir şekilde bir araya konursa işte o zaman lezzetli bir kek olacaklar ! Allah (c.c) da işte böyle yapıyor.Çoğu zaman O’nun neden bizim zor zamanlar yaşamamıza izin verdiğini merak ederiz. Ama Rabbimiz, mükemmel bir karışım hazırlamaktadır ve bu mutlaka bizim için en güzel şey olacaktır. Eğer bizler O’na güvenmeyi öğrenebilirsek, harika sonuçları göreceğiz!!..Allah seni çok seviyor. O sana her bahar çiçekler gönderiyor ve her sabah bir güneş doğuruyor senin için. . Ne zaman onunla konuşmak istesen, seni dinler. Hatırla ki, her deneyim, yaşadığın her şey bir hediyedir ve Rabbinin senin için hazırladığı mükemmel hayatın son asıl kek parçası için bir ümit ,bir işarettir..”
Gününüzün bir dilim kek olması dileğiyle !...;)
çeviri: aşk-ı beka

11 Ekim 2006

ALIŞKANLIKLAR
Özlem Uluğ

Aliskanliklar diyari. Ah o diyar ki nefisleri kendine cok cabuk baglar. Soyle bir gorelim dersiniz once. Sonra ziyaretler artar zamanla hic hissettirmeden ve birden bir bakmissiniz, o diyarda yasar olmussunuz. Bir sabah uyanir ve yasadiginiz mekanin degismis oldugunu farkedersiniz, bazende farkedilmeden yillar gecer.
Bazen guzel aliskanliklar edinildigi bahanesinin arkasina siginiriz. Guzel kelam, ibadet, yiyecek... akliniza ne gelirse guzel olabilecek aliskanliga dair. Oysa benim namazim aliskanlik ise bu ne kadar dogrudur??? Aliskanliklar otomatige alinmis makinalar gibidir. Icine atarsin malzemeyi ve kurulmus makina gibi gorevini gerceklestirir. Hic hesap etmez, nedir, nedendir, nasildir... O hesaplar onceden yapilmis ve duzen kurulmustur. Gerisi bir otomatige alistir. Peki hic camasirlariniza sordunuz mu otomatik makina da mi yikanmak istiyorlar diye??? Ben bir kazak olsam, elde yikanmak isterdim, ya siz? Her yikamada daha farkli dusuncelerle tutulurdum elde, her yikamada, neremin kirlendigi dikkatlice onceden incelenirdi ki o bolge daha cok elden gecsin. Elde ozenle tutulur, biryerimin takilip takilmadigina dikkat edilirdi. Yani cidden emek verilirdi. Elde yikanan camasirlar daha bir ozenle asilirdi askiya cunku daha cok emek verilmistir.

Keske guzel kelimeler bile aliskanlik hale getirilmese, onlar bile aliskanliklar icinde degerlerini kaybedebilmekte. Herseyin guzeli elbette tercih edilir ama tercih edilenin adi, sifati, kiyafeti aliskanliksa ne kadar guzelligini yasatir.
Yasadiginiz guzel aliskanlik adindakiler acaba aliskanlik olmakdan memnun mudurlar? Namazimiz ornegin memnun mudur? Otomatige alinmis gibi okunan sureler memnun mudur? Beden kurulu makina gibi ibadet etmekten memnun mudur? Sizin icin kesilmis, atese atilmis, dakikalarca pismis ve sirf siz yiyesiniz dige tabaginiza kendini sunmus yiyecekler acaba sizin besmelesiz, sirf yemis olma aliskanliginiza heba olmaktan memnun mudur?

Bazen insanlarda birbirine aliskanlik haline gelebiliyorlar. Yillarca suren evlilikler, dostluklar.. . Sevdiginizin sevgisine, ilgisine, sesine, nefesine alisirsiniz. Ozellikle o kisi hayatinizda cok fazla yer edinmisse aliskanlik miktari artar. Aslinda guzel gibi gorunen ama en tehlikeli aliskanlik budur. Bu dunyanin duzeninde herzaman herseyin degiskenligi vardir. Gunes bir var bir yoktur. Bulutlar, yagmurlar ha keza. Mevsimler, doga devamli degisim icinde. Insanlar da dogduklari gibi kalmamakta. Beden her gun yeni hucrelerle var oluyor dunyada ve birgun geliyor bedende olamiyor. Tum bu degisime ayak uyduramayan bir tek aliskanliklar. Bir tek aliskanliklar direnmede.

