21 Haziran 2009

Leziz mi Leziz !

Bir boğa burcu olarak yemeğe çok düşkün olduğumu beni yakından tanıyanlar çok iyi bilirler.
Evlendikten sonra yemek yemek kadar, yapmayı da sever oldum. Yeniliklere de açık olan damak tadımıza göre bir şeyler deniyor, yeni lezzetler keşfetmeye çalışıyorum.
Rabbim lezzeti şükür için isteyenlerden eylesin. Amin !
İşte bu yeni keşifleri, bazen acemilikleri, bazen güzel tarifleri paylaşacağım bir alt blog açtım,


beklerim efendim :)

20 Haziran 2009

Vefa...

Eğer çekmeyi becerebilseydim, buraya dayanışmanın resmini koyacaktım..
Yılların ve vefanın resmini aynı zamanda..

Çokça vefasız hasta yakını, hasta evlatları görüyor olmamıza rağmen, arada öyle güzel vefa örneklerine şahit oluyoruz ki.
İşte onlardan biri.. Teyzecik ilerlemiş yaşında müzmin bir hastalığa tutulmuş..Eşi olan yaşlı amca, her hafta ve her gün eşini hastaneye getirip götürüyor.

Hastanenin ara sokağında usul usul peşpeşe yürüdüklerini görüyorum..
Sonra haftalık ilaç tedavisini almak için servise gelip iki lacivert koltukta bekleşiyorlar..Amca hep güleç..Usanmadan getirip götürüyor yaşlı eşini her gün.

Onların müsadesiyle resimlerini çekerken o müthiş dayanışma halini fotoğraflayamadım, birden toparlanıverdiler, amca başındaki şapkasını çıkardı, teyze doğruldu derken, yüzlerindeki tebessümü bile yakalayamadım ama yine de bu güzel çiftin fotoğrafını koymak istedim buraya..

"Siz hep böyle gülün, olur mu?.." dedim..

Amca her zamanki güler yüzlü haliyle, "olur" dedi..
Teyze de eşine sokulup "Ne diyor, ne diyor?" dedi..

"Hep böyle gülün diyor" dedi eşi..

Ondan beri, teyze ne zaman görse beni, gülüyor ;)


Allah şifa versin !...

Allah bize de vefalı eşler olmak nasip etsin..

17 Haziran 2009

Tevafuk


HBW!
Originally uploaded by ash2276
Bugün, yeni başladığım Ayşe Kulin'in 'Umut