30 Aralık 2006

Sami Yusuf -Eid

Let us rejoice indeed *For this is the day of Eid *La ilaha illallah Muhammad rasulallah *Alayhi salatullah.*Children are wearing new clothes *Bright colours fill the streets* Their faces full of laughter *Their pockets full of sweets *Let us rejoice indeed *For this is the day of Eid* Mosques are full of worshippers *in rows straight and neat *Their Lord they remember, His name they repeat*Their hands are raised to the sky *They supplicate and plead *On this blessed day *Forgive us they entreat *Let us rejoice indeed *For this is the day of Eid *

People are giving charity *And helping those in need *In giving they’re competing *Today there is no greed *Let us rejoice indeed *For this is the day of Eid

Enemies embracing each other *All hatred is buried *Everyone is celebrating *Greeting everyone they meet *Let us rejoice indeed *For this is the day of Eid

Bayram sevinci :)


jumma majid
Originally uploaded by Paren.
Hacıların arafatta duaya durduğu vakitlerdeyiz..Rabbim bizim dualarımızı da onların yanında kabul etsin.
Bizleri bir bayrama daha ulaştıran Rabbimize şükürler olsun..
Sevdiklerinizle mutlu, huzurlu, bereketli, istifadeli, hayırlı bir bayram geçirmenizi dilerim !...

Selam sevgi ve dua ile !.....

28 Aralık 2006

Butterfly (lycaena phlaeas)

Uzuvları sağlam bir kelebek, nasıl muazzam bir şekilde uçuyorsa..
Tüm uzuvlarımızın sağlamlığıyla, muazzam adımlar atıyoruz. Oturuyoruz, kalkıyoruz..Duyuyoruz, görüyoruz..Gözlerimizi kapatınca düşmüyoruz..Birbirimizi sesimizden dahi tanıyoruz..Renkleri ayırt ediyor, algıladığımız nesneleri adlandırabiliyoruz..
Kelebeğin görüntüsünü taşıyan fotonlar göz dibimize değdiğinde nice elektrikli titreşimler oluyor, nice beyin merkezi uyarılıyor, algılanıyor, eşleştiriliyor, tanınıyor, "bu kelebektir" deniyor, bir de bundan hoşnutluk duyuluyor..Saniyelerden çok daha kısa sürede neler neler oluyor ey Rabbimiz..
Küçücük hücrelere en büyük kabiliyetleri, küçücük kalplere en sonsuz sevgileri yerleştiren Sensin..
Verdiklerini hissetmeyi, verdiklerine şükretmeyi, verdiklerinle güzel işler yapmayı bizlere nasip eyle..Bizleri de "veren" ellerden, "veren" gönüllerden eyle..Kelebeğin bu sanatlı yaratılışından nasibimize hikmetler düşürdüğün gibi, bizim yaratılışımızdan da yarattığın başka kulların hikmetler devşirmesini ihsan eyle..
Ey her şeyin hakimi ve sahibi Yüce Rabbimiz, sevgimizi, şükrümüzü, duamızı, kulluğumuzu Baki eyle..
El Baki Hüvel Baki...

27 Aralık 2006

words of wisdom


words of wisdom
Originally uploaded by PetaM.
İnsanlar, mantıksız, müfrit ve ben-merkezci olabilirler..
Ne olursa olsun, onları sev..

Eğer sen bir şeyleri iyi yapıyorsan, insanlar seni bencillikle ve aykırılıkla itham edecektir..
Yine de, yaptığını iyi yap..

Eğer başarılıysan, yanlış dostlar ve doğru düşmanlar kazanacaksın..
Yine de başarmaya çalış..

Bugün yaptığın iyilik, yarın unutulmuş olacak..
Yine de yaptığını iyi yap..

Samimi, açık sözlü ve dürüst olmak seni incitebilir, yaralayabilir ya da savunmasız bırakabilir..
Yine de dürüst ve samimi ol..

Çok büyük idealleri olan en büyük bir insan, çok küçük bir fikriyatı olan en değersiz ve küçük bir insan tarafından altedilebilir..
Yine de, büyük düşün..

İnşa etmek için yıllarca uğraştığın bir şey, bir gecede yerle bir edilebilir.
Yine de inşa et..

İnsanlar gerçekten yardıma ihtiyaç duyar, ama onlara yardım ettiğinde sana zarar verebilirler..
Ne olursa olsun..insanlara yardım et..

Dünyaya, sahip olduğun en iyi şeyi ver, karşılık olarak bir tekmeyle karşılaşacağını bilsen bile..

Her ne olursa olsun,
dünyaya verebileceğinin en iyisini ver!...

-alıntı-kaynak-flickr-

25 Aralık 2006

Bina

Bir binadır muradımız, öyle bir bina ki, arş-ı azama ersin. Öyle bir bina ki, temelleri sağlam olsun, sarsılmasın, sarsılırsa da yıkılmasın..Öyle bir binadır hayal ettiğimiz. Takva binasını inşa etmek..Böyle muazzam bir örneği okumuş, pek manidar bulmuştum. Şimdi paylaşmak düştü yüreğime..
Ruhun 4 havassı ve vicdanın dört unsuru vardır, herbirinin de bir gayesi vardır.
İradenin; ibadetullahdır, Allah'a ibadet etmektir
Zihnin; marifetullahtır, Allah'ı bilmektir
Hissin; muhabbetullahtır, Allah'ı sevmektir
Latifenin; müşahedetullahtır, her an O'nun huzurunda olduğunu bilmek, O'nun sıfat ve isimlerinin tezahürlerini her an görmektir.

Takva denilen o muazzam ibadet dördünü de kapsar. Takva binasının bahsettiğim misali;
Bir bina için gerekli olan
Demir: iradedir. İrade ne kadar güçlü olursa bina o kadar sağlam olur. İbadet iradenin dağılmasını önler. İbadeti az yapmak günahlardan kurtulmayı güçleştirir.

Kum: zihindir. Temiz ve kaliteli olmalıdır. Şüphelerden arınmış bir zihin binanın sağlamlığına sağlamlık katar

Çimento: Hisler. Hepsini birarada tutar, bırakmaz. Doğru yol üzere tutar ve takvayı ziyadeleştirir.

Su: Latifelerdir. (Kalbin alıcıları) olmazsa bina sağlam olmaz..Bir yığından ibaret kalır..

İşte bu işittiğim örnekle zihnimde canlanan binaya imrenmemek ne mümkün..
Gayelerin ötesi bir gaye..
Bizim de gayemiz olsun..
Bizim de, sağlam mı sağlam, güzel mi güzel bir binamız olsun inşallah efendim..

Sevgilerimle...

fotoğraf: The New No.2

18 Aralık 2006

Serçe Kuşu


Palm Warbler
Originally uploaded by J Gilbert.
Kuşlar, kırda da kentte de varlar. Özgürce uçuşurlar..
Kimisi böyle tombulca, kimisi biraz daha ince olsa da, kuşlar aç kalmazlar.
Kuşlar, tevekkeltü alallah diyerek bir güne başlarlar, ve Rableri onların yiyeceklerini buldurur. Bir sonraki günü dert etmezler, çünkü Rablerine güvenmişlerdir.
İşte insan da, bir serçe kuşu kadar teslim olsa, hiç Rabb-i Rahim rızık vermez mi ona?..İnsan, rızkın nereden geldiğini düşünür?..
Kendi emeğinden mi?..Elbet emeksiz yemek olmaz ama, Veren, isteyince vermeyebilir. Serçe kuşu, rızkın Allah'tan geldiğini düşünür.

Gönlü zengin bir insandan işitmiştim; az bir gelirle çok nüfuslu bir aileyi idare ediyordu, diyordu ki, "Bugün karnımız doydu elhamdulillah, yarına neden tasalanalım, Allah Kerim.."..Bunu işiten, varlıklı biri bu gönlü zengin kimse kadar "teslim"olmadığını ve tüm malına mülküne rağmen "yarın"dan kaygı duyduğunu fark etti..

İşte serçe kuşu, zıpladı, zıpladı, kondu bir dala..
Öterken bunları deyiverdi, uçtu, gitti...


fotoğraf: J Gilbert

17 Aralık 2006

5 yıl öncesi, ölüme hazırlık...

Dün, 17 yaşındaki kuzenimle konuşurken, onun sürekli ölümü düşündüğünü fark ettim.. Ölümün 17 yaşındayken beni daha derinden etkilediğini, telaşeler ve sorumluluklar arttıkça ölümü daha çok unuttuğumu fark ettim..Bundan 5 yıl önce yazdığım vasiyetnamem geldi aklıma..İşte burada; 5 yıl öncesinin satırları, safiyane haliyle..

VASİYETNAME
Bu, 17 yaşındaki bir gencin vasiyetnamesidir.
Hayır, çok şükür hasta değilim, gayet sıhhatliyim ve intihar etmeyi de düşünmüyorum. Ancak, her insan bu dünyaya geldiği andan itibaren ölümle yüz yüze değil midir?
“Her gün ölünüz” ifadesi neler hatırlatır bizlere?
Her gün, “gün” doğar ve geceyle birlikte “gün” ölür. Bir ölüm ve diriliş tablosudur bu.
Her uyku, bir ölüm provasıdır.
Her fren, boğaza kaçan her yemek parçası, her deprem ölümü hatırlatır.
Kimileri bu uyarılara aldırış etmez, kimi duymazdan gelir..
Kimileri erteler bazı şeyleri, kimileriyse secdelere kapanır.
Herkesin “hayat” ve “ölüm” algısı farklıdır..
Ben, hepimizi bir gün ziyaret edeceğini bildiğimiz ölüme hazırlıklı olmak istiyorum.
Evet, vasiyetname.. ”Bu, ben bir diğerini yazıncaya kadar geçerlidir.”
Şu an bu yazıyı okuyan kimse, evet işte tam şu sırada gözlerini bu satırlar üzerinde gezdiren..
Eğer ben ölmüşsem, artık mekanım dünya değilse, ve sen bu cümleleri okuyorsan, şimdi dilegetireceklerimi de okumanı isterim.
Ben vardım, pek çok insan şahitti varlığıma, pek çok kimse bilirdi belki yaşadığımı..Ama bir anda aralarından ayrılıverdim işte..Ben ayrıldım ama yolculuk devam ediyor..Yolcuyuz hepimiz de..
Yolculuğun farkına varırsak eğer, “Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve şahadet ederim ki Hz.Muhammed a.s.m Onun kulu ve elçisidir.” Deriz ineceğimiz vakit…
On yedi yaşında ölmüşsem eğer kim bilir ne yorumlar yapılacaktır ardımdan
”Gençliğine doyamadan gitti”..”Annesi babası mürüvvetini göremedi”..”Şunu, şunu yapamadı..”..İşte benim dileğim, benim vasiyetim, ardımdan böyle denmemesi..
Eğer bir kimse için endişe duyarsak, bu endişe Hak yolundaki seyrimizle alakalı olmalı..
Ardımdan denilebilecek en güzel şey “İnnalillahi ve innaileyhi raciun” olurdu..
Ölümün 17 yaş dinlemediği bir defa daha ibret sahnesine alınırdı..Ardımdan yapmanızı isteyeceğim şey sadece hesabımın kolaylaşması için edeceğiniz duadır. Bunun dışında isyan yahut farklı nahoş eylemlere vesile olmaktan korkarım..Vasiyetim budur.
Bunları neden yazıyorum, neden bir vasiyetname hazırlıyorum ben?
Geldim, gidenlerdenim..Geride birkaç kelime kalsın eğer işe yarayacaksa..
Vasiyetimle, gerçeğe ulaştıran tek sevginin Allah sevgisi olduğunu yeniden hatırlatmak isterim..

Rabbimizi sevelim, o bizi seviyor, o bize bunca nimet bağışladı..
Kaybettiğimiz bir şeye üzülmeyelim, zaten o hiç bizim olmadı ki..
Verildi..ve alındı..
Mal mülk Bir rabbin!..

İfade ettiğim gibi,
Vasiyetim, bana dua etmenizdir…
Hakkınızı helal edin..
Varsa benim küçük de olsa bir hakkım,
zerresine kadar helal olsun..

04.09.2001

15 Aralık 2006

Yolculuğun nihayeti...Ölüm...


goodbye flower
Originally uploaded by Edwin DeNicholas.

Her zamanki gibi koşturmacaların peşinden gideceğimiz bir günün başlangıcında, sabah, bir telefon sesiyle uyanıyoruz.
Bir telefon sesiyle irkiliyoruz. Bir vefat haberi alıyoruz.
Apar topar tüm aile toplanıp cenazeye gidiyor.
Bir iki saat sonra sınavım var ve ben de hazırlanıp sınava gidiyorum..
Sınav anlamsızlaşıyor gözümde, günlük meşgalelerin ve gündelik sohbetlerin anlamsızlaştığı gibi.
Ölüm, yakına gelmeyince ne kadar uzak..
Erdem Beyazıt'ın dediği "Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm, Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm"..mısraları bana ne kadar uzak..
Sevdiğin bir insanın, mütebessim sureti, zihninde ve kalbinde bir hayal olarak dönerken, artık sadece hayal olarak mazide kaldığı gerçeğiyle başbaşa kalmak..
İki yanağından ılık ılık gözyaşları akıtmak..
Gözyaşlarıyla sınava girmek..Sınavda kekelemek..
Ölüme mi, ayrılışa mı, öksüz kalan çocuğa, annesiz kalan genç kızlara mı, neye ağlamak..
Yoksa halime mi ağlamak, ölümden böylesi bihaber yaşadığım için.
İşte böyle, yakından bir seslenişle ölüm fısıldadığında, böylesi yabancı kaldığım için mi..
Ölüme hazır olmak ne zormuş dostlar..
"İnna lillahi ve inna ileyhi raciun"..
Bu hakikati iliklerimde hissederek yaşayabilecek miyim ben de?...
Öleceğiz biz de hakikat..
Rabbim ömrün de ölümün de hayırlısını nasip etsin hepimize...


Perşembeyi Cumaya bağlayan böylesi mübarek bir gecede, Rahman'ın Rahmetine kavuşan kuzenim için fatihalarınızı bekliyorum..
Rabbim mekanını cennet eylesin..Ailesine, çocuklarına sabırlar ihsan eylesin...
Amin..

11 Aralık 2006

Uyuşturucu Bağımlısı bir genç...


Had Drugs
Originally uploaded by ^ Fakhreddin ^.
Bugün, bağımlılık tedavi merkezinde bir dersimiz vardı.
Bugün, içim paramparça oldu..
Bugün, gözlerim doldu..
Bugün, gençliğe dair feryatlar koptu yüreğimden..

17 yaşında bir genç, uyuşturucuya nasıl başladığını, nasıl devam ettiğini, ne hallere düştüğünü, her şeyi anlattı..Hem öyle bir anlattı ki, dışarıdan bakan biri, marketten çikolata almış da onu anlatıyor sanırdı..

Esrar ile ilk olarak 13 yaşında tanıştığını söylüyordu.
Zeki bir çocuktu, anadolu lisesinin son sınıfına kadar devam etmiş sonunda okulu bitmek üzereyken tert etmiş farklı bunalımlara girmişti.
Hayatımda hiç duymadığım terimler kullanıyordu..junkie, joint gibi..İnternetten, maalesef ki internet bir bataklığa düşmeye merakı olanlar için ardına kadar açık, pek çok şey öğrenmişti.
Hangi maddenin nasıl bir yoksunluk sendromu yapacağına kadar her şeyi öğrenmiş. Esrarın zararsız bir şey olduğunu düşünüyor..Kendini kontrol edebileceğini düşünüyor..Bağımlılık merkezine gelmesinin sebebi yıllardır kullandığı esrar değil zaten. Esrardan sonra basamak basamak üst seviyede uyuşturucu maddeler kullanmış..En sonunda en kötü etkileyenlerden birine müptela olunca artık tedavi olmaya karar vermiş..
Bir Albayın ve bir öğretmenin tek evladı.
Gencecik, örselenmiş bir yürek ve bir beyin..

Bizim tarafta üzüntü ve hayret hat safhada..
Hep televizyonda izlediğimiz bu madde bağımlılarının birini canlı olarak karşında görmeyince insan, gerçekliğini yeterince idrak edememiş demek ki.
Bunun ne denli yaygın olduğunu çocuğun söylediklerinden anlamak mümkün..

Ahlakın, İslami kuralların, bir saatli bombanın uzaklaştırılması gibi okullardan ve gençlerin yaşamından tecrit edilmesi, binlerce çocuğun bugününün ve yarınının harap edilmesine mal oluyor..

Kimse, bir ergenin seviyesine inip, onun gözüyle hayata bakmayı denemiyor..Lise öğretmenleri, öğretmen-öğrenci ilişkisinden ve model öğretmen olma vasfından fersah fersah uzak..
Daha geçtiğimiz hafta, dolmuş sırası beklerken, önümde iki gencin, bir öğretmenlerinin ne kadar da alkolik bir insan olduğunu anlattıklarına şahit olmuştum..

Ergenlik döneminde çocukların tamama yakını ailesiyle bir çatışmaya giriyor..Aile uzakta kalıyor, okul da uzakta zaten. Geriye arkadaş grupları kalıyor. Kimi arkadaş gruplarına alınmanın ön koşulu, esrarkeş olmakmış, bunu bugün o çocuktan öğreniyorum.
Popülerlikmiş bu..
Hatta bu çocuklar şamanizmle ilgileniyorlarmış..

Tipik kimlik arayışı, tipik yanlış yönlenim..
İnternet de buna meyili arttırıyormuş efendim..Hatta piyasada esrarın bağımlılık yapmadığını "bilimsel"(!) bir şekilde anlatan pek çok site varmış..

Peki ne yapalım?..
Ne yapabiliriz ki?..
Bari çevremizdeki çocuklarla konuşmayı, onların dertlerini dinlemeyi deneyelim..Onlara farklı alternatifler sunmaya çalışalım..
Meşhur deniz yıldızları hikayesinde olduğu gibi, birine bari anlatalım bir şeyler..
Açıkçası çaresiz hissettim kendimi..Ama çaresizlik insana mahsus..Dertlere esas çare Rabbimizden..Bize gayret düşüyor..
Başka da yapabileceğimiz bir şey yok..
Ama bir gün binlerce milyonlarca çocuğa hitap edebilmek, onlar için bir şeyler yapabilmek isterdim..
Düştükleri batağa el uzatıp onları ordan çıkarmak..

Çok fena yüreğim yanıyor..
Bu ateş nasıl söner?...

10 Aralık 2006

Masumiyet


Baby Face
Originally uploaded by British American.
Tertemiz indiriyor Rabbimiz insanları yeryüzüne..
Tertemiz kucaklıyor anneler bebeklerini..
Dünyanın en güzel masumiyetini, çocuksu gülüşlerinde, çocuksu bakışlarında görüyoruz..Bir bebeği gördüğümüzde, ümitle ve neşeyle doluyor, gülümsüyoruz..
Aslımızı hatırlıyoruz..
Dünyaya ayaklarımız bastığında böylece masum olduğumuzu..
Sonra öylece masum kalmadığımızı fark ediyoruz..
Hatalarımız, günahlarımız oluyor..
Ancak Rabbimiz bir fırsat tanıyor, tevbe imkanı veriyor..Pişman oluyoruz..O'na yöneliyoruz..
Masumiyetimize kavuşmak istercesine..Şu gözlerdeki arılığa dönmek istercesine bir yöneliş..bir yakarış..
Belki bebekleri ve çocukları bu nedenle çok seviyoruz..Olmak istediğimiz gibi oldukları için. Belki en saf ve temiz hali olduğu için insanlığın..
Rabbim, her zaman, içimizde bir parça masumiyetin, bir çocuksu tebessümün yer almasını nasip etsin..

Masumca gülüşler, masumca düşler temennisiyle..

:)
fotoğraf: British American

08 Aralık 2006

Fotoğraf

Şimdiye kadar en çok etkilendiğim fotoğraf sergilerinden biri bu oldu;
Daha fazla yorum yapmadan adresi ekliyorum:) Zevkle izleyin efendim..

http://www.nuribilgeceylan.com/turkeycinemascope1.php?sid=1

07 Aralık 2006

Kelebeğimin Kanatları..

Subhanallah derim her kelebek deseninde..
Subhandır Rabbimiz, kusursuzdur..İncecik ve minicik bir kelebeğin kanatlarını dahi böyle ince ve sanatlı yaratandır..
Kelebeklere meftunumdur..Ama kelebek fanidir..Aslolan, kelebeği o küçük kozadan çıkarıp böyle sanatla uçturan Rabbimizin rahmeti, lütfu, keremi ve büyüklüğüdür..
Yani aşk-ı kelebek değil, aşk-el-Baki vardır..
Zira uçar gider kelebek..tozlarını bir yerlerde, kanatlarını bir yerlerde bırakır, toprağa karışır..fani olur.
Ancak, şu resimde trykemom'un kaydettiği ve bu mükemmelliğin bizlere ulaşmasını sağladığı görüntü, el-Baki'ye işaret ettiği gibi, onun sanatını gösterir..

İlk söz de Subhanallah..
Son söz de..
Subhanallah !....

05 Aralık 2006

yansımalar-agıt

Sadece dinlemek için değil, uzaklara gitmek, sükun-u huzur-u kalbe ermek için..

03 Aralık 2006

Ya Musavvir


Ya Musavvir
Originally uploaded by bhary.
Ey her şeye en güzel suretleri giydiren Rabbimiz,
Bizleri de senin ahlakınla, sana kul olabilmenin güzelliği ile şekillendir !..
Her nesnede ayrı bir güzellik, ayrı bir sanat ve ahenk ..
Ayrı bir renk ..
Renklerin de güzelliklerin de hakkını verebilmek nasip olsun inşallah bizlere..


bu fotoğrafı çekip paylaşan bhary'ye teşekkürler ile.

30 Kasım 2006

Hayvanlara Dua


Cute Lamb
Originally uploaded by darwinthebeagle.

Allahım!
Yolunu bulamayan karıncalara yolunu göster
Kozasından çıkamayan kelebeklere yardım et Allahım
Ters çevrilmiş kaplumbağaları düze çevir
Annesini kaybetmiş ve arayan kuzucuklara annesini göster
Allahım bi de ,dişlerini fırçalayamayan fillere yardım et Allahım..

Aamin !.
Minik Dualar Grubu

fotoğraf:darwinthebeagle

The tears that you spill, the sorrowful, are sweeter than the laughter of snobs and the guffaws of scoffers.
Kahlil Gibran

Döktüğün kederli gözyaşları, züppelerin kahkahalarından ve alaycıların o müstehzi gülüşlerinden daha sevimlidir.
Halil Cibran

28 Kasım 2006

Sıkıntılar


love
Originally uploaded by icedance.

Sıkıntılar olmasa, olmazdı nice sanatlı eser..
Emekler olmasa, pişmezdi yemekler..
Zahmetler olmasa, gelmezdi rahmet..
Yağmasa yağmurlar, büyümezdi başaklar..
Ne varsa başımızda, neyse sıkıntı gibi görünen, bir ferah kapısının alâmetidir..
Alâmetidir kabukların çatlaması, yeni yetişen filizlerin..
Kendini boşlukta hissetmek, dopdolu şu dünyada, bir dolu telâşenin içinde bulmaktır kendini..
Kendini çok yoğun ve sıkıntıda hissetmek, bütün o enerjilerin sarf edileceği bir noktaya taşımaktadır insanı..
Çabadır, sancıdır, acziyetle uğraşmadır emekler..Acz ile, Kadir-i Hakim’e yönelmektir..
Her ne sıkıntımız var ise, vardır sebeb-i hikmeti..
Her neredeysek oradadır ebediyet anahtarları..
Çevremizi zırh gibi sardığını hissettiğimiz sıkıntılı durumlar içerisinden seslenirken hayata, acz ile Rahman’a yönelten bu sıkıntılara şükretmeli, dünyevi mahpushanelerden uhrevi hürriyet seyrine doğru ilerleyen bir sırat-ı müstakimi talep etmeli..
Sıkıntılarla sıkıldığımızda feraha erecek olan halet-i ruhiyemizi Basıt olan Rahman’a teslim etmeli..
Kalbleri evirip çeviren Rabb’e kalblerimizi teslim etmeli..

aşk-ı beka

fotoğraf: icedance

27 Kasım 2006

Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
Affet senden habersiz aldığım her nefesten!
N.F.K

24 Kasım 2006

Sevgi Nedir?

Sevgi bu kadar masum, bu kadar tazedir işte..işte böyle dolar gözleri insanın sevgiyle.

Gerçek sevgi de, tüm bu sevgilerin ötesinde..
Yusuf İslam'ın dediği gibi..Follow true love, follow true love..

23 Kasım 2006

Çıpa


Anchored
Originally uploaded by Kalabird.
Merhabalar :)
Geçtiğimiz hafta sonlarında Yakaza ED'nin Kendi Kaynaklarımızla NLP programına katıldım. Benim için çok verimli, çok istifadeli saatlerdi. Herkese tavsiye ediyorum! !
Uluslararası NLP ilkelerinin Kendi Kaynaklarımız (Kur'an, Hadis ve Alimlerin eserleri) ışığında incelenerek yeni bir bakış açısıyla sunulduğu bu program her birey için faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Sayfada, eğitimin ilgimi çeken cümlelerini paylaşmaya çalışacağım.Dilerim sizler için faydalı bir kaç cümle paylaşabilirim :)
Bunlardan ilki "Çıpa" (Çapa-Anchor-Anker)

Her davranışımızın kaynağı farklıdır. Kaynağı "çevre" olanlar görsel işitsel ve duygusal olarak üçe ayrılabilir. Çevreden gelen bu tetikleyicilerle otomatik davranışlar geliştiririz.
Örneğin hiç aç değilken sevdiğimiz bir yiyeceğin önümüze getirilmesi bizde iştah uyandırır, İstiklal Marşı bizi duygulandırır, ağlayan bir çocuk bizi hüzünlendirir.
Otomatik olarak bir duyguyu çağrıştıran tetikleyicilere NLP'de "çıpa"deniyormuş.
Biz insanlar da, her birimiz özel bir çıpayız.
Biri bizi gördüğünde onda bazı duygular çağrıştırırız..
Yıllar süren birliktelikler sonucu biz karşıdaki insanın zihninde bir çıpa oluştururuz. Bu çıpalar bazen beş bazen yirmi beş yılda gelişmiş olabilir ve değiştirmeleri çok güçtür..
Örneğin anne ve baba sürekli kavga ediyor ve çocuklar yıllarca bunu izliyorlarsa, çocukların göğsünde anne ve baba "korku" ile eşleşir. Yıllar sonra bile çocuk, babasının sesini işittiğinde korku hisseder.
Anne baba sonradan sonraya davranışlarını değiştirseler bile çocuk babaya coşkuyla sarılamamaktadır..Ne acı !
İşte bizler de, insanların görüşünde birer çıpayızdır..Bir düşünelim, nasıl bir çıpayız biz?..Sesimizi duyduğunda insanlara neler çağrıştırıyoruz?..
Çok sevdiğim bir arkadaşım vardır, onu görünce, aklımda "namaz" canlanır, ne mutlu ona ki, zihnimizde bir "namaz" çıpası uyandırmış.
Bir başka arkadaşımı görünce ya da ismini işitince aklıma tutulan nafile oruçlar geliyor. Yaz günleri dahil nafile pazartesi perşembe oruçlarını aksatmayan bu arkadaşım için ne büyük saadet ki, "oruç" çıpası uyandırmış..
Başka bir insan da mesela bir kimseye karşı sürekli olmasını istediği bir şey için ısrar edip duruyordur ve karşıdakinde "ısrar" çıpası uyandırmıştır. O insanın ismini duymak bile insanın yüreğine sıkıntı verip bunaltabilir. Düşünün ki bir insanın ismini işittiğinizde içinizde bir daralma hissediyorsunuz..Bunun nedeni işte yıllarla oluşan "ısrar" çıpasından kaynaklanıyordur...
Bunların yanında, "öfke" çıpası uyandıranlar da yok değil tabii..Daha pek çok şeyler..NLP tekniklerinin ileri basamaklarında yıllanmış çıpaların sabırla yıkılabildiği yöntemler var. Bunun için bir NLP uzmanından yardım almak gerekiyor..
Şimdi bu "Çıpa"lar içinde en çok dikkatimi çeken şeyi söylemeliyim ki: Allah dostu öyle kimsedir ki, onu gördüğünüzde Allah'ı hatırlatır..
O insan, Allah'ın çıpası olmuştur..
Ne mutlu !....
Ve Allah'ın en çok sevdiği kulu, Peygamberimizi s.a.v hatırlatan insan da ne mutlu !...

Rabbimizin yüceliğinini, sanatının, esmasının tecelligahı olması beklenen insan için daha güzel bir çıpa tasavvur edilemez..

Efendim, henüz oluşmamış çıpalarımızı bu düşünceyle belki daha sağlam bir temelle geliştirebiliriz..
Diğer insanlar üzerindeki çıpalarımızı hayal edip, yaptığımız yanlışların farkına varabiliriz..

Şimdilik bu kadar..Sevgiyle, huzurla, sağlıcakla kalın !...

18 Kasım 2006

walk a timeless warning""


walk a timeless warning""
Originally uploaded by Prasangam.
Zaman geçiyor..Ve zamansızlığa doğru atıyoruz adımlarımızı..
Bazen yalnız bazen kalabalıkla, ilerliyoruz..
İstikamet belli..
Zaman geçiyor, bu da aşikar..
Ancak yine de, ah ki yine de..
Gaflet var ey dostlar, gaflet var...


fotoğraf:Prasangam
flickr photoshare

16 Kasım 2006

Heaven / Where True Love Goes

Yusuf İslam'ın yeni ve mükemmel şarkısı..I go where true love goes..Heaven !The moment you walked inside my door I knew that I need not look no more, I've seen many other souls before - ah but, Heaven must've programmed you The moment you fell inside my dreams I realized all I had not seen, I've seen many other souls before - ah but, Heaven must've programmed you. Oh will you? Will you? Will you? I go where True Love goes, I go where True Love goes I go where True Love goes, I go where True Love goes And if you walk along and if you lose your way, don't forget the one who gave you this today Follow True Love, follow True Love, Follow True Love, follow True Love Oh will you? Will you? Will you? I go where True Love goes, I go where True Love goes I go where True Love goes, I go where True Love goes And if a storm should come and if you face away, that may be the chance for you to be safe And if you make it through the trouble and the pain, that may be the time for you to know his name The moment you walked inside my door I knew that I need not look no more, I've seen many other souls before - ah but, Heaven must've programmed you The moment you fell inside my dreams I realized all I had not seen, I've seen many other souls before - ah but, Heaven must've programmed you. The moment you said "I will" I knew that this love was real, and that my faith was seen - oh Heaven must’ve programmed you The moment I looked into your eyes I knew that they told no lies, there would be no good byes - Ah 'cause Heaven must've programmed you I go where True Love goes, I go where True Love goes I go where True Love goes, I go where True Love goes

14 Kasım 2006

Tesbihat-The Tasbihs (yeni klip - new clip)

Kör kuş, tatlı suyu görmedi de, hep acı suyu içti..
Çamurlu suyu..
Gözünü açar, tamahtan vazgeçerse, tatlı suyu görür..
Tatlı suyu kör kuş içti mi, acı sudan içemez.
Tahammül edemez.
Allah'ın nimetine kavuşsa, aşağılık dünyadan doyar,
hiçbir şeyi olmayan dilenci dahi olsa..

Y.Özkan Özburun

13 Kasım 2006

Nur yolunu tıkıyor yüzbir katlı gökdelen,
Bir küçük iğne yok mu, şehrin kalbini delen?

N.F.K/1968

12 Kasım 2006

Davul


Tough
Originally uploaded by 3blindmice.

aynı bedende geçirdiğimiz bir ömürden kaynaklanan "uyuşuklukla" seyrederiz ölümsüz hayatımızın sahne arkasını.
yaşadığımız her saniye,
kendimizle geçirdiğimiz fırtına dolu her an,
sabahın erken saatlerinde kapımızın önünden geçen çöp kamyonunun gürültüsüyle uyanmamız,
beklenmedik olarak tanımladığımız olaylarda nasıl tepki vereceğimizi hesaplamamız,
her sabah;aslında görülmesi gereken pek çok hikmeti bulunan fakat kıyısıyla köşesiyle ilgilenmeyip "şöyle bir bakmakla" yetindiğimiz okulumuza gitmek için kaldırılmamız.
bunların tümü,
aslında bize kendimizi anlatan coşkulu bir senfoniyken,
nedense hepimizde "yoğun bir uykunun,hatta baygınlığın" aracısı bir "ninni" etkisi yapıyor.

gözlerimiz, kalıcı bir pitozun etkisiyle çarpılmış kapaklarının ardında perdelenmiş.
kadim nosiseptörümüz "vicdan",
tonik bir şekilde sürekli hayatın bir "reklamlar dizesi" olmadığını,
reklam arası sandığımız dakikaların aslında hasılat rekoru kırması gereken filmin ta kendisi olduğunu bize pulslu bir şekilde "dürterek" hatırlatırken,

biz,
vehimlerimizle kendimizi zehirlemeyi,içimizdeki ayıraçla baş başa kalmaya tercih ediyoruz.
"bum."
"bum."
"şu saniyenin bir anlamı var."
"bum."
"önünden geçen adamın ne kadar çok ayrıntısı var."
"bum."
"adım atarken kaç kasının senkronize bir şekilde çalışması gerektiğini düşün."
"bum."
"kaos sandığın şeyin aslında "sana karmaşık gelen" bir düzeni var."
"bum."
"temellendirmelerin seni bekliyor."
"hayır,bu sana yakışmıyor.önceliklerin nerede senin?"
"bum."
"bu istediğin,yapman gereken mi?"
"bum."

"ana önem vermeden harcadığın bu an,senden kaç "an"ı götürüyor?"
davulun sesi hep uzaktan hoş geliyor.
hep kendi davulumuzu başkalarına duyurmaya çalışırken,
kalbimizin tam ortasında gümbürdeyen hakikate kulaklarımızı tıkıyoruz.
sahnenin figüranları saydığımız toplumun diğer fertlerini göz ardı edip duruyoruz.
ya kaçıyoruz onlardan,
ya da beklentilerimize cevap vermediğini sandığımızdan bizi uyutmalarını bekliyoruz.
"bum."
"sana hakaret eden adamın gözlerinin içine bak."
"bum."
"onun varlığı gereksiz değil,sadece olmaman gerekeni gösteren biri."
"bum."
"oku ibreti.kaldır başını göklere;ara,var mı eksikliği?"
"bum."
"eşsiz olan sadece sen değilsin.bir solucan bile senden daha eşsiz."
"bum."
"uyan artık."

koyalım kalbimize steteskopları,
ister apex cordise,ister sternum üstüne,
nereye istersen,
kendimizin gerçeği tokmağıyla "içimizde."
her birimiz diğerinden farklı,
ama hiçbirimiz, birimiz için bile gereksiz değil.
anın anlamı,öteki anların harmanında saklı,
ve hiçbir an,bir diğerinin mahkumu değil.

"bum."

Yazan: hattat
Fotoğraf: 3blindmice

11 Kasım 2006

Bir sohbette dinledim..ve etkilendim..şöyle ki;

- Allah var mı?..
- Var..
- Peki niçin yok gibi yaşıyorsun??

09 Kasım 2006

Uçmak..ve "V" olmak...


RAKKAS 2
Originally uploaded by pashazade.

Kuşlar uzaklardan görününce..Kanatları böyle yakından belirince..
Kuş olmak isteriz biz de..Uçmak..Sıyrılıp kaçmak beden mahpusluğundan...
Rüzgar esince..Kuşlar kendini rüzgara bırakınca..
Bırakmak isteriz biz de..Gelip giden zamanın akışına kendimizi..

Kuşlar..rüzgara karşı da, rüzgarla da uçarlar..
Ama en güzeli..Rüzgardan bir yol yaparlar kendilerine, derelerin yatakları gibi..Birlikte yaparlar bu yolu..Bir "V" harfi şeklinde dizilirler..
Birliğin doğurduğu kuvveti sergilerler..
Toplu halde uçmak güç demektir..Birbirinden güç almak, ah ne güzeldir..

Toplumumuzda, V şeklinde kuş sürüleri artsa, gökyüzünde olduğu gibi..S şeklinde kıvırılıp birbirinden uzaklaşmasa kuşlar..
alfabemizde bile bulunmayan X harfi gibi çarpıklaşmasa..
O harfi gibi dönüp durmasa aynı yerde..

Biz de uçsak keşke..
Biz de, özgürlüğü, iliklerimize kadar hissetsek..
Güneşe kanatlarımızı verip, süzülsek böylece..

aşk-ı beka..
9 kasım 06



fotoğraf: pashazade/ist
flickr photo share

07 Kasım 2006

Doğru yol

YOL UZUN..YOL İNİŞ çıkışlı bazen, bazen dar geçitler çıkıyor insanın karşısına..

Yolun kenarlarında kapılar ve kapılar üzerinde örtüler var. 1

Bazen sesler geliyor kapılardan, bazen, örtüler merak sebebi oluyor, merak, kapıları açmaya sebep oluyor..

Merak ve arzu kapıları var kenarlarda..Doğru yol, iniş ve çıkışlı da olsa, “doğru”..Ama merakla örtüleri açılan kapıların çıktığı yol doğru yoldan uzaklaştırıyor..

Arzular ve şeytanın verdiği vesveseler ilerletici faktör oluyor..

Bu tali yollar, kimi zaman “alternatif” kimi zaman “kaçış” kimi zaman ise “inkar” ismini alıyor..

Yollar, ana yoldan sağa sola saparken, doğru yola her dem bir açık kapı bulunuyor, geri dönülmez değil hiçbir sapa yol..

Çeşitleri var doğru yoldan sapmaların..Hissedilen, hissettirilen, hissedilmeyen, hissettirilmeyen..

Şerri süslü paketlerle sunup, hayrı demode gösterenler, doğru yoldan uzaklaştırıyor insanları..Hissettirmeden çoğu zaman..

Bizleri hidayet üzere olmaktan uzaklaştırıp, dalalete yakınlaştırmak isteyenler var.

devamı>>

05 Kasım 2006

Sami Yusuf - Muhammad


Dedicated to the innocent children of Beslan
Every day I see the same headlines
Crimes committed in the name of the divine
People committing atrocities in his name
They murder and kidnap with no shame
But did he teach hatred, violence, or bloodshed?
No... Oh No
He taught us about human brotherhood
And against prejudice he firmly stood
He loved children, their hands he’d hold
And taught his followers to respect the old
So would he allow the murder of an innocent child? Oh No...
Muhammad ya rasulallah
Muhammad ya habiballah
Muhammad ya khalilallahMuhammad
Muhammad ya rasulallah
Muhammad ya shafi’allah
Muhammad ya bashirallahYa rasulallah
Muhammad the light of my eyes
About you they spread many lies
If only they came to realise
Bloodshed you despise

02 Kasım 2006

seyr-ü seyelân


seyr-ü seyelân
Originally uploaded by elif ayse.
sadece seyreylemenin bile hasenâta tebdil edildiği tek yer..

Fotoğraf ve yazı: Elif Ayşe..

Yorum yapamayacak kadar heyecanlanmış durumdayım..Rabbim arkadaşımızın umresini kabul eylesin, tekrarını nasip eylesin. En kısa zamanda bizlere de nasip eylesin inşallah!.....

İkindi Bulutları..


İkindi Bulutları..
Originally uploaded by aşk-ı beka.
İkindi vakitleri, güneşin toprağa yaklaşıp gökyüzünden uzaklaştığı vakitler..Gölgelerin uzadığı, gökyüzünün kızıllaştığı müstesna güzel pencereler.. İkindi kızıllığını akşam lacivertliğine veredursun, biz de kısalan günün kısa zaman diliminde günün yorgunluğunu atmaya çalışalım bulutların seyri ile..
Bulutlar gibi dağılsın gitsin sıkıntılarımız, yorgunluklarımız, telaşlarımız..
İkindimiz mubarek olsun..

Fotoğraf:aşk-ı beka
2 Kasım 06
ankara
Solan Yaprakların, Ahmet Can Beyefendinin zihninde uyandırdıkları..Paylaşım için teşekkürler..

evimin onunde tamda o yaprakalardan dolu. seyredalip kaliyorum. yemyesil gurbuz agaclarin benzi sarardi soldu su gunlerde. sanki direnmekteler yapraklar olume karsi. kopmak ayrilmak istemiyorlar dunyalari olan agaclardan. ama nafile. ne etseler nafile.ne etsek nafile. hergun her an elveda demekte birkaci. agclardan dusup nehrin kucagina, sevkediliyorlar bilinmezlere dogru. fe eyne tezhebuun.. nereye! beni boyle gurbette yapayalniz birakip nereye akmaktasiniz a dostlar diye sesleniyorum, duymuyorlar. belkide onlarda benden medet istemekteler, gurbetligine, yanlizligina teselli ve gamina efkarina ortak olabilmek askina aylardir sana ruzgarla sarkilar soyledik, bulbulleri cezbettik renklerimizle, elele tutup halaylar cektik danslar ettikte bu sebepten boyle takatimiz kesildi, fersiz kaldik, rengimiz sarardi. simdi gun vefa gunudur dostlugu gosterme vaktidir diye sitem etmekteler bana. ama duymuyorum ben. duyamiyorum. sadece matem ve huznle istirak edebiliyorum dostlarim olan yapraklarin yolculuguna."son yolculuklarinda yanliz birakmayayim bari" hissi bu belkide. hem urperiyorum o yapraklarin yerlerinden yurtlarindan ve anneleri olan agclardan koparilis sahnelerinden hem de alamiyorum kendimi o manzaralarin seyrinden. dusen kim? sararip solan kim? ayriliga giriftar olup bu fani dunyadan doyamadan giden kim? felegin pence-i kahrinda toprak olan kim? soyleyin ey yapraklar soyleyin. sizmisiniz yoksa ben mi? soyleyin. kim?

01 Kasım 2006

Leaf in a birdbath


Leaf in a birdbath
Originally uploaded by C Ray Dancer.
Düşer bedenlerimiz de yere..Düşer elbet..
Aheste bir salınışla ya da ani bir kopuşla olabilir bu..

Benzimiz sararır elbet bir gün..
Hem, bu çok kısa bir sürede olur..
Çevredeki ağaçları izliyorum uzun zamandır..
Eylül birden itibaren sonbaharı izleyen bir gözlemci olarak,
son bir haftada yaprakların çok daha hızla sarardığına şahit oldum..
Bir vakti geliyor, ve hepsi sararıyor, sararmak, solmak, dökülecek olmanın alameti..
Zaten sarardıktan kısa süre sonra, bir rüzgarla ya da bir kuşun kanadıyla düşüyorlar yere..

Fotoğrafı çeken ve paylaşan C Ray Dancer'a bu güzel gözlemciliğinden ve an'ı yakalamasından ötürü teşekkürler !...

30 Ekim 2006

On Golden Puddle


On Golden Puddle
Originally uploaded by C Ray Dancer.
Dökülüyor yapraklar..Dökülüyor bulutlar..
Örtüsünü değiştiriyor dünya, örtüsüyle örtünüyor sonbaharın..
Yağmur sularına düşmüş şu yaprakların karıştığı gibi sulara, sonbaharın ılıklığına karışıyor ruhum ve hislerim..
Bir elimde bir yaprak ve bir kalem..Yüreğimde ve aklımda bin bir alem..Yürüyorum..
Kainatın bir parçası olmak ne güzel, ne güzel, "yaratılmış" olmak..
Ne mükemmel bir "yaratıcımız" olduğunu bilmek ne güzel..

Sonbahar, çok güzel..
İyi ki erişti yüreklerimiz böyle bir mevsime daha..

Sevgilerin en güzeliyle,
Selamların en güzeliyle..
Selametle ve dua ile kalın...


Fotoğrafı çekip paylaşan: C Ray Dancer
Flickr photo share

29 Ekim 2006

Auroral*


Auroral*
Originally uploaded by imapix.

(adj.) *Auroral
1. characteristic of the dawn
2. of or relating to the atmospheric phenomenon auroras

Dim Auroral Glow, Lake Taureau, St-Michel-des Saints, Quebec, Canada.

PixQuote:
"When one tugs at a single thing in nature; he finds it attached to the rest of the world."
-John Muir

photograph by: imapix, flickr photo share

This is so true that we can realise it everywhere in universe..One is attached to the other, and all are attached to "One God"...

27 Ekim 2006

Yusuf'u Kaybettim

Yusuf' u kaybettim Kenan ilinde
Yusuf bulunur, Kenan bulunmaz
Bu aklı fikr ile Leyla bulunmaz
Bu ne yaredir ki çare bulunmaz
Aşkın pazarında canlar satılır
Satarım canımı alan bulunmaz
Yunus öldüdeyu selan verirler
Ölen beden imiş, aşıklar ölmez

Yunus Emre
*fon müziği için bilgisayarınızın sesini açmayı unutmayın :)

Dereler, Nehirler ve Denizler


Stream Göksu-Ağva/İstanbul
Originally uploaded by aşk-ı beka.

Nehirler vardır, yağmurla beslenen, derelerle çoğalan..
Ve nehirler, bir yol bulup akmak isterler denizlere..Karışmak, okyanuslara..Bunun için hep meyillidir yatakları nehirlerin akmaya..
Eğimli bir yatak bulamayınca, sular birikir, göl olurlar, yorulurlar bazen, akamamaktan, bataklıklaşmaktan..
Aktıkça akmalıdır nehirler, denizi buluncaya kadar...Denizler de açmalıdır kucaklarını nehirlere, ki bitmesin suları, ki kurumasınlar..

Akar gelir sular, sonra buharlaşırlar, başka sularla karışırlar..Ama bir felaket olmadıkça hiçbir deniz işgal etmez sahilindeki kent ve kasabaları..Nehirler hiç bitmez, denizler taşmaz..Bir dengedir sürer gider..

Derelerin birleşip beslediği Göksu nehri, işte böyle bir iskeleyle süslenmiş tam Karadeniz'e döküldüğü yerde..
Saklı bir bahçe demişler Göksu'ya..Ama bu tarif bile yetmemiş onu anlatmaya..

Göksu, Ağva'da, akmaya devam edecek Karadeniz'e..Nice yolcular gelip seyredecek, niceleri ekmek parası çıkaracak ondan, biz de payımıza düşeni alıp ayrılıyoruz artık oradan..

Bayramın üçüncü gününde, bayramımızı Bayram eyleyen Rabbimize şükür ile...

fotoğraf: Aşk-ı Beka,
Ağva/İstanbul
26 Ekim 2006

Ağva/İstanbul


Sea Side- Ağva/İstanbul
Originally uploaded by aşk-ı beka.

Bayramın üçüncü gününde,
Dalgaların yumuşakça sahile dokunup geri kaçtığı zamanlar..Rüzgarın incitmeden esişi, güneşin sisli havaya rağmen yeryüzüne ulaşan ışıkları, tertemiz bir hava, tam bir Bayram günü..Ardından poyrazın ve yağmurun geleceği hiç belli olmayan zaman dilimleri..
Bayramın bereketi, Rabbimizin ikramı...

20 Ekim 2006

İYİ BAYRAMLAR !..

Ya Rab!

Sensin her zaman yanımda olan, dar zamanlarımda yüreğimin yankılarini duyan...
Sensin karanlıklar ortasında dolunaylar gibi kalbime doğan..
Sen benden cansın, SEN hayatıma anlamsın..
Geceleri buram buram tüten hıçkırıklarımdan,bütün arayışlarımda,dalgalı bir
denizin ortasında çırpınan ruhumda, Sensin gökkubbemin rengarenk gökkuşağı...
Özüm Sensin, tebessum ettiğimde Sen benim gülümsemensin..
Sen benim yüreğimsin, beni hakiki seven Sensin..
Ellerimin, gözlerimin, yüreğimin mimarı!
Her bir zerrenmin nakışlarında, sanatından bir emareyim..
Gözlerime Nurundan ışıklar vermeseydin, şu kainat tablosunu göremeyecekti
gözlerim..
Sevgiyi kalbime ilham etmeseydin, Seni sevmenin güzelliğini, sonsuz acizliğimle
bilemeyecekti yüreğim..
Gözlerime ağlamak nimetini vermeseydin, gözyaşının kalbimle olan dostluğundan
bi-haber kalacaktı gözlerim..
Her gün güneş olup aydınlattın semaları, karanlıkta bırakmadın umutlarımı..
Ey cömertlerin En cömerti!
Rezzak isminle donattın afakımı,
Settar isminle örttün ayıplarımı,
Tevvab isminle her defasında kabul ettin tevbelerimi...
"Yine Gel"! dedin..
Tekrar geldim, sana geldim Allah'ım!
Vedud olan Sensin, seven Sensin, Senden başka kimim var ki,kapısına gideyim?
Aşkınla kuşat,aşkından mahrum kalmış naçar yüreğimi..
Baharım Sen ol sevgili.! Hazanda bırakma,yapraklarım dökülüyor..
Gülüstanım sen ol Ey Sevgili!
Ey ellerimden tutanım.! Sana kavuşmak çıktığım bu sevdalı yolculukta sarp
yokuşları çıkarma karşıma..
Ey fukara yüreğimin Rahmeti sonsuz Sevgilisi! Beni sana sürünerek değil,koşarak
getir..
Uzattım ellerimi, bırakma beni. Toprağımda Nurun ol, cennetimde gülüm ol!
Elim sen ol Allah'ım! Kolum kanadım,dilim damağım, tek güvenim dayanağım, sahibim Sen ol...
Ayım güneşim, Gözyaşım, tebessümüm Sen ol..
Geldım işte kapına, Aşkının fukarasıyım. Aşkım Sen ol Allah'ım, Aşkım Sen ol!


Amin, Elfü Elfi Amin !...


Paylaşım için hayalsevda'ya teşekkürler !

İstanbul yolcusuyuz inşallah, sağlıklı, huzurlu, bereketli, güzelliklerle, dualarla dolu bir bayram diliyorum!...

14 Ekim 2006

İnanılmaz Gerçek, Mükemmel Sanat: Hücre

Lütfen izleyiniz

Yukarıdaki linkte bulunan Harvard Üniversitesinin hazırlamış olduğu bu filmi izlemenizi tavsiye ediyorum..

Rabbimizin Mükemmel bir surette yarattığı hücrenin işlevlerinden bir kesit sunuyor bu film.Ve bunlardan trilyonlarca olduğunu düşününce hayretler içinde kalıyor insan...

Bu güzel paylaşımı için, Rabia Sezin'e teşekkürler

13 Ekim 2006

Bir dilim kek !

“Ben bunları hak edecek ne yaptım?”
“ Allah neden başıma böyle bir dert verdi?”
Bu sözler tanıdık geliyor mu? Bu soruları zaman zaman kendimize sorarız. İşte düşünceleri açıklamamıza yardımcı olabilecek bir öykü:
Küçük bir çocuk, büyükannesine hayatında her şeyin nasıl da kötü gittiğini anlatıyordu. Okul, ailesi, arkadaşları…Hiçbir şey yolunda görünmüyordu.. Büyükanne çok akıllı bir hanımdı ve bir kekin torununun sorunlarını çözebileceğini düşündü. Karışımı hazırlarken torununa şimdi biraz atıştırmak isteyip istemediğini sordu. “Evet, kesinlikle” dedi küçük çocuk açlığını fark ederek. “İşte, biraz sıvı yağ ister misin” dedi büyükanne. “ Yağ mı? İğğ..! diye tiksindi çocuk. “ Peki birkaç çiğ yumurtaya ne dersin” dedi büyükanne bir kahverengi yumurtayı göstererek. “ Berbat büyükanne “..diye cevap verdi, büyükannesine ne oluyordu böyle?.. “Peki öyleyse biraz un alır mısın? Ya da biraz mayaya ne dersin?” “ Ama büyükanne, tüm bunlar çok tiksindirici !..Mide bulandırıcı !..”
Büyükanne o bilgece duruşuyla gülümsedi ve küçük torununa anlatmaya başladı:
“Evet, bütün bunlar kendi kendilerine çok kötü görünüyorlar ama hepsi doğru bir şekilde bir araya konursa işte o zaman lezzetli bir kek olacaklar ! Allah (c.c) da işte böyle yapıyor.Çoğu zaman O’nun neden bizim zor zamanlar yaşamamıza izin verdiğini merak ederiz. Ama Rabbimiz, mükemmel bir karışım hazırlamaktadır ve bu mutlaka bizim için en güzel şey olacaktır. Eğer bizler O’na güvenmeyi öğrenebilirsek, harika sonuçları göreceğiz!!..Allah seni çok seviyor. O sana her bahar çiçekler gönderiyor ve her sabah bir güneş doğuruyor senin için. . Ne zaman onunla konuşmak istesen, seni dinler. Hatırla ki, her deneyim, yaşadığın her şey bir hediyedir ve Rabbinin senin için hazırladığı mükemmel hayatın son asıl kek parçası için bir ümit ,bir işarettir..”
Gününüzün bir dilim kek olması dileğiyle !...;)
çeviri: aşk-ı beka

11 Ekim 2006

ALIŞKANLIKLAR
Özlem Uluğ

Aliskanliklar diyari. Ah o diyar ki nefisleri kendine cok cabuk baglar. Soyle bir gorelim dersiniz once. Sonra ziyaretler artar zamanla hic hissettirmeden ve birden bir bakmissiniz, o diyarda yasar olmussunuz. Bir sabah uyanir ve yasadiginiz mekanin degismis oldugunu farkedersiniz, bazende farkedilmeden yillar gecer.
Bazen guzel aliskanliklar edinildigi bahanesinin arkasina siginiriz. Guzel kelam, ibadet, yiyecek... akliniza ne gelirse guzel olabilecek aliskanliga dair. Oysa benim namazim aliskanlik ise bu ne kadar dogrudur??? Aliskanliklar otomatige alinmis makinalar gibidir. Icine atarsin malzemeyi ve kurulmus makina gibi gorevini gerceklestirir. Hic hesap etmez, nedir, nedendir, nasildir... O hesaplar onceden yapilmis ve duzen kurulmustur. Gerisi bir otomatige alistir. Peki hic camasirlariniza sordunuz mu otomatik makina da mi yikanmak istiyorlar diye??? Ben bir kazak olsam, elde yikanmak isterdim, ya siz? Her yikamada daha farkli dusuncelerle tutulurdum elde, her yikamada, neremin kirlendigi dikkatlice onceden incelenirdi ki o bolge daha cok elden gecsin. Elde ozenle tutulur, biryerimin takilip takilmadigina dikkat edilirdi. Yani cidden emek verilirdi. Elde yikanan camasirlar daha bir ozenle asilirdi askiya cunku daha cok emek verilmistir.

Keske guzel kelimeler bile aliskanlik hale getirilmese, onlar bile aliskanliklar icinde degerlerini kaybedebilmekte. Herseyin guzeli elbette tercih edilir ama tercih edilenin adi, sifati, kiyafeti aliskanliksa ne kadar guzelligini yasatir.
Yasadiginiz guzel aliskanlik adindakiler acaba aliskanlik olmakdan memnun mudurlar? Namazimiz ornegin memnun mudur? Otomatige alinmis gibi okunan sureler memnun mudur? Beden kurulu makina gibi ibadet etmekten memnun mudur? Sizin icin kesilmis, atese atilmis, dakikalarca pismis ve sirf siz yiyesiniz dige tabaginiza kendini sunmus yiyecekler acaba sizin besmelesiz, sirf yemis olma aliskanliginiza heba olmaktan memnun mudur?

Bazen insanlarda birbirine aliskanlik haline gelebiliyorlar. Yillarca suren evlilikler, dostluklar.. . Sevdiginizin sevgisine, ilgisine, sesine, nefesine alisirsiniz. Ozellikle o kisi hayatinizda cok fazla yer edinmisse aliskanlik miktari artar. Aslinda guzel gibi gorunen ama en tehlikeli aliskanlik budur. Bu dunyanin duzeninde herzaman herseyin degiskenligi vardir. Gunes bir var bir yoktur. Bulutlar, yagmurlar ha keza. Mevsimler, doga devamli degisim icinde. Insanlar da dogduklari gibi kalmamakta. Beden her gun yeni hucrelerle var oluyor dunyada ve birgun geliyor bedende olamiyor. Tum bu degisime ayak uyduramayan bir tek aliskanliklar. Bir tek aliskanliklar direnmede.

Aliskanliklara takilan insanlar ne halde??? Degisimle kaybettigimiz derin, buyuk bosluklarla yasiyoruz hayati yada yasadigimizi saniyoruz tam o halde. Peki kaybetmeseydik ve tam o yerde aliskanliklarimizi tasisaydik, ne kadar yasamis olurduk? Sevmek aliskanliksa, bu o sevgiye yapilmis en buyuk hakaret degil midir? Deger vermek her an her saniye yeniden dusunerek, yeniden degerlendirerek, yeniden gozden gecirerek, yeniden hissederek yasatmak degil midir? Bedenimiz yasamayi biliyor, ona sorun isterseniz, heran yeni hucreleriyle, her zerrenizi yasatmaya calismakta. Peki irademizin elinde kavrulanlar ne halde???

Aliskanliklar, alismak kelimesiyle baslarlar.. Alismak nedir peki, once tanimak sonra kabullenmek, benimsemek.. . Bu noktaya kadar ipler cok sIki tutulur... Ne zaman ki aliskanlik kiyafetini giyerler iste o zaman ipler yavas yavas birakilir... Baglar gevser, ilgi zayiflar ve anlik yasamin yerini genis zamanli otomatik yaptirimlar alir. Oysa en sevilen, en sevgili dahi muhabbetini her an ayri, karsilasmasini her gun, her vakitte ayri ve yeniden tazeler...

Kotu aliskanliklar ve bagimliliklardan soz etmeye gerek var mi??? Ama nedense cogumuzun hayatinda varlar, neden varlar??? Neden hic gercekten sordunuz mu??? Neden varlar???


Ozlem Ulug (05.10.2006)

Çok değerli Özlem Uluğ'un bu güzel yazısına bir iki cümle de benden:

Öyle hissediyorum ki, alışkanlıkların bir başka ifade şekli olan "ülfet" insanoğlunun dünya üzerindeki en ciddi imtihanlarından biri..Var olan şevki, heyecanı, niyetleri bile ülfet haline getirebiliyoruz malesef..
Özlem Uluğ'un bahsettiği gibi, otomatiğe alınmış hareketler haline gelebiliyor yaptıklarımız. Buna tıpta "dekortike" ya da "ekstra piramidal" diyorlar..Yani düşünce merkezimizin devre dışı olduğu hareketler..ama insan, insan olabilmesi için "düşünme" faktörünü kullanmak zorundadır zira onu diğer varlıklardan ayıran bu "düşünme" ve "irade etme" kabiliyetleri gibi özel hasselerdir.
Demek ki aslında aklımızın bambaşka yerlerde olduğu durumlar, yaptığımız işin tamamen "ekstra piramidal" gelişmesi bizi biz olmaktan çıkarmaya başlıyor. Öyle bir hayatta da insan mutluluk aramamalı ve beklememeli değil mi :) Çünkü robotlar mutlu olmazlar..Ama elhamdulillah insan olarak yaratılmışız, ve hayatımızdaki her türlü yenilik, küçük incelikler bizi mutlu ediyor..Elhamdulillah, küçük bir çiçeğin dahi nice sanatla bezeli olduğunu görebilecek gözlerimiz var.

Alışkanlıklar etrafımızı sarsa bile, çıkacak bir delik var mutlaka :) Mesela, çok değerli Özlem Uluğ'un bu yazısı da alışılmadık bir şeydi ve çok güzeldi..İşte böyle adımlar ve hatırlatışlar alışkanlıklardan bizi uzaklaştırabilecek en güzel sebeplerdir..


fotoğraf:

10 Ekim 2006

ÇATIK KAŞLAR



Gözlerimle insanların kaşlarını yokluyordum. Yaklaşık 13 kişinin gözlerinin üstüne baktım iki yay ne gibi bir ifade sunacak diye.

Tam 12 kişinin kaşları çatıktı ! Öfke ya da hoşnutsuzluk ifadesi olan bu kasılmış yaylar yaraşıyor muydu hiç o güzel yüzlere? Mutluluk nerde kalmıştı?

Gülümsediğim iki-üç yaşlarındaki bir çocuk neşeyle el salladı bana. Belli ki tebessümü anne babasından öğrenmemişti ufaklık..Yaratılışı öyleydi, masumiyet ve tertemiz pırıltılar vardı gözlerinde..Evet annesi ve babası öğretmemişti belki gülücük saçmayı ama bu küçük çocuk onlara öğretebilecekti neşeyi..
Tersinin olmaması için dua ettim.
Büyüdükçe sevgiden ve tebessümden koparılan çocuklar için çokça dua..
Sokaklarda, otobüste annelerinden nahoş sözler işiten, kimi zaman kolundan çekiştirilen, çoğu zaman susturulan çocuklar için dua..
Yedi kat göğün derinliğinden, bulutların üstünden alınıp televolelerin, sihirli cadıların içine sokuşturulan çocuklara dua…ve annelerine ve babalarına da ..dua illa ki dua !

09 Ekim 2006

Oruç eller
Hüseyin Eren
YÜREĞİN IŞIĞI VURDU yüzlere, yüzler yürekle yüzleşir oldu… Ay yarılandı, yarı melekleşti oruç insanlar… Ağızlar hakikat için açıldı, gözler güzelliği aradı, Kelam-ı Ezeliyi dinledi kulaklar, duygular nuraniyetle doldu, akıl hikmete doydu…
Şeytan bağlandı, nefis ağlıyor… Günah pisliği tiksinti veriyor ta uzaktan… İnsi ve cinni şerirler bir şey yapamamanın sıkıntısıyla debeleniyor…
Gıybet, sen ne kokuşmuş şeymişsin… Zan, sen ne büyük zulümmüşsün… Düşmanlık, sen düşmanımmışsın… İnat, sen ne inatmışsın… Yalan, bizim mahallede zaten yoktun… Nifak, ne nefret edilesi şey… Fitne, uyu uyuduğun yerde hiç uyanma…
Gel ey sevgili sevgi sarılalım… Koş şefkat kucaklaşalım... Hikmet, hep yar ol bize… Siz ki kâinatın köküsünüz… Dünya sizsiz dönmez… Sizi tutuyoruz Kur’an ayında… Kur’anı ve kâinatı dinliyor kalp… On bir ayın hasretini dindiriyor latif latifeler…
Ay yarılandı, kalana kısmet… Kadir’in kapısından geçebilsek, gecelerimiz gündüze dönecek… Günlerin güdük gündemlerinden kurtulabilsek daha bir kuvvetli tutacağız ışık geceyi… Bir’e binler mahsulât toplayacağız… Cennet çiçekleri dolacak kucaklarımıza,
eteklerimizdeki taşları şeytanlara atabilsek…
Nur gece, nar geceleri temizler. Nar zayıftır Nurun karşısında… Gelen günler Nur geceyi yaklaştırıyor… Çabuklaştıralım hazırlığı… İyi hasletlerle bezenmiş karşılayalım onu… Arınmış kalbimiz Nura kansın. Kanımız Nur diye aksın, yüzümüze yansısın nuraniyet… Yüzümüze bakanlar yüreğimizi görsün, oruç insanlar çoğalsın.
Kıtaların üstünü hayâ mahyalarıyla süsleyelim… Bu ay geldiğinde oruç diye dönsün dünya… Yüreğimiz bunun için yanıyorsa yarınlar yakındır. Yanmadıkça Nur parlamaz… Oruç ellerle tutuşalım bugün bunun için.

09.10.2006
© 2006 karakalem.net, Hüseyin Eren

Eğitimin arka bahçesi..


Eğitimin arka bahçesi..
Originally uploaded by aşk-ı beka.


Korkarım yakında eğitimin arka bahçesi, ön bahçe olacak..
Her geçen gün değişen eğitim sistemiyle deneme tahtasına dönen gençliğin akıbeti acep ne ola ?..
fotoğraf: aşk-ı beka
yer: çizmeci i.ö.o k.ören
tarih: 8 ekim 06

08 Ekim 2006

Kocatepe Kitap Fuarı


Kocatepe Kitap Fuarı
Originally uploaded by aşk-ı beka.

Her yıl en az 5-6 kez uğramaya çalıştığım fuardan heybemize ilk düşenler bunlar oldu..İnşallah devamı olacak..:)
Bir de resimde olmayan Fardipli Sinha isimli roman vardı bugün heybemizde..Bir de Nuriye Akman'la çekilmiş fotoğrafımız..çok hoş bir sohbet..
Güzel bir gündü vesselam..
Dostlarla olunca güzel olmaz mı hiç !...

Kitaplarla ilgili kısa notları yeni açtığımız bölümde bulabilirsiniz:

http://kitapokumalari.blogspot.com

07 Ekim 2006

DÜNYA NÜFUSU

Evvel zaman içinde mail adresime gelen, ve mail adresime gelen yazılar içinde fazlasıyla dikkatimi çeken bir yazı olmuştu bu aşağıdaki..Biriken yazıların içinde öylece duruyordu, öylece durmasın, böylece dursun istedim..Dünya nüfusu hakkında dikkate değer bir yazı..

Dünya nüfusunu,mevcut halkların nispetlerini muhafaza ederek,
100 kişilik bir köy kadar küçültebilseydik bu köy şöyle olacaktı:
57 Asyalı
21 Avrupalı,
14 Amerikalı ve
8 Afrikalı.

Bunların 52'si kadın, 48'i erkek olacaktı.
30 beyaz, 70 beyaz olmayan,
30 Hristiyan, 70 Hristiyan olmayan,
6 kişi bütün servetinin %59'una sahip olacaktı ve bunların hepsi ABD
kökenli olacaktı.

80 kişi kötü evlerde yaşayacaktı,
70 kişi okuma-yazma bilmeyecekti,

1'i ölmek üzere,
1'i de doğmak üzere olacaktı.
1 kişi bilgisayar sahibi,
1 kişi de üniversite mezunu olacaktı.

Şimdi bunları göz önünde bulundurun:
Eğer bu sabah hastalıklı değil ve sağlıklı uyanmış iseniz,1 hafta
Sonrasını göremeyecek olan 1 milyon insandan daha şanslısınız.
Bir harp tehlikesi ile,işkence görmek ihtimali ile,aç kalma
korkusu ile karşı karşıya değilseniz, 500 milyon insandan daha iyisiniz.
Tutuklanmaktan, işkence görmekten yahut öldürülmekten korkmadan
İbadethaneye gidebiliyorsanız 3 milyar kişiden daha iyi bir şansa sahipsiniz.
Buzdolabınızda yiyeceğiniz,üzerinizde elbiseniz ve başınızı sokup
uyuyabileceğiniz bir eviniz varsa, dünyadaki insanların %75'inden daha zenginsiniz.
Bankada ve cüzdanınızda para varsa,dünyanın en imtiyazlı %8'i arasındasınız.
Anneniz, babanız sağ ise siz bu dünyada nadir kişilerden birisiniz.
Bu yazıyı okuyabildiğiniz için de çok şanslısınız..çünkü okuma yazma bilmeyen 2 milyar
kişiden biri değilsiniz.

Bu mesajı dostlarınıza gönderin.
Gördermezseniz bir şey olmaz.
Gönderirseniz,belki bunu okuyan birisi gülümser...
Veya..
....Veya sen gene her zaman yaptığın gibi
nereye olduğunu bilmeden ,kan ter içinde koşmaya ve hayattan şikayet
etmeye
devam et...

böyle diyordu işte bu mail, belki bunu okuyan birisi gülümser diyordu, ben de bu yazıyı okuduktan sonra yüreğimden gelen "cızz" sesiyle birlikte kaşlarımı havaya kaldırmış bakıyordum...

Sami Yusuf-Hasbi Rabbi

Oh Allah the Almighty !..
Protect me and guide me
To your love and mercy
Ya Allah don’t deprive me
From beholding your beauty
O my Lord accept this please

Hasbi rabbi jallallah
Ma fi qalbi ghayrullah
(My Lord is enough for me, Glory be to Allah. There is nothing in my heart except Allah)

Aşağıdaki linkte klibin çekiliş videosunu izleyebilirsiniz, benim çok hoşuma gitti..perde arkalarını severim:)
http://www.youtube.com/watch?v=Fi6l0B7PU9w

(Fondaki müziği kapatmak için explorer sayfasındaki "stop" tuşuna basabilirsiniz)

Bulut, rüzgar, ay ve güneş...
Hepsi şunun için çalışıyorlar:
Sen eline bir ekmek geçiresin
ve onu
gaflet ile yemeyesin diye...
Sadi-i Şirazi

Kıssadan Hisse



Günlerden bir gün, bir adam, Hasan-i Basri hazretlerine gelir.
'Biliyor musunuz der, filanca sizin hakkinizda olmayacak seyler soyluyor?
- Nerden biliyorsun?
- Kulaklarımla duydum.
- Nerede?
- Fitnecinin evinde
- Orada ne arıyordun?
- Ziyafete gitmiştim.
- Peki neler ikram etti?
- Çorba, börek, pilav, tatlı, dolmalar, köfteler, meyveler, şerbetler... Bir sürü şeyler işte.

- Bütün bunları içinde tutuyorsun da o üç beş kelimeyi niye tutamıyorsun?


sahiden, bazen dilimizde bakla ıslanmıyor dostlar..
oruç mevsimi olan Ramazanda inşallah, dillerimiz bu hususta terbiye olur..




04 Ekim 2006

Yaprak


fog in the park
Originally uploaded by dEEsign photography.


dökülen her yaprak, bir nişandır kalbime..
her yaprakta neş'e ve hüznü beraberce yaşarım.. binlerce insanın anlatamadığını bir yaprak fısıldar bazen usulca..
koca bir çınar ağacından bir leylağa kadar her dal,
üzerindeki yaprakları o belirli sürece taşımak yükümlülüğünde..
tıpkı üzerimizdeki sorumluluklar gibi..
bir an gelip her şeyden sıyrılıp dallarımızla başbaşa kaldığımızda düşen her yaprağın ne getirip ne götürdüğü muhasebesini yapacağız.. öyleyse her bir yaprağa özen göstermek gerek,
büyüyüp ağırlaşan yaprakların omzumuza verdiği ağırlıktan yılmamak gerek..
belki sahiplenmek gerek onları,
bir çınar gibi sahiplenmek..


Rabia Nazik Kaya...

fotograf: dEEsign photography flickr



Üsküp Sevda Şarkısı…
Üsküp’ün içinde, kumaş biçerler…
Sevdadan gayrısı dar gelir bana
Ellerin zoruyla, yardan geçerler,
Ben yarim bırakmam zor gelir bana..

Aşkın acısına ferman diyorlar
Ellerin fermanı, vız gelir bana
Olmaz iklimlerden yollar aşırdın
Gönlünün fermanı yaz getir bana

Kırk düğüm atmışlar sevda üstüne
Yoluna çıkarsa çöz getir bana
Zemheri ayında güller açırdın
Gönlümün kışında yaz getir bana..

Aşkın acısına ferman diyorlar
Ellerin fermanı, vız gelir bana
Olmaz iklimlerden yollar aşırdın
Gönlünün fermanı yaz getir bana…

İNCESAZ

03 Ekim 2006

AUTumn OF my sOuL


AUTumn OF my sOuL #2 ..
Originally uploaded by mOseQar.

Böyle bir yerde, şöyle bir kafanızı dinlemek ister miydiniz..
Hele bir de, kulağınızda hoş bir müzikle..

Eylül ayını geride bıraktık..Müzikler içinde, içimde en çok iz bırakan
İNCESAZ'ın "Eylül Şarkıları" albümü oldu geçtiğimiz eylülde..

Tavsiye ediyorum bu albümü..Sonbahar yitip gitmeden efendim..

Hayırlı Ramazanlar..


Dua ile...:)

Fotoğraf: mOseQar (flickr)

30 Eylül 2006

Zıtlık...


Zıtlık...
Originally uploaded by ali sarı.

Bugün, bir bebek doğmuştu, bir değil, binlercesi doğmuştu..
Bugün, bir gün daha yaşlanmıştık hepimiz..
Dünya, gelenlerin ve gidenlerin mekanı ya, açılanlar ve solanlar böyle birarada işte..
Solan yapraklarda, hazanda, nevbahara hasret burkulmuş, buruş buruş olmuş..
Bu resimde, bir şehir meydanında, kalabalık bir genç topluluğun içinde yürüyen bir yaşlı adam görüyorum..
Oraya ait değil gibi duruyor, oranın bir zamanlarki ahalisinden olan bu adam..
Dünya gittikçe yabancılaşıyor ona..
Dünya gençleşiyor, kendisi yaşlanıyor..

Bir köşeye çekilip maziyi seyretmek, ve müstakbel endişesi altında daha da buruşmaktan öte bir yol çizemiyor kendine..


Her yeni, eskimeden evvel, kendini ebedi genç kalacak zannediyor..

Oysa, her yeni eskiyor !...



İşte böyle zıtlıklar içerisinde sürüp gidiyor hayat...


Fotoğraf: ali sarı
Kaynak: flickr

Teşekkürler...

27 Eylül 2006

The beginning of the autumn

Fotoğraf: ameerveld
Kaynak: flicker



Sonbahar da geldi çattı..hava da soğuyor artık.
Kış hemen arkasında bekliyor..

Ramazan'ı bu kez tam sonbaharda yaşıyoruz.
Allah kabul etsin efendim, ibadetlerimizi, oruçlarımızı, namazlarımızı, dualarımızı, zekatlarımız...

Selametle...

25 Eylül 2006


Tüm Hazinelerimizle, oruç tutmak


KAİNATA AÇILAN PENCERELERİMİZ, gözlerimiz..
Bin bir sesin içinden, en güzel seslerle mesrur olan, ve gürültülerden rahatsız olan kulaklarımız..
Bizi bir yerden bir yere taşıyan, bir şeye uzandıran, bir şeyi tutmamıza yarayan uzuvlarımız..
Türlü türlü hissiyat ile dolan-boşalan kalbimiz..
Bilgileri, algıları depolayan, bizi biz yapan, düşünmemizi sağlayan aklımız..
Çeşit çeşit lezzetlerden tadan dilimiz…
Aç kaldığında hemen doyurmak istediğimiz midemiz..
Hepsiyle, var olan, tüm hazinelerimizle, tüm hasselerimizle, inşa etmeye çalıştığımız kulluk binasıyla, “rıza”ya ulaşmak, “doğru yol” üzere bulunmak, “Salih”lerden olup, Salih ameller işlemek diliyoruz.
Göz, neyi görürse, akıl onun derdine düşüp onunla meşgul oluyor..
Öyleyse, ey göz, güzel bak !..
Sen güzel baktıkça, güzeli gördükçe, kainatın sayfaları açılacak bir bir önüne..
Sen bakmaman gerekenlere baktığında, yorulacak akıl ve kalp.
Gayenin önünü toz kaplayacak..
Kulak, işittiği sözleri tekrarlıyor..İ
şitilenlerden akla bir yol gidiyor sanki ve gereksiz her söz, o yolda ilerleyip, beyin kıvrımlarında yerini alıyor..
Öyleyse, ey kulağım, kötü şeyler işiteceğini bildiğin yerden kaç..
Gıybet ve dedikoduya kapan..
Eller ve ayaklar, her gün türlü işte çalışıyor..
Gidilmesi yere götürmeyip uzanıveriyor bazen ayaklar bir yerlere..Rehavetle arkadaş..
Bazen, eller, vermesi gereken yere uzanmıyor..Geri çekiliyor..
Öyleyse, ey el, “veren” ol..Ve ey ayak, en güzel yerlere taşı bu bedeni..
Kalp, neyle doluysa, ameller de o yönde oluyor..
Kalbin ne kadar kısmını boş sevgiler kaplıyor?..
Sevgilerin esas sahibine yönelmeyince, bir yük oluyor kalp..
Ey kalp, seni Yaratan’dan çok sevebileceğin kimse var mı?...
Akıl…Güzelliklerin de, kötülüklerin de gerçekleşmesinin önceki durağı..
İradeyle yönlendirilen, niyetlerle anlamlanan ameller…
İşte ey aklım, düşünmektir mesleğin..Tefekkürdür emelin..
Hayrı ve iyiyi hayal etmekte, hayra karar vermekte, iradene hakim olmakta, yani senin işleyişinde belirleniyor her şey..Çizgiler böylece çiziliyor..
Dil, türlü tatlarla mütelezziz..Türlü kelamlarla müteellim..
Bazen, dökülen kelamın her biri ayrı bir tohum, ayrı çınarlar yetiştirecek..
Bazen, ağır bir yük olarak inecek insanların kalbine kırıcı sözler..
İşte, ey dil!... Sarf ettiğin sözleri koru…
Hayra dön, şerde tutul..İyi tad..Fabrikanın yasakçısı hükmünü koru..
Ey nefsim, İşte, şükürler olsun, Bir Ramazan’a daha ulaştırdı Rabbin seni..
Orucu, tüm uzuvlarına tuttur..
Aç iken sende gelişen ve güçlenen “melekut”un arkasından koş dur..
Seni Rabbinden uzaklaştıran her şeyden uzaklaşmakla güçlendir ibadetlerini..
Aczini hatırla yeniden, Aczinle yönel Rabbine her vakit..

24.09.2006
© 2006 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya

Fotoğraf:ruki

24 Eylül 2006

Bugün, Sevgili dostum Ruveyda ile bir türlü bitmesini istemediğim sohbetimizde, Ruveyda'nın tavsiye ettiği Metin Karabaşoğlu'nun "Ukdeler" başlıklı yazısını okudum ve çok memnun kaldım.
Sizlerle de paylaşmak istedim.


UKDELER

OTUZYEDİ YILLIK HAYAT serüvenim boyunca edindiğim tecrübelerin ışığında çıkardığım hayat derslerinden biri, 'Kabiliyetten korkma; zaaftan kork!" şeklindedir. Hayat yolculuğumdaki rehberliği için kendisine teşekkür ve dua borçlu olduğum sevgili üstadımın "Acz muhalefetin menbaıdır" ve "Haklı adam insaflı olur" şeklindeki tesbitleriyle de paralellik arzeden bir hayat dersidir bu. Kabiliyetli olduğumuz noktada rahat davranır, kuşatıcı olur, bağışlar, kompleks üretmeyiz. Her birimiz dikkat edelim; kuşatıcı değil muhalif, rahat değil sıkıntılı, bağışlayıcı değil katı, özgür değil kompleksli olduğumuz alanlar zaaf hissettiğimiz alanlardır.
Zaaf, kompleks üretir. Özümsenmiş bir zenginliğe sahip olan, varlığını başkalarına teşhirle kendini beğendirmeye veya başkalarını ezmeye kalkışmaz; bu iş, uzunca bir dönem yokluk çekip 'sonradan görme' olanların kârıdır. İlminden emin olan bir alim, ona-buna çamur atarak kendi ilmini isbata yeltenmez; bakın televizyon ekranlarında ona-buna sataşarak ulemalık taslayanlara, açıkça görüldüğü üzere bunlar sığ, derinliksiz ve kişiliksiz insanlardır. Elinden geldiğince Rabbinin emrini yerine getirmeye çalışan bir insanı ise, kendisinin dindarlığını isbat çabasında göremeyiz; dindarlığını isbata çalışan ve bu arada samimi dindarları riyakârlık ve sahtecilikle ithama kalkışanlar, gerçekte dindarâne bir hayat yaşamıyor olan ama dindarlık iddiasında bulunan insanlardır. Hem, makamını hak etmiş bir yöneticide zorbalık ve sertlik değil, kuşatıcılık ve şefkat bulursunuz; zorbalık, sertlik, tehdit makamını hak etmemiş yöneticilerin kârıdır. Aile hayatında da, en makul koca, bir eş olarak kendi donanımından en ziyade emin olan kocadır; gereksiz efelenmeler, anlamsız dediğim dedik havaları, sırf hanımı teklif ettiği diye makul birşeyi redde yeltenmeler, kendinden emin olmayan kocalardan hasıl olan tavırlardır.
Hayatın her diliminden çıkaracağımız böylesi bir dizi ders, bizi tek bir adrese götürür: zaaf. Rabbinin kendisini içinde yarattığı şartlara razı olamayan, bu şartlar dahilinde kendi yapabileceğini en iyi şekilde yapmaya çalışmayan, bilakis falanca veya filancanın içinde bulunduğu şart kendisinde olsaydı neler neler yapacağına dair iddialarla yaşamaya alışan insanlar, taşıdıkları zaaftan bir 'kompleks' üretirler. Meselâ, gerçekte hak etmediği bir imkâna kavuşursa 'üstünlük kompleksi' üretirler; hak etmediği imkâna zaten kavuşmamış da olduğu durumlarda ise aşağılık kompleksi.
Rabbimizin bizi içinde yarattığı şartları doğru değerlendirmek yerine yanlış anlamak, ve bu şartlardan dua ve cehd üretmek yerine şikâyet ve itiraz üretmek suretiyle zuhur eden zaafların ürettiği bu kabil komplekslerin dilimizdeki en uygun karşılığını ise 'ukde' suretinde görürüz. "İçimde ukde kaldı" gibi, "Aman çocuğun içinde ukde kalmasın" gibi sözlerin gündelik konuşmalara yerleşmesinden anlaşıldığı üzere, Arapça'nın dilimize hediyesi olan bu güzel kelime, taşıdığı bir diğer anlamla birlikte düşünülünce, daha bir değerli hale gelmektedir. 'Düğüm' demektir ukde; ve dikkat edersek, zaafla gelen komplekslerin gerçek hali bir 'düğümlenme' halidir, karmakarışık, ne zaman nasıl arıza vereceği belli olmayan ve kolaylıkla çözülmeyen bir haldir. "Neffâsâti fi'l-ukad"ı, Felak sûresindeki "Düğümlere üfleyenin şerrinden Allah'a sığınmayı bize öğreten ilâhî irşadı hatırda tuttuğumuzda ise, her ukdede, her komplekste şeytanın iç dünyamızı ve bir bütün olarak hayatlarımızı yönlendirmeye kalkışmasını mümkün kılan noktalar bulunduğunu ayan beyan kavrarız.
Bu bakımdan, zaaftan korkmuşumdur ve hep korkarım. Kendimi, kabiliyetli olduğum alanlardan ziyade, zaaf hissettiğim alanlarda kontrol etmeye çalışırım. Kabiliyet hissettiğim alanlardaki insaflı, hakperest, makul ve bağışlayıcı halime karşılık, zaaf hissettiğim alanlar 'düğüm'lü alanlardır, ne zaman ne yapacağımı kestirmenin zor olduğu alanlardır, makul değil hissî, insaflı değil inatçı olmaya daha yatkın olduğum alanlardır.
Yine, edindiğim hayat tecrübesine binaen zaaftan korktuğum için, muhatap olduğum kişilerin zaaflarıyla oynamamaya hikmet gereği çalıştığım gibi, zaaflarını azdırmamaya şefkaten gayret ederim. Okumamış birinin yanında fakülte muhabbeti yapmaktan sakınır, çocukları ol(a)mayan bir ailenin yanında çocuklarla yaptığım oyunları ballandır ballandıra anlatmaktan çekinir, ailevî problemler yaşadığına kâil olduğum kişilerin bulunduğu bir ortamda ev hayatının huzurlu sahnelerini tariften kaçınırım. Bilirim ki, dikkatsizce sarfedilmiş bir söz karşımdaki kendinde zaaf hisseden kişinin dünyasında amansız fırtınaların ve hatta yıkımların sebebi olabilir. Bilirim ki, başka insanlar da benimle aynı durumdadır; onların da asıl imtihanı, kabiliyetlerinden ziyade zaaflarıyladır.
Zaafların ukde üreten ve manevî hayatları düğümleyen bu özelliğine binaen, aile hayatında ve çocuk terbiyesinde de, 'zaaf üretmeyecek' veya 'zaaf üretimini asgarî düzeye indirecek' bir tarzın izinin sürülmesi gerektiğine inanıyor; şahsen, bu şekilde davranmaya gayret ediyorum.
Bununla birlikte, şu ahir zaman ortamında yaşayan ehl-i dinin, iyiniyetli ama ifratkâr bir hassasiyetle, aile hayatında ve çocuk terbiyesinde 'zaaf üretimini arttırıcı' yollarda yürüyebildiklerini de maalesef görüyorum. Bu bakımdan, çocuğun ve eşin her istediğini alan, her dediğini yapan bir yaklaşım ne kadar israfa açık ve yanlış ise; ufacık çocukların çocukça arzularına dahi 'nefislerini terbiye' ve 'ileride kötü olmalarını önleme' adına ket vuran, esneklikten uzak bir terbiye anlayışının ürettiği zaafları görüp ürperiyorum.
Ehl-i dinin, eşlerine ve çocuklarına muhatabiyet biçimini gözden geçirmeye; sergilediği yaklaşımın ukdeler üreten ve iç dünyaları düğümleyen zaafları besleyip beslemediğini sorgulamaya ihtiyacı var bana kalırsa.
Bilinmeli ki, insanın içinde ukde olarak kalan şeyin bedeli ağır oluyor. Onun için, ortaya konulan arzu ve istek haram sınıfına girmiyorsa, mümkün mertebe karşılanmalı diye düşünüyorum. İçte ukde olarak kalacağına, varsın dışta kalsın...

Metin Karabaşoğlu
Karakalem.net

23 Eylül 2006

Hoşgeldin Ramazan

Bir Ramazan'a daha bizleri ulaştıran Rabbimize şükürler olsun..
Hanelerimize, şehrimize, yurdumuza, dünyamıza,
Barış, huzur, emniyet, bereket ve rahmet dolu bir Ramazan duası ile..
Selametle efendim
Bir Ramazan klibi var aşağıdaki ekte..

22 Eylül 2006

Gonca


manipuletomurcuk
Originally uploaded by aşk-ı beka.
Bir goncadır önce gül,
Toprağın karanlığından çıkan yeşil ince dalların en ucunda, yağmur damlasına benzeyen kapalı bir kutudur ilkin..
Sonra usul usul açılır yapraklar..Gül rengini sergiler..
Önce mahcuptur, yapraklarını üstüste kapatmıştır, ama sonra yüzünü gösterir yağmurlarla birlikte..

Ben buradayım der, ve Rabbinin sanatını sergiler...


Çiçeklere bakışlar atarken, gözlerimi çiçeğe fokuslayarak, tıpkı fotoğraf makinesinde olduğu gibi, geridekileri flulaştırıyorum..
Öyle olunca daha başka görünüyor gözlerime çiçekler..

Bu fokus, Amasra'nın ilk güllerinden birineydi..Hemen bir yağmur sonrası..

19 Eylül 2006

Kadırga


Kadırga
Originally uploaded by guzellikuykusu.
Kenara çekilmişliklerimiz ve yalnızlıklarımız hakkında,
iç hesaplaşmalarımız hakkında çok şey var yazacak , çok şey var anlatacak. Ama "guzellik uykusu"nun bu resmi, benim sıralayacağım kelimelerden çok daha fazla şey anlatacaktır..

Yalnızlıklarımıza sahip çıkalım, yalnızlığımızı ağlatmayalım efendim.
Yalnızlık, ürkek bir çocuk gibidir..Zamanla büyür, yetişkin olur..
Bu ürkek çocuğa sahip çıkalım..
Bizle birlikte büyürken o, aslında kendi gibi yalnızların dünyasında yaşadığını hatırlatıverelim..

Fotoğraf: guzellik uykusu (http://www.flickr.com/photos/guzellikuykusu)