Aliskanliklara takilan insanlar ne halde??? Degisimle kaybettigimiz derin, buyuk bosluklarla yasiyoruz hayati yada yasadigimizi saniyoruz tam o halde. Peki kaybetmeseydik ve tam o yerde aliskanliklarimizi tasisaydik, ne kadar yasamis olurduk? Sevmek aliskanliksa, bu o sevgiye yapilmis en buyuk hakaret degil midir? Deger vermek her an her saniye yeniden dusunerek, yeniden degerlendirerek, yeniden gozden gecirerek, yeniden hissederek yasatmak degil midir? Bedenimiz yasamayi biliyor, ona sorun isterseniz, heran yeni hucreleriyle, her zerrenizi yasatmaya calismakta. Peki irademizin elinde kavrulanlar ne halde???

Aliskanliklar, alismak kelimesiyle baslarlar.. Alismak nedir peki, once tanimak sonra kabullenmek, benimsemek.. . Bu noktaya kadar ipler cok sIki tutulur... Ne zaman ki aliskanlik kiyafetini giyerler iste o zaman ipler yavas yavas birakilir... Baglar gevser, ilgi zayiflar ve anlik yasamin yerini genis zamanli otomatik yaptirimlar alir. Oysa en sevilen, en sevgili dahi muhabbetini her an ayri, karsilasmasini her gun, her vakitte ayri ve yeniden tazeler...

Kotu aliskanliklar ve bagimliliklardan soz etmeye gerek var mi??? Ama nedense cogumuzun hayatinda varlar, neden varlar??? Neden hic gercekten sordunuz mu??? Neden varlar???


Ozlem Ulug (05.10.2006)

Çok değerli Özlem Uluğ'un bu güzel yazısına bir iki cümle de benden:

Öyle hissediyorum ki, alışkanlıkların bir başka ifade şekli olan "ülfet" insanoğlunun dünya üzerindeki en ciddi imtihanlarından biri..Var olan şevki, heyecanı, niyetleri bile ülfet haline getirebiliyoruz malesef..
Özlem Uluğ'un bahsettiği gibi, otomatiğe alınmış hareketler haline gelebiliyor yaptıklarımız. Buna tıpta "dekortike" ya da "ekstra piramidal" diyorlar..Yani düşünce merkezimizin devre dışı olduğu hareketler..ama insan, insan olabilmesi için "düşünme" faktörünü kullanmak zorundadır zira onu diğer varlıklardan ayıran bu "düşünme" ve "irade etme" kabiliyetleri gibi özel hasselerdir.
Demek ki aslında aklımızın bambaşka yerlerde olduğu durumlar, yaptığımız işin tamamen "ekstra piramidal" gelişmesi bizi biz olmaktan çıkarmaya başlıyor. Öyle bir hayatta da insan mutluluk aramamalı ve beklememeli değil mi :) Çünkü robotlar mutlu olmazlar..Ama elhamdulillah insan olarak yaratılmışız, ve hayatımızdaki her türlü yenilik, küçük incelikler bizi mutlu ediyor..Elhamdulillah, küçük bir çiçeğin dahi nice sanatla bezeli olduğunu görebilecek gözlerimiz var.

Alışkanlıklar etrafımızı sarsa bile, çıkacak bir delik var mutlaka :) Mesela, çok değerli Özlem Uluğ'un bu yazısı da alışılmadık bir şeydi ve çok güzeldi..İşte böyle adımlar ve hatırlatışlar alışkanlıklardan bizi uzaklaştırabilecek en güzel sebeplerdir..


fotoğraf:

10 Ekim 2006

ÇATIK KAŞLAR



Gözlerimle insanların kaşlarını yokluyordum. Yaklaşık 13 kişinin gözlerinin üstüne baktım iki yay ne gibi bir ifade sunacak diye.

Tam 12 kişinin kaşları çatıktı ! Öfke ya da hoşnutsuzluk ifadesi olan bu kasılmış yaylar yaraşıyor muydu hiç o güzel yüzlere? Mutluluk nerde kalmıştı?

Gülümsediğim iki-üç yaşlarındaki bir çocuk neşeyle el salladı bana. Belli ki tebessümü anne babasından öğrenmemişti ufaklık..Yaratılışı öyleydi, masumiyet ve tertemiz pırıltılar vardı gözlerinde..Evet annesi ve babası öğretmemişti belki gülücük saçmayı ama bu küçük çocuk onlara öğretebilecekti neşeyi..
Tersinin olmaması için dua ettim.
Büyüdükçe sevgiden ve tebessümden koparılan çocuklar için çokça dua..
Sokaklarda, otobüste annelerinden nahoş sözler işiten, kimi zaman kolundan çekiştirilen, çoğu zaman susturulan çocuklar için dua..
Yedi kat göğün derinliğinden, bulutların üstünden alınıp televolelerin, sihirli cadıların içine sokuşturulan çocuklara dua…ve annelerine ve babalarına da ..dua illa ki dua !

09 Ekim 2006

Oruç eller
Hüseyin Eren
YÜREĞİN IŞIĞI VURDU yüzlere, yüzler yürekle yüzleşir oldu… Ay yarılandı, yarı melekleşti oruç insanlar… Ağızlar hakikat için açıldı, gözler güzelliği aradı, Kelam-ı Ezeliyi dinledi kulaklar, duygular nuraniyetle doldu, akıl hikmete doydu…
Şeytan bağlandı, nefis ağlıyor… Günah pisliği tiksinti veriyor ta uzaktan… İnsi ve cinni şerirler bir şey yapamamanın sıkıntısıyla debeleniyor…
Gıybet, sen ne kokuşmuş şeymişsin… Zan, sen ne büyük zulümmüşsün… Düşmanlık, sen düşmanımmışsın… İnat, sen ne inatmışsın… Yalan, bizim mahallede zaten yoktun… Nifak, ne nefret edilesi şey… Fitne, uyu uyuduğun yerde hiç uyanma…
Gel ey sevgili sevgi sarılalım… Koş şefkat kucaklaşalım... Hikmet, hep yar ol bize… Siz ki kâinatın köküsünüz… Dünya sizsiz dönmez… Sizi tutuyoruz Kur’an ayında… Kur’anı ve kâinatı dinliyor kalp… On bir ayın hasretini dindiriyor latif latifeler…
Ay yarılandı, kalana kısmet… Kadir’in kapısından geçebilsek, gecelerimiz gündüze dönecek… Günlerin güdük gündemlerinden kurtulabilsek daha bir kuvvetli tutacağız ışık geceyi… Bir’e binler mahsulât toplayacağız… Cennet çiçekleri dolacak kucaklarımıza,
eteklerimizdeki taşları şeytanlara atabilsek…
Nur gece, nar geceleri temizler. Nar zayıftır Nurun karşısında… Gelen günler Nur geceyi yaklaştırıyor… Çabuklaştıralım hazırlığı… İyi hasletlerle bezenmiş karşılayalım onu… Arınmış kalbimiz Nura kansın. Kanımız Nur diye aksın, yüzümüze yansısın nuraniyet… Yüzümüze bakanlar yüreğimizi görsün, oruç insanlar çoğalsın.
Kıtaların üstünü hayâ mahyalarıyla süsleyelim… Bu ay geldiğinde oruç diye dönsün dünya… Yüreğimiz bunun için yanıyorsa yarınlar yakındır. Yanmadıkça Nur parlamaz… Oruç ellerle tutuşalım bugün bunun için.

09.10.2006
© 2006 karakalem.net, Hüseyin Eren

Eğitimin arka bahçesi..


Eğitimin arka bahçesi..
Originally uploaded by aşk-ı beka.


Korkarım yakında eğitimin arka bahçesi, ön bahçe olacak..
Her geçen gün değişen eğitim sistemiyle deneme tahtasına dönen gençliğin akıbeti acep ne ola ?..
fotoğraf: aşk-ı beka
yer: çizmeci i.ö.o k.ören
tarih: 8 ekim 06

08 Ekim 2006

Kocatepe Kitap Fuarı


Kocatepe Kitap Fuarı
Originally uploaded by aşk-ı beka.

Her yıl en az 5-6 kez uğramaya çalıştığım fuardan heybemize ilk düşenler bunlar oldu..İnşallah devamı olacak..:)
Bir de resimde olmayan Fardipli Sinha isimli roman vardı bugün heybemizde..Bir de Nuriye Akman'la çekilmiş fotoğrafımız..çok hoş bir sohbet..
Güzel bir gündü vesselam..
Dostlarla olunca güzel olmaz mı hiç !...

Kitaplarla ilgili kısa notları yeni açtığımız bölümde bulabilirsiniz:

http://kitapokumalari.blogspot.com

07 Ekim 2006

DÜNYA NÜFUSU

Evvel zaman içinde mail adresime gelen, ve mail adresime gelen yazılar içinde fazlasıyla dikkatimi çeken bir yazı olmuştu bu aşağıdaki..Biriken yazıların içinde öylece duruyordu, öylece durmasın, böylece dursun istedim..Dünya nüfusu hakkında dikkate değer bir yazı..

Dünya nüfusunu,mevcut halkların nispetlerini muhafaza ederek,
100 kişilik bir köy kadar küçültebilseydik bu köy şöyle olacaktı:
57 Asyalı
21 Avrupalı,
14 Amerikalı ve
8 Afrikalı.

Bunların 52'si kadın, 48'i erkek olacaktı.
30 beyaz, 70 beyaz olmayan,
30 Hristiyan, 70 Hristiyan olmayan,
6 kişi bütün servetinin %59'una sahip olacaktı ve bunların hepsi ABD
kökenli olacaktı.

80 kişi kötü evlerde yaşayacaktı,
70 kişi okuma-yazma bilmeyecekti,

1'i ölmek üzere,
1'i de doğmak üzere olacaktı.
1 kişi bilgisayar sahibi,
1 kişi de üniversite mezunu olacaktı.

Şimdi bunları göz önünde bulundurun:
Eğer bu sabah hastalıklı değil ve sağlıklı uyanmış iseniz,1 hafta
Sonrasını göremeyecek olan 1 milyon insandan daha şanslısınız.
Bir harp tehlikesi ile,işkence görmek ihtimali ile,aç kalma
korkusu ile karşı karşıya değilseniz, 500 milyon insandan daha iyisiniz.
Tutuklanmaktan, işkence görmekten yahut öldürülmekten korkmadan
İbadethaneye gidebiliyorsanız 3 milyar kişiden daha iyi bir şansa sahipsiniz.
Buzdolabınızda yiyeceğiniz,üzerinizde elbiseniz ve başınızı sokup
uyuyabileceğiniz bir eviniz varsa, dünyadaki insanların %75'inden daha zenginsiniz.
Bankada ve cüzdanınızda para varsa,dünyanın en imtiyazlı %8'i arasındasınız.
Anneniz, babanız sağ ise siz bu dünyada nadir kişilerden birisiniz.
Bu yazıyı okuyabildiğiniz için de çok şanslısınız..çünkü okuma yazma bilmeyen 2 milyar
kişiden biri değilsiniz.

Bu mesajı dostlarınıza gönderin.
Gördermezseniz bir şey olmaz.
Gönderirseniz,belki bunu okuyan birisi gülümser...
Veya..
....Veya sen gene her zaman yaptığın gibi
nereye olduğunu bilmeden ,kan ter içinde koşmaya ve hayattan şikayet
etmeye
devam et...

böyle diyordu işte bu mail, belki bunu okuyan birisi gülümser diyordu, ben de bu yazıyı okuduktan sonra yüreğimden gelen "cızz" sesiyle birlikte kaşlarımı havaya kaldırmış bakıyordum...

Sami Yusuf-Hasbi Rabbi

Oh Allah the Almighty !..
Protect me and guide me
To your love and mercy
Ya Allah don’t deprive me
From beholding your beauty
O my Lord accept this please

Hasbi rabbi jallallah
Ma fi qalbi ghayrullah
(My Lord is enough for me, Glory be to Allah. There is nothing in my heart except Allah)

Aşağıdaki linkte klibin çekiliş videosunu izleyebilirsiniz, benim çok hoşuma gitti..perde arkalarını severim:)
http://www.youtube.com/watch?v=Fi6l0B7PU9w

(Fondaki müziği kapatmak için explorer sayfasındaki "stop" tuşuna basabilirsiniz)

Bulut, rüzgar, ay ve güneş...
Hepsi şunun için çalışıyorlar:
Sen eline bir ekmek geçiresin
ve onu
gaflet ile yemeyesin diye...
Sadi-i Şirazi

Kıssadan Hisse



Günlerden bir gün, bir adam, Hasan-i Basri hazretlerine gelir.
'Biliyor musunuz der, filanca sizin hakkinizda olmayacak seyler soyluyor?
- Nerden biliyorsun?
- Kulaklarımla duydum.
- Nerede?
- Fitnecinin evinde
- Orada ne arıyordun?
- Ziyafete gitmiştim.
- Peki neler ikram etti?
- Çorba, börek, pilav, tatlı, dolmalar, köfteler, meyveler, şerbetler... Bir sürü şeyler işte.

- Bütün bunları içinde tutuyorsun da o üç beş kelimeyi niye tutamıyorsun?


sahiden, bazen dilimizde bakla ıslanmıyor dostlar..
oruç mevsimi olan Ramazanda inşallah, dillerimiz bu hususta terbiye olur..




04 Ekim 2006

Yaprak


fog in the park
Originally uploaded by dEEsign photography.


dökülen her yaprak, bir nişandır kalbime..
her yaprakta neş'e ve hüznü beraberce yaşarım.. binlerce insanın anlatamadığını bir yaprak fısıldar bazen usulca..
koca bir çınar ağacından bir leylağa kadar her dal,
üzerindeki yaprakları o belirli sürece taşımak yükümlülüğünde..
tıpkı üzerimizdeki sorumluluklar gibi..
bir an gelip her şeyden sıyrılıp dallarımızla başbaşa kaldığımızda düşen her yaprağın ne getirip ne götürdüğü muhasebesini yapacağız.. öyleyse her bir yaprağa özen göstermek gerek,
büyüyüp ağırlaşan yaprakların omzumuza verdiği ağırlıktan yılmamak gerek..
belki sahiplenmek gerek onları,
bir çınar gibi sahiplenmek..


Rabia Nazik Kaya...

fotograf: dEEsign photography flickr



Üsküp Sevda Şarkısı…
Üsküp’ün içinde, kumaş biçerler…
Sevdadan gayrısı dar gelir bana
Ellerin zoruyla, yardan geçerler,
Ben yarim bırakmam zor gelir bana..

Aşkın acısına ferman diyorlar
Ellerin fermanı, vız gelir bana
Olmaz iklimlerden yollar aşırdın
Gönlünün fermanı yaz getir bana

Kırk düğüm atmışlar sevda üstüne
Yoluna çıkarsa çöz getir bana
Zemheri ayında güller açırdın
Gönlümün kışında yaz getir bana..

Aşkın acısına ferman diyorlar
Ellerin fermanı, vız gelir bana
Olmaz iklimlerden yollar aşırdın
Gönlünün fermanı yaz getir bana…

İNCESAZ

03 Ekim 2006

AUTumn OF my sOuL


AUTumn OF my sOuL #2 ..
Originally uploaded by mOseQar.

Böyle bir yerde, şöyle bir kafanızı dinlemek ister miydiniz..
Hele bir de, kulağınızda hoş bir müzikle..

Eylül ayını geride bıraktık..Müzikler içinde, içimde en çok iz bırakan
İNCESAZ'ın "Eylül Şarkıları" albümü oldu geçtiğimiz eylülde..

Tavsiye ediyorum bu albümü..Sonbahar yitip gitmeden efendim..

Hayırlı Ramazanlar..


Dua ile...:)

Fotoğraf: mOseQar (flickr)