26 Nisan 2008

Yağmur-Taner Yüncüoğlu

Küçük bir çocuktum bu eseri dinlediğimde..Küçücük kalbim titredi..Yağmur oldu gözyaşları..Bu sevgiye bu aşka hayran oldu..Canım peygamberime hayran oldu..Artık her mecliste canımız peygamberimizi anmak istediğimizde dökülen ezgi bu ezgiydi..Ama biz bu kadar sevemedik, bu kadar özleyemedik besbelli ki O'nun gibi olamadık. O'nun kadar sevemedik herkesi..
Kutlu doğum haftasında ruh iklimimize bereket olsun, yağmurlar dolsun inşallah..
Selam ve sevgilerle...

Blogları ziyaret ederken sonunuanlatma.com isimli bir sinema blogunun açıldığını gördüm. Kendim adına ve ziyaretçilerimiz adına istifadeli olacağını düşünerek tavsiye listesine aldım efendim. 4 blog yazarı tarafından açılan sitenin " sonunu anlatanlara aşina olmayan neslin blogu" olma özelliği de varmış, iyi seyirler :)

Etiketler:

25 Nisan 2008

Yorulduk biz...


Chayden
Originally uploaded by dan_garner_s
Biz artık internlüğün bu 10. ayında çok yorulduk..çok gerildik..çok üzüldük..kimi zaman böyle yorgunluktan başımız bir yerde..kimi zaman gözyaşları..kimi zaman stres..öfke..
Anneannem diyor: kızım keşke başka bir okul okusaymışsın ne zor okulmuş böyle, harap oldun...
Ki anneannem neler yaşayıp, nasıl yorulup, maddi manevi ne sıkıntılar çektiğimizi bilmiyor bile..
Ev arkadaşım ayda 10 nöbet tutarken cerrahide, tüm gün çalıştırılıyor, bir de üstüne ceza nöbeti tutturuluyor..Gözyaşlarına biz şahitiz... Ama insanlar acımasız, insanlar duyarsız..
Ne hasta olmak kar ediyor, ne yorgun olmak..
kim eline ne kadar bir güç geçirdiyse onu sonuna kadar zorluyor..
Rabbim diyorum, iyi ki insanların eli çok uzun şeylere yetişmiyor..
Yoksa hırs ve öfke daha neler yaptırabilir insana..
Mesela, kabil olsa insanlar öfkeden birbirini yok edebilir..Elinde olsa, onun soluduğu havayı da kendi soluyup onu havasız bırakabilir..
Bir öfkelendiğinde onun canını alabilir..
Oysa Rabbim, kendisine asi kullarından bile son nefese kadar merhametini esirgemeyip es-Sabur ismi ile sabır gösteriyor...
Emrettiği hiçbir şeyi yapmayan, yahut kendisini yok sayan kullarından dahi ne havayı ne suyu, ne rızkı esirgiyor..
Oysa insanoğlu hata affetmiyor..Ufacık bir yetkiyle insanlara hükmetmeye çalışabiliyor, başkalarının gururunu incitebiliyor, rencide edebiliyor..
Tıpkı ayetteki gibi..
Şüphesiz ki insan çok cahil, çok zalimdir...
Bu cahil ve zalim yönlerimizden ve
cahil ve zalim yönlerini sereserpe ortaya döken insanların şerrinden Rabbime sığınıyorum...

Yorgun kalplerimizden duanızı esirgemeyiniz efendim..

13 Nisan 2008

Yeni bir sabaha uyanmak


Spectacular Morning
Originally uploaded by gfxmaster
Karanlık, sessiz bir gece daha bitti. Yeni bir günün başlangıcında sabahı ilk karşılayan kuş sesleriydi..Bir sabaha uyanmak ne güzeldi..Yepyeni bir sabaha, herkesten evvel, kuşlarla beraber..
Sabahı başka başka renklere boyadı kainatın farklı yerlerinde Yaratıcımız. Farklı seslerle süsledi..
Kainatın bir bölümü uykudayken, bir bölümünü sessizce uyandırdı, sessizce hayat verildi yeniden her şeye..
Nur yağdı sabahın bu ilk vakitlerinde gökten yere..Melekler kuş sesleriyle birlikte sabaha uyananların saçlarını okşayıp bir rüzgarla, tebessüm edip geçtiler..
Günün hareketli ve gürültülü saatlerinin evvelinde böylesi pür-i pak bir zaman diliminden belki haberi yoktu kimilerinin..
Ama zamanın ve sabahın Rabbi her gün, dünyanın her yerinde yeni bir sabah yarattı..Hayata yeni bir soluk katıldı, taptaze bir nefes..
Yeni sabahlara uyanabilmek,
O taptaze havayı soluyabilmek,
Sesimiz ve soluğumuzla sabah semalarına kuş cıvıltıları arasında katılabilmek dileğiyle..

08 Nisan 2008

Bu kez ziyaretçilerimizden :)


1921 Warren & Knight letter
Originally uploaded by Dystopos
Uzun süredir internete girme fırsatı bulamadığımdan bir yazı ekleyememiştim. Bir ziyaretçimizin aşağıdaki mailini okuyunca çok mutlu oldum. Kendisine teşekkür ediyor ve müsadesiyle yayınlıyorum:
.....
dogrusu bugun de yeni bir yazinizla karsilasmak umuduyla sayfaniza ugramistim. ne yalan soyliyeyim, bulamayinca kendi adima biraz burukluk yasadim.
elbetteki benim sizden boyle bir sey talep etme hakkim yok. ve biliyorum ki yazmak siparis uzerine olabilecek bir is degil. bu maili yazmamin sebebi boyle bir sipariste bulunmak degil zaten. fakat bu sefer bir degisiklik yapayim dedim. hep okudugumuz yazilarin bize hissettirdiklerini yorum olarak yazayoruz, bu sefer de okumadigim ve haddi zatinda hic olmayan bir yaziya yorum yazmis olayim dedim.

derler ki, muzikte iki ses arasindaki duraklarda ses sayilir. galiba sizin ki de oyle oldu. yazilariniz arasinda verdiginiz aralar da yazi yerine gecmis olmali ki bize bu yorumu yazdirdi. herneyse... her halukarda mutesekkiriz, onu ifade etmis olalim

selamlarimla
.....

25 Mart 2008

Etrafa bakmak


Spring mosaic
Originally uploaded by SezzRS
Etrafa bakmasa göremezdi küçük kız yerdeki papatyayı..
Etrafa bakmasa, nerden bilirdi çiçeklerin her dalda açılıp açılıp baharı getirdiklerini..
Yeryüzünün aylar sonra dirilip, her yandan canlılıkla ışıldadığını nerden bilirdi..
Ben de etrafa bakamıyordum yine bir süredir..Bir baktım, ağaçlar bembeyaz olmuş..Bir baktım yeryüzünde nice doğumlar olmuş..
Kuru ağaç dallarında ve doğumevlerinde, her yerde yeni doğmuş canlar var. Taptaze bir yaşam. Taptaze bir bahar. Annelerinin karnındaki karanlık dünyadan yepyeni bir dünyaya uyanan bebekler.. Masum, tertemiz, miskokulu bebekler..
Şu eskimiş dünyada ne çok yeni canlar var ne çok yenilik.. Hepsi birer mucize...
Ancak, eskileri içinde saklayıp yenilere gözlerini kapayanlar, nasıl fark edebilirdi güzellikleri...
Ancak bahar allerjileri aktive olup gözleri burunları kaşınıp, hapşırıkların ardı arkası kesilmeyince fark edebilirlerdi. Benim gibi :)

Etrafa baktım ve mutlu oldum,
çünkü etraf bahar,
etraf güzellik,
etraf neşe dolu...

:)

10 Mart 2008

İlk Bahar


Spring Parrots
Originally uploaded by NatashaP
"son"bahar ve "ilk"bahar arasında sıkışıp kalan beyaz ve puslu bir kış vardı.. kış geldi ve gitti usulca.. kış, yorgun ve telaşlı geçti..
ve nasıl olduğunu anlamadan birden bittiğini, gittiğini, giderken arkasında camlardan damla damla düşen erimiş kar sularını bıraktığını gördüm..
gözlerimi kapattığımda sonbaharın sonuydu, ve şimdi ilkbaharda yeniden neşeyle ışıldadı gözlerim..
dört duvar mahpusluğundan sıyrılan ruhum haftasonu Bursa'da, çok özel bir dostun yüreğinde misafir edildi ve tüm karamsarlığından, yorgunluğundan arındırıldı, yumuşatıldı, ferahladı. Rabbime çok şükür ve dostuma teşekkür ve dua ile bahar ferahlığında döndüm yeniden şehrime, hastaneme..
evime döndüğümde bahçedeki o kupkuru dallardan miniminnacık yeşil yaprakların boy vermeye başladığını hayret ve mutlulukla izledim..az kaldı..çok az zaman sonra yemyeşil olacak her yer..üstelik yeni doğmuş yapraklar ve taptaze çiçeklerle donanacak kupkuru dallar...
bahar ne güzel..yeniden doğmak gibi..
karın altına gömülüp, soğuktan donacağını sandığımız ümitlerimizin gün ışığı ve baharın kuş melodileriyle ısınması ne güzel..
"yitirme"nin çok ama çok kolay olduğu bu zamanlarda, ümidi yitirmemek adına direnmek zor, evet.. ama kuru dallar sevinçle ümidi müjdeliyor..ve ben de bahar rüzgarlarıyla, içimdeki kara bulutları oraya buraya dağıtmaya karar veriyorum..
baharınızı tebrik ediyor, kara bulutlarınızı temiz rüzgarlarla dağıtmasını diliyorum efendim..
gününüz aydınlık, gönlünüz şen, gözleriniz bahar gibi ışıl ışıl olsun..;)

01 Mart 2008

Hamza Robertson/YOUR BEAUTY

Yeni Müslüman olmuş genç bir müzisyenin Peygamberimiz için yazdığı ve söylediği bu güzel şarkıyı sizlerle paylaşmadan edemedim, beni çok heyecanlandırdı, çok mutlu etti..Hamza Robertson hakkında bilgi edinmek için:http://www.hamzarobertson.com/
ve bu şarkıyı sözlerin türkçe açıklamalarıyla dinlemek için:
http://www.youtube.com/watch?v=lRnnDvhLzl8

Etiketler: , ,

25 Şubat 2008

Sevgi...

Bir hasta getiriliyor, yetmiş beş yaşında.. Yıllar yılı hayatı birlikte paylaştığı hanımı ile karşıdan karşıya geçerken bir arabanın altında kalan bir amca.. Her yeri yara-bere içinde, bacağı ise boydan boya alçıda..Boynunda koruyucu bir halka..Ağrıları var..Ağrı kesici istiyor, yapıyoruz...Ama amcanın ağrısı başka..
"Hanımım, nerde yavrum, bir öğreniver" diyor...Hanımı nerde, öğrenmeye gidiyorum..Vefat ettiğini öğreniyorum..
Ama amcaya söyleyemiyorum, söyleyemiyoruz..
Amca gece boyunca "Yavrum, aklım hanımımda kaldı, bir ihtiyar kadıncağızdı, öldü diye korkuyorum, öldü de bana söylemiyorlar"..diyor. Her gördüğü personele, eşinden havadis getirmesini tembihliyor..
Bir beraberliğin böylece sona erdiğine şahit oluyoruz..
Teyzeyi hastanemizin morgunda amcayı bir odada misafir ediyoruz..Elimizden gelen bir şey yok.
Amca iyileşip evine gittiğinde, yıllarca yanında olan eşinin artık olmadığını görünce neler yaşayacak kim bilir..Hepimiz göz yaşlarımızı birbirimizden saklıyoruz...
Aynı odada bir genç bayan, küçücük iki çocuğun annesiyken üstelik, canına kıyması nedeniyle yatıyor..Ah "sevgi" diyorum..Sevgi insana neler yaptırıyor...Sevgisizlikten boşanmanın eşiğine gelmiş, ama bir türlü istediğine ulaşamamış genç bayan çareyi ölmekte ararken, yılları beraberce geçirmiş iki ihtiyardan hayatta kalanı hala eşini sayıklıyor hep onu düşünüyor..
Dünya çok kısa..İmtihan ağır...Ölümse çok ama çok yakın..
Bu sevgisizlikler neden?...Neden sevemiyoruz birbirimizi..Neden sevgiyle bakıp, ellerini sevgiyle tutmasın eşler birbirinin...
Sevgi çok güzel..Sevmeyi Sevdiren'in bir ismi de el-Vedud; Çok seven, çok sevilen, sevilmeye layık olan..
Sevgisiz kalpler nasıl pompalıyor litrelerce kanı?..Nefretle mi?..Nefret pompalayan bir kalp olmak istemiyorum..Nefret ruhunu çürütür insanın, kalbini katılaştırır...
Ne olur annemize, babamıza, kardeşimize, çalıştığımız iş arkadaşımıza, amirimize, kimsesiz çocuklara ve herkese içten bir sevgi duyalım bugün..Yüreğimizi sevgiyle dolduralım..
Sevgimiz dokunsun diğer gönüllere de...
Kalbimiz nefret pompalamasın, gözlerimiz öfkeyle ışıldamasın..
Yolun sonuna, sevdiklerimizle, sevgi dolu ulaşabilmek dileği ve duası ile...

Esen kalın efendim

22 Şubat 2008

Başarı


Playground Fun
Originally uploaded by j.southby
BAŞARMAK... Bütün yazılar, bütün düşünüşler gelip o soruda düğümleniyor:
Neyin peşindeyiz, neyi başarmaya çalışıyoruz? Şu günlerde gereksindiğimiz şey bir
‘netlik ayarı’ndan başka bir şey değil. Hangi başarılar peşinde koşuyoruz...

Ralph Waldo Emerson’un “başarı nedir?” sorusuna verdiği bir cevap vardı:
- Sık ve çok gülümseyebiliyorsan,
- Akıllı insanların saygısını, çocukların sevgisini kazanabiliyorsan,
- Dürüst eleştirmenlerin takdirini alabiliyorsan,
- Sahte dostlarının ihanetine katlanabiliyorsan,
- Güzelin değerini biliyorsan,
- Diğer kişilerde en iyiyi bulabiliyorsan,
- Daha iyi bir dünya için geride ister sağlıklı bir çocuk, ister iyileştirilen bir sosyal
durum, ister ufak bir parça yeşil bahçe bırakabiliyorsan,
- Tek bir kişi bile olsa, biri senin varlığından ötürü daha rahat nefes alabiliyorsa…
İşte bu başarmış olmaktır... " diyor Emerson...

*Paylaşan: Haftalık Aydınlık Yazılarıyla bhary'ye teşekkürlerimle

09 Şubat 2008

Canım Peygamberim..

Sıkıntılı, yorucu ve yoğun günlerde
Canım Peygamberim (s.a.v-salat ve selam onun üzerine olsun) asırlar öncesinde söylediği sözlerle, yaşayışıyla tüm güzel ahlakıyla bugünümü aydınlatıyor, yüreğimi ferahlatıyor...
Okudukça okudukça hayran kalıyor insan..
Nasıl hayran olunmasın ki, Rabbimizin En çok sevdiği kul O..
Salat ve selamın en güzeli, O'na olsun..
Bir çok işi söylenerek yaptığımıza şahit oluyorum..Söyleniyoruz, ama bir taraftan da o işi yapıyoruz..Hiç memnun da değiliz halimizden..Hep şikayet ediyoruz. Ama bununla hiçbir şey kazanmıyor, belki çok şey kaybediyoruz...
O'na bakıyorum..
O ki, dünyanın yükünü kalbinde taşıyor..Yaratılmış tüm insanların saadeti ve ahireti için dualar ediyor, onlar için sancı çekiyor..Onca işinin, onca sancısının ve üzüntüsünün arasında yine de gülüyor, hep tebessüm ediyordu..
Okuduğum kitapta diyordu ki: " Evine geldiğinde, hemen yardım edecek bir şey olup olmadığını soruyordu.
"Kavmin efendisi, hizmet edendir" demişti.
Evinde de ayakkabı tamir eder, elbisesini temizler, sökük diker, yama yapar, yemek hazırlar, çocuk bakımına katılırdı. -bunlar o devirde ve hatta bu devirde pek çok erkeğin pek yapmadığı şeylerdi üstelik-
Yani evine sadece güler yüzünü getirmezdi. Onun bütün varlığı tebessüm ederdi. Gittiği yere sevgi, huzur, ve mutluluk götürürdü. Gülüşü yansırdı bütün varlığa, taşa toprağa...Gece, gündüz olurdu. Üzüntüler unutulurdu. Kalbinden kalplere yollar açılırdı. Yollar ki Allah'a giderdi; kederler gideren, sevinçler getiren, insanı kendine getiren o yollardı.."

O yollara bizi de kabul et Rabbim...
Sana giden yolların yolcusu eyle bizi..
Gerçek yol dururken, yanlış yollarda oyalanmaktan ve doğru yolu kaçırmaktan sana sığınıyoruz...

Toprak ile aramızda kaç soluk olduğunu yalnızca Sen bilirsin Rabbim..Soluklarımızı Senin yolunda tükettir...
Senin ve canımız peygamberimizin (s.a.v) sevgisiyle iman ile Sana ve peygamberimize kavuşmayı nasip et..

Amin....



kaynak kitap:Ailede Sevgi İletişimi- Vehbi Vakkasoğlu

31 Ocak 2008

Çırpınış


within my garden ...
Originally uploaded by jude
şu küçücük kuş gibi çırpınıyor yüreklerimiz...bir dakika bile durmadan göğüs kafesimizde pıt pıt atıp, can suyunu pompalıyor duruyor..
kalp bir yanda çırpınıp dururken, ruh da beden mahpusluğunda çırpınıyor olmalı...yaşadığımız şu kaotik süreçte, hiç çırpınmaz mı ruh?..hiç çarpışmazlı benlikler?..hiç uçuşmaz mı hayaller, ümitler?...
çırpınan yüreğim "an"ı yaşamaktan geriye dönüp bakamaz oldu..çünkü geçmişe ya da geleceğe bakabilmek, durup düşünmek ister, tahayyül ister, ve en önemlisi vakit ister.
Vakit nimetini çok iyi kullanamadığımız bu dönemde, tüm bu muhasebelerden de uzak kaldım sanırım..
geriye dönüp bu bir ayı düşünmek istiyorum..
öyle çok şey gelip geçti ki gözlerimizin önünden..öyle çok hayat..öyle çok acı...öyle çok ibret...
her nöbet ayrı bir alemdi muhakkak..her insan ve her olay bambaşka kapılara açılıyordu..hangi kapıyı anlatsam..
yakın geçmişten başlayarak sıralasam...80 yaş üstü hastalar mesela..bir asıra yakın yaşamlarına neler sığdırdılar kim bilir..
en acısı, ömür nihayete erecekken, kimsenin kendilerine sahip çıkmaması olmalı..80li yaşlarda bir beyefendi, uzman nörolog ve uzman psikiyatrist, bir bakımevinden getirildi üstülelik çocukları olmasına rağmen...ne acı..
bir başka beyefendi, 1 ay önce sağlıklıyken birden geçirdiği felç ile yatağa mahkum kalınca, ve bir lokma ekmek verecek bir kişi bile yanında olmayınca, 1 ay hiç beslenmemişti hiçbir yere kıpırdayamamıştı..ve bir ayda sırtında 20x30cm'lik bir yatak yarası açılmıştı..tüm organları görünüyordu.."su" diye inlediğini seçebiliyordum yalnızca...ve ertesi gün vefat etti..Allah rahmet eylesin..
bir başka 80 yaş üstü hanımefendinin ise beni görmeden kendisiyle ilgilenen kızı, gayet kırıcı ve kaba davranırken, beni gördüğünde annesine tatlı dille güler yüzle bir şeyler söylüyordu...utandım..o insan adına o insanın annesinden utandım...
gencecik kızlar gördüm, bir sürü ilaç içip canına kıymaya teşebbüs eden..ve bir tarafta 80 yaşında yaşamaya direnenleri de..
genç olan yaşlı olanı, yaşlı olan genç olanı anlamıyordu..
hayatı bir film izler gibi izliyoruz bir aydır...acılara şahit oluyoruz ve bazen mutluluklara...
kan değerlerine bakıyoruz bütün gün..pek çoğu nizam içinde olması gereken değerler arasında seyrediyor..sağlık ne müthiş şey diyoruz..ne büyük nimet..
çok şükür diyoruz..bedenimize, ailemize, konumumuza..her şeye..
tüm bunlara dil ile şükretmek kafi olur mu hiç?....
Rabbim çırpınışlarımızı şükreylesin..Bize merhamet eylesin..
Ve tüm gafletimiz için bizi affetsin...

Dün tefe'ülde çıkan satırlardan bazıları sanırım buraya uygun düşecek..Mevlana diyor ki: "Dünya nedir? Tanrı'dan gafil olmaktır..Kumaş, para, ölçüp tartarak ticaret etmek ve kadın; dünya değildir." 1/983
ardından kitap diyor : Ölçü harika dedim kendi kendime. Zenginlik, çok para, çok altın, servet, kadın Dünya ya da zindan değilmiş meğerse. Sadece bunların insanı sahibinden gafil etmesi, habersiz bırakmasıymış. Vay canına asıl işi anladım şimdi. Ne olduğumuz neye sahip olduğumuz değil mesele. Kiminle olduğumuz. Asıl iş O'nunla olmak. Bu servetle de mümkün. Parasız da. Yapılması gereken O'nun verdiğini onun için harcamak sadece. Paraysa para. Sağlıksa sağlık. Bilgiyse bilgi. Ömürse ömür.

işte böyle dedi tefe'ül...ve etkiledi hepimizi derinden...
bi çırpınış da böyle bitti...

O'nunla kalın inşallah efendim.....

27 Ocak 2008

Beynimin sağ yarısı kaç bu tıp fakültesinden diyor :)...

Merhabalar, siteyi şifrelendirme işleminden, arkadaşlarımın önerileriyle şimdilik vazgeçtim. Bu sırada ismini bilmediğim pek çok okuyucu ile tanışmış olmaktan ve onların sayfalarını da öğrenmekten çok mutluyum, ilginiz için teşekkür ederim.
Selam ve dua ile..

Küçük mavi çiçek


Happy flower
Originally uploaded by kimtojin
Çiçekleri ve baharı özledim,
Renkleri, renkli sözleri, renkli gülüşleri özledim.
Lisedeyken, Kızılay Sakarya'daki çiçekçilerin önünden geçip rengarenk çiçeklerin mis kokuları içinde dolaşırdık. Kış günlerinde içimize ferahlık yüzümüze tebessüm gelirdi :) Bir buket çiçekle görünürdü kapıdan bir arkadaşımız..Birbirimize çiçek vermek için özel günlerin gelmesi gerekmezdi. Çiçek sevgiydi, çiçek renk ve mutluluk..Ve dört duvar içinde bunalmış ruhlarımıza bir aydınlık...
Ruhlarımız toprağı, masmavi gökyüzünü, uçsuz bucaksız arazileri arzulardı..Ama binlerce arabanın, dumanların ve yüksek binaların olduğu Kızılay gibi bir yerde geçirmek zorundaydık günlerimizi..
Şimdi yine dört duvarlardan bunalmış bir halde, rengarenk bir çiçek hayal edip bir nebze ferahlıyorum...
Rabbimin çiçeklerle bezeli tarlalarda, ormanlarda yürüyüp koşabileceğimiz günleri nasip etmesini diliyorum...
Ve benim gibi dört duvar arasında bunalmış olanlara bu minik mavi çiçeği uzatıyorum :)
Selam ve muhabbetle...

20 Ocak 2008


I Couldn't Love you More
Originally uploaded by Kim McCabe
23 yaşında bir annenin kalbi durmuştu dün,
3 aylık bebeği beşiğinde onu bekliyordu...
Nefesi de kesilmişti annenin..
Çok şükür Rabbim öksüz bırakmadı anneyi,
Çok şükür kalp mesajı durmuş kalbi Allah'ın izniyle yeniden çalıştırdı..
Çok şükür makineler soluması durmuş akciğerleri harekete geçirdi yeniden..
Çok şükür geç kalınmadı bu kez..
Ve sağ salim kurtuldu anne...

Çok şükür...

04 Ocak 2008

Acı...


cure for pain - 2
Originally uploaded by -sel
Acı...
Yürekleri kaplayıp bedenleri titreten..Gözleri nemlendiren, umutları söndüren acı.
Hastaneleri acılar bürümüş...
Kolları iğnelerle delik deşik olmuş bedenler acı çekiyor..Kiminin gözünden yaş geliyor acıdan..Kimi yalnızca bir "ah" diyor..Kimi yutuyor acıyı, sindiriyor...
Beden öyle bir libas ki, hastalandığında ruha dar geliyor..Ve hastalanmadan bilinmiyor ki, ne kadar sağlıklı yaratılmış, her şey ne denli muntazam...
En ağır hastaların bile tetkiklerinde kan değerlerinin çoğunun normal sınırlar içinde olduğunu görüyorum..Hasta dediğimiz bir bedende dahi aslında sistemlerin çok büyük bir bölümü muazzam işliyor..
Ne çok hastalık var bilmediğimiz, ne çok acı var başımıza gelmeden bilmediğimiz-bilemediğimiz...
Herkes için kendi acısı tüm acılardan büyük. Oysa büyüğün büyüğü var hastaneler şahit..
Türlü türlü marazlar..Hangi sağlam sistemimize şükretsek?..Saysak dahi bitiremeyiz ki..Öyle aciziz..Bu aciz bedenleri muntazam yaratan Rabbimizden ise öylesi uzak..Rabbim yakın eylesin bizi..
Çekilen acılar, ukbayı güzelleştirsin inşallah..
Acı ekilen yürekler sabırla Rablerine yaklaşsınlar inşallah...
Acı çok büyük bir imtihan..
Rabbim bu imtihanları isyansız, nisyansız, teyakkuz ve vecd halinde başarıyla tamama erdirmeyi nasip etsin.
Amin...

Kar tanesi duası- Senai Demirci

“Üzerimize cemaliyle yumuşacık ve şeker tadında karlar indirip,celaliyle dağları ve yolları kara bürüyen Rabbimiz...Kalplerimize kar tanesinin paklığını indir...Mutluluklarımızı kar taneleri sayısınca çok eyle...Hüzünlerimizi rahmetinin dokunuşuyla kar taneleri gibi erit..Dostluklarımızı her bir kar tanesi gibi özel ve güzel eyle...Bizi senin rızan yolunda uçuşan kar taneleri eyle...Günahlarımızı gufranının karında yıka ve temizle...”

Senai Demirci - Kar tanesi duası

paylaşan:T.Börekçi

31 Aralık 2007

Bir yıl daha kaldı gerilerde....

Bir Yıl daha kaldı gerilerde, ömür sayacı işliyor. Zaman geçiyor. Hayırlı bereketli huzurlu sağlıklı bir yıl olması temennisi ile, dua ile...

fotoğraf/çalışma için B.Deniz'e teşekkürler.

19 Aralık 2007

Bilinmeyen Ordular- Alaaddin Başar


dandy drop
Originally uploaded by Steve took it
...
Güller açar bülbüllerden habersiz..
Sinek uçar kartallardan habersiz.
Deniz gölden, nehir çaydan habersiz.
İkisi de bir şey örerler ama, ipek böceği örümcekten habersiz.
Gece bilmez kimleri örttüğünü, insan uyur kendisinden habersiz.
Dalga çarpar kıyılardan habersiz.
Güneş sistemimiz bir manga asker; dünya aydan, merkür marstan habersiz.
Melekler alemi uçsuz bucaksız. Dünyadaki arştakinden habersiz.
Her insanda yüz trilyon hücre var. Bu kışlalar odalardan habersiz.
Kim bilir daha nice ordular var. Belki bundan Cebrail de habersiz.
İşte sonsuz sayıdaki bu habersizler ordusu, herbirinin her şeyini bilen ve her ihtiyacını gören Rablerini durmadan tesbih ederler ve hep beraber
"Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir" derler..(Müddesir Suresi 31. ayet"....

Yollar ve Yolcular-Alaaddin Başar

Öyle etkilendim ki bu bölümden.. Biz bilmezken habersiz dahi olduğumuzu, Rabbimiz biliyor bizi, Rabbimiz seviyor bizi..
Her şey bir şeylerden habersiz O'nun takdirinde etrafımızda dönüp duruyor, başımızda pervane oluyorlar, bize hizmetkar oluyorlar...
Müddesir Suresinin bu ayetini hiç bu açıdan düşünemezdim.
Allah yazardan razı olsun..


sevdiklerinizle, bilinmeyen ordulardan belki bir kaç orduyla :)
Rabb ile irtibatlı, bereketli güzel bir bayram diliyorum...
Hayırlı Bayramlar olsun efendim...

11 Aralık 2007

AŞk...


For my mother
Originally uploaded by SezzRS
yürek de damla damla akar mı böyle..

gül kokusu, gül muhabbeti, yürekten damla damla süzülür mü böylesi..

aşk, taneyi mücevher yapan,
faniyi baki yapan..
bir kainatı aşk ile dolduran Rabb'e aşk...
olmazları olduran,
kabımızı güllerle dolduran Rabb'e aşk...
bir zerreye bile akla sığmaz kanunları sığdıran,
nice fabrikalar işletip en güzel suretiyle bize sunan
Suyu Rahmet, Gülü Muhabbet eyleyen Rabb'e aşk...

Ancak aşk ile dönebilir bu dünya,
Aşk olmazsa bir elektron dahi yörüngesinde duramaz..
Su molekülleri biraraya gelemez..
Yağmur yağamaz,
Güneş doğamaz o ilahi Aşk olmasa..

Halık-ı Kerim'in "ol" emri olmasa..
Ne alem olur, ne zerre, ne katre, ne güller, ne gülistanlar
ve ne biz insanlar..

Ama "Ol" dedi Rabbim..
"Gel" dedi dünyaya..Ve bizleri bu fani misafirhaneye misafir eyledi,
Tüm cihazatları verdi Rabbim..
Görmeye, Bilmeye, İnanmaya, İtaate, Sevgiye, Aşka ve Teslimiyete dair,
Tüm cihazlarla donattı bizi...
Halk eyledi, Rahmeyledi, nur eyledi..

Alemi melekleriyle donattı, herbirini emrimize memurlar eyledi..
Hizmetkarlarıyla doldurdu dörtbir yanımızı,
ve "en sevdiğini" gönderdi bizlere...
Nelerden nelerden nasipdar eyledi...

Mahbub-u Hakiki olan Rabbimiz, O aşk'a teveccüh ettirsin bizi
O'na sevk etsin bizi,
O'nunla eylesin bizi..

Amin....



Fotoğraf için R.Sezin'e en içten muhabbet ve teşekkürlerimle, Rabbim seni aşık eylesin ! :)

08 Aralık 2007

Şükür


perfect match
Originally uploaded by -UnSeEn
"Rahmeti bol olan yaratıcının, kullarından istediği en mühim iş şükürdür. Kur'anda gayet ehemmiyetle şükre da'vet eder.
...
Hem şükrün çeşitleri var. O çeşitlerin en genişi ve umumi fihristesi namazdır. Hem şükür içinde safi bir iman var, halis bir tevhid bulunur.
Çünkü bir elmayı yiyen ve "Elhamdulillah" diyen adam, o şükür ile ilan eder ki: "O elma, doğrudan doğruya kudret elinin yadigarı ve doğrudan doğruya rahmet hazinesinin hediyesidir" demesiyle ve inanmasıyla, küçük-büyük her şeyi Allah'ın kudret eline teslim ediyor ve her şeyde rahmetin cilvesini, bir parıltısını bilir.
Hakiki bir imanı ve halis bir tevhidi şükür ile beyan ediyor. "

Asa-yı Musa
Şükür Risalesi (s237-239)

Etiketler: , ,

07 Aralık 2007

En güzel Ayakkabı- Metin Karabaşoğlu


Old Boots B&W
Originally uploaded by Charlie 2.0
....
....
Bir fakir mü’minin ayakkabısı idi bu. Onu, belki üç, belki beş, belki on senedir giyen bir fakir mü’minin.

Ayakkabıda son modayı takipten de, marka peşine düşmekten de çok uzaklarda bir fakir mü’minin.

Ayağına giyecek bir ayakkabı, boğazına girecek bir lokma, sırtına giyecek bir hırka, başını sokacak bir ev bulduğu için Rabbine şükredebilen; ötesini pek de kurcalamadığı ayakkabısının halinden anlaşılan bir fakir mü’minin.

Bu ayakkabıyı çok sevdim. Arkadaşıma, “Bu ayakkabı, benim için, dünyanın en güzel ayakkabısı” dedim. “Çünkü sahibini namaza götürüyor.”

Ben böyle ayakkabıları seviyorum. Yatay düzlemde tevazu, dikey düzlemde teslim ve inkıyad imzası taşıyan ayakkabıları...

Yazının tamamı için>>

Etiketler:

Bihaber kalpler..


Heart Cross Balance
Originally uploaded by Adriana Dascal
Okuduğum bir haberde, 3 yaşında küçücük bir kızın yaşadığı dram anlatılıyordu..
O minicik kızın korkuyla titreyen yüreğini tahayyül bile edemiyorum..Onun o gözyaşlarını..
Yavrucuk...
Babaannesiyle yaşıyormuş ve babaannesi vefat etmiş. Tam 3 gün boyunca onu ve babaannesinin cesedini bulan olmamış..
3 gün sonunda bulunduğunda babaannesinin cesedi başında ağlıyorken bulunmuş...
Boşanan ebeveynler, arada kalan yavrucaklar..
Annesi babası hayatta olan bu çocuğun 3 gün boyunca bir cesedin, hem de annesi bildiği babaannesinin cesedi başında ağlayışını tahayyül edebiliyor musunuz?..
Tüylerim diken diken oluyor..


Haberin tamamı için:

Etiketler:

04 Aralık 2007

Bir tefe'ül..

Bir tefe'ül çektim bugün..
Bugünüme ışık tutsun diye..
İşte şunlardı nasibime düşenler:


"Kök gizliydi, meydana çıktı. Sen de darlığını, ferahlığını bir kök bil. Kötü kökse hemencecik, çabucak onu sök ki çimenlikte çirkin bir diken çıkmasın.
İç sıkıntısı görünce ona bir çare bul.
Çünkü dallar hep kökten meydana gelir..
Genişlik gördün mü de onu sula.
Yetişip meyve verince dostlara dağıt"...
Mevlana Celaleddin Rumi
Mesnevi 3/360-363

Etiketler:

28 Kasım 2007

Acıda Buluşmak........Metin Karabaşoğlu

....
Cenaze ortamlarını sevmem; çünkü hayatta iken kadir kıymet bilmeyenlerin; hayatta iken bir sevgi, iki saygı, üç takdir kelimesini mevtaya çok görenlerin; içten içe onu kendi hayatları ve kendi konumlari için bir rakip olarak görenlerin haline haset ettikleri bu rakibin yitip gidişinin gizli hazzını duya duya sevgi, saygı, takdir kelimelerini birbiri ardınca sıralayışları midemi bulandırır. Doğru söz, doğru kişiye, doğru zamanda. Mevtâ ölüp gittikten sonra, mevtânın geride bıraktıklarına aktarılmış sözlerin ne anlamı olabilir ki? Bu sözler, mevtâ ile hayatta kalan arasında bir kırıklık varsa ortada, onarabilmiş midir bu kırıklığı? Yoksa, bu dünyadan yitip giderken hayat sahnelerinin hızla önünden geçip gittiği hengâmda bile, mevtâ kalbinde kırıklığa yol açan olayların izini bir kez daha, son bir kez daha seyretmenin acısıyla mı terk-i diyar eylemiştir? Ona değil başkalarına söylenen, onun duyması gerekirken duyamadığı, onun duyması gerekirken başkalarının duyduğu sözler, sesler ne anlam taşır?
...
Metnin tamamı için>>

Etiketler:

27 Kasım 2007

Yaprak Terapisi-Mustafa Ulusoy


sonyapraklar
Originally uploaded by aşk-ı beka
...
Bir gün çok uzaktan bir arkadaşı geliyor 333 No’lu odaya. Elinde rengarenk yapraklar var. Maria tam üç gün yaprakları seyrediyor.
Maria’nın annesi çiçek yerine yaprak getirilmesine şaşırıyor ve galiba bu bir Türk adeti diye düşünüyor.

Maria yaprakları kokluyor, seyrediyor, dokunuyor, kokluyor, seyrediyor, kokluyor. Yapraklar. Dalından kopmuş ama hayattan kopmamış varlığı temsil ediyor. Ölmenin kötü olmadığını anlıyor yaprak eğretilemesiyle Maria. İlk kez biraz da olsa rahatlıyor. Ölümü temsil eden yapraklar bu kadar güzelse ölüm de yapraklar kadar güzel olamaz mı?

metnin tamamı için>>

Etiketler: , ,

26 Kasım 2007


Alemde aşıklar var efendim..
Bize de aşıkların aşkını idrak etmek düşüyor..
Gül aşkı ile yanan aşıkları pek güzel pek latif ifade eden "Aşkın ile Aşıklar" parçası bir sayfada farklı temaşalarıya Ümit Akdemir tarafından biraraya getirilerek sunulmuş..
Zevk-i musikiye davetlisiniz efendim ....

http://www.askinileasiklar.com/

Etiketler: , , ,

Cevşen'den...



Ey gerçek sevgi ve dostluğu bulamayanların en sadık dostu, en yakın Habibi,
Ey maddi manevi hastalıklarına tabip bulamayanların en şifakar tabibi,
Ey imdadları dinlenmeyen çaresizlerin en yakın mededkarı, cevap veren Mucib, Ey şefkat umup kimsesiz kalanların en yakın şefkat edicisi olan Şefik,
Ey ölmez, ayrılmaz, refik ve dost arayanların en vefalı dostu olan Refik, Ey kendilerini hak ve doğru yola sevk edecek birisini bulamayanların kumandan-ı azamı,
Ey himayesine alıp rahmet edecek birisini bulamayanların en büyük rahmet edicisi olan Rahim,
Sen aczden ve şerikten, kusurdan münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilah yok ki bize imdad etsin. El aman, El aman!..Bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar !....Amin..

fotoğraf için Uzak'a teşekkürler

Etiketler:

14 Kasım 2007

S w i n g


S w i n g
Originally uploaded by imapix

05 Kasım 2007

Hayal Meyal


Enlightenment
Originally uploaded by marirs

Akıl hastanesinde kalan o sarışın, zayıf kız akardeonunu çalarken hep aşkını düşünüyormuş meğer.
Çaldığı bütün parçaları onun hayaline adıyormuş.
Gözlerinden anlamıştım zaten. Başka türlüsü mümkün değil.
İnsanın ancak aşkı için şarkı söylerken gözleri bu kadar parlar.
Hele bu kadar solgun bir yüzle şarkı söylerken birden değişiveriyorsa..
Bir enstrüman çalmayı sırf bunun için isterdim.
Biliyor musun sonbahar gelince İstanbul susuyor birden.
Bu şehir sustuğunda en çok martılar hüzünlenir.
Ben bir şarkıyı arıyorum.
Ben bir şarkıyı arıyorum.
Ben bir şarkıyı arıyorum.
Ben seni arıyorum.
Tarık TUFAN

Etiketler:

27 Ekim 2007

Son yeşil yaprak



Originally uploaded by ~GüLümSe~
Vakit darsa,
Daldaki tek yeşil yapraksan,
Tüm yapraklar düşüyorsa tek tek,
Her gidişin adı sonbahar oluyorsa,
Ve sen ilkbaharı temsil ediyorsan,
Sımsıkı tutun, tutunduğun dala..
İlkbaharı son kez görmek istiyen gözler için
Yemyeşil bir tebessüm yolla..

Vakit darsa
Daldaki tek çarpan yürek seninse,
Yürekler sararmış solmuşsa başka dallarda..
Tutunmak zorsa da,
Tutun sımsıkı, sımsıkı tutun tutunduğun dala..

Vakit dar
Zaman hızla sarartıyor yaprakları
Hızla soluyor yürekler, hızla düşüyor bir bir
Bu dar vakitte, geniş duruşlara ihtiyacı var dünyanın..
Bu dar vakitte, daralmasın ruhun, sıkılmasın
Sen sımsıkı tutun da,
Kadir olan Rabbim geniş mi geniş eylesin yüreğini..
O tutsun seni,
Hiç bırakmasın...

fotoğraf:Talha Er

Etiketler:

21 Ekim 2007

Full Moon


Full Moon
Originally uploaded by MJW's
Kentin yüksekçe bir yerinde, iki yürek, dört gözle dolunayı bekliyordu.. Kent ışıl ışıldı, her yanı ufak ufak bir sürü ışıkla aydınlanmıştı..Ama hiçbiri göğün halini bambaşka eyleyen dolunay gibi değildi..Beklediler..Ay, beklenilenden biraz daha geç bir vakitte, karşıdaki tepenin arkasından göründü..Bir heyecan sardı yürekleri, “geldi” dedi biri..
Gelmeyebilirdi, gönderilmeyebilirdi..
Gönderildi ve kent ışıklarından bir örtünün üzerine yerleşti..Muazzamdı ışığı..Suni ışıklardan çok farklıydı..Rahmani bir iz vardı çünkü üzerinde..
Yeryüzündeki o sayılamayacak kadar çok ışık, sayılamayacak kadar insan demekti.. İnsanlar farklı çatılar altında, ama aynı göğün gölgesinde yaşayıp gidiyorlardı..Şöyle yüksekçe bir yerden kente bakmak bunca insanın aslında yeryüzünde ne kadar da az yer kapladığını, ne kadar aciz olduğunu daha iyi gösteriyordu..
Ay yükseldi, yükseldi..Bir kavisle dünyanın bir kenarından bir kenarına geçti.
Yürekler de birer med-cezir yaşadı.. İki yürek, hızlı hızlı çarptı..
Rahman’a yöneldi, Rahmeti istedi

Etiketler:

16 Ekim 2007

Bir şefkat numunesi


Bir şefkat numunesi
Originally uploaded by aşk-ı beka
Bayramlaştığımız pancar işçilerinin çadırlarının önünde bir şefkat numunesi izliyoruz..
2 yaşındaki Berfin'in bir tanecik şekeri ve bir elmayı ne kadar sahiplendiğine dikkat çekmek gerek.. Şehir çocuklarını bir elma ile mutlu edebilir miyiz?..Ama bu çocuklar işte küçük bir şekerin, bir elmanın kıymetini çok iyi biliyorlar..
Rabbim bahtlarını açık eylesin

Etiketler:

12 Ekim 2007

Pink For the Cure


Pink For the Cure
Originally uploaded by Imagemakercan
Seviyorum..
Gün doğarken güneşin o tombul kırmızı halinin nasıl da ihtişamlı bir şekilde yükseldiğini görmeyi..
Seviyorum..
Daralıp bunaldığımda bir ağacın dibinde, yaprakların gölgesinde, toprağın üzerinde sızılarımı dindirmeyi..
Seviyorum..
En çaresiz olduğumu sandığım anda, ne büyük çarelerle donatılmış olduğumu fark etmeyi..
Seviyorum..
Su gibi dingin olup sabrı ve şükrü hissetmeyi..
Seviyorum..
İnce ince işlenmiş desenleri, nakışları, dünyanın inceliklerini..
Seviyorum..
Çiçekleri, pembeyi, kelebekleri, bulutları..
Rabbimin yarattığı, "OL" deyip oldurduğu şeyleri..
Çok şükür ki Rabbim, sevmeyi sevdirdin bizlere..
Sevmeyi seviyorum..

Toprağın kokusu


Actinomycetes soil bacteria
Originally uploaded by Elif Turkey
Sevgili Elif'in yayınladığı bu resimde, "goesmin" maddesi üreterek toprağın kokusunu veren bakterilerin kolonilerini görüyoruz..
Rabbimiz her yere öyle özel fabrikalar ve memurlar yerleştirmiş ki,
ne büyük incelikler olduğunu aslında hayal bile edemiyoruz..
Şimdilerde toprak özlemindeyken çok iyi geldi bu haber bana..
Elif'e teşekkür ediyorum.
Hayalen mis gibi bir toprak kokusu çekiyorum içime :)

11 Ekim 2007

Bayram sabahı


IDD UZ Zuha Namaz in Hyderabad
Originally uploaded by crazymaq
Ramazandan ayrılmanın verdiği burukluk ve bir bayrama daha erişmiş olmanın verdiği sevinç ile, bayramınızı tebrik ediyor, hayır huzur ve neşeyle dolu olmasını diliyorum. İyi Bayramlar !....

Biz bayramın bu ilk günü küçük meleklerle birlikte hastanedeyiz, Rabbimden hastalara şifa, dertlilere deva diliyorum.

Nice bayramlara efendim!..

04 Ekim 2007

Dünyaya uzanan el !


her hand
Originally uploaded by Jbonjour
Oakland, California'dan dünyaya uzanan bir el.
Dünyaya dokunmaya çalışıyor. Tüm yenidoğanlar gibi dünyaya yabancı.
Şimdilerde ben de yenidoğan meleklerle birlikteyim. Saf, dünyadan bihaber, masumiyet resmi..
Öyle çok anlatacak şeyim var ki onlara dair, neresinden başlasam bilemiyorum..
Öyle küçükler ki, artık normal bebekler bana çok tombiş geliyor :) Parmağım kadar kolları, elim kadar gövdeleri var..Kimisi makinelere bağlı, kimisi gözünde gözlüğüyle ışık tedavisi altında yatıyor.
Öylesi şefkate ve ilgiye muhtaçlar ki..Annelerine muhtaçlar.
Anneleri daha bir kaç gün önce tanımıyordu onları ama artık anneleri da onlara muhtaç..
Şimdi bebişlerimizle birlikte el sallıyoruz size, meleklerin bulunduğu bir servisten..
Bir de dua dilekleri gönderiyoruz.
Nil ve Mert Can kardeşlere, şu an komadaki bebeğimiz Çakmak Bebeğe, Yarın ameliyata gidecek prematür bebeğimiz Demirci Bebeğe, Karaciğer yetmezliği olan ve karnından her gün sıvı çektiğimiz Karagöktaş bebeğe, 24 haftalık dünyaya gelmiş olan nice badireler atlatmış olup halen yaşama tutmaya çalışan Gökalp bebeğe, Onların ümitli, umutlu anne babalarına bu güzel günlerde gecelerde dua eder misiniz?..
Buralarda dünyaya uzanan eller var..
Buralarda duaya açılan anne baba elleri var..
Siz de ortak olmak ister misiniz?...

Selam dua ve muhabbetle, Ramazanınız hayrolsun efendim...

Etiketler: ,

17 Eylül 2007

Tüm Hazinelerimizle Oruç Tutmak


Medine - Hurma Pazarı
Originally uploaded by karanlikay



KAİNATA AÇILAN pencerelerimiz, gözlerimiz..
Bin bir sesin içinden, en güzel seslerle mesrur olan, ve gürültülerden rahatsız olan kulaklarımız..
Bizi bir yerden bir yere taşıyan, bir şeye uzandıran, bir şeyi tutmamıza yarayan uzuvlarımız..
Türlü türlü hissiyat ile dolan-boşalan kalbimiz..
Bilgileri, algıları depolayan, bizi biz yapan, düşünmemizi sağlayan aklımız..

Çeşit çeşit lezzetlerden tadan dilimiz…

Aç kaldığında hemen doyurmak istediğimiz midemiz..

Hepsiyle, var olan, tüm hazinelerimizle, tüm hasselerimizle, inşa etmeye çalıştığımız kulluk binasıyla, “rıza”ya ulaşmak, “doğru yol” üzere bulunmak, “Salih”lerden olup, Salih ameller işlemek diliyoruz.


Göz, neyi görürse, akıl onun derdine düşüp onunla meşgul oluyor..
Öyleyse, ey göz, güzel bak !..
Sen güzel baktıkça, güzeli gördükçe, kainatın sayfaları açılacak bir bir önüne..
Sen bakmaman gerekenlere baktığında, yorulacak akıl ve kalp. Gayenin önünü toz kaplayacak..

devamı>>

fotoğraf:karanlıkay

Etiketler: ,

13 Eylül 2007

Allah var, ne gam !


Ramazan-ı Şerifleriniz hayrolsun efendim.
Şükür bizi bugünlere ulaştıran Rabbimize..
......Muhabbet ve dua ile......
çalışma:ümit akdemir

29 Ağustos 2007

One way


One way
Originally uploaded by zyber
Uykun varsa yol üstünde uyu!
Hak yolundan uzak durma, orada yat.
Belki bir yolcu orada uyandırır,
uykunu giderir, açılırsın!

Mevlana

26 Ağustos 2007

Seversen,uzak yakındır!


Light Echo
Originally uploaded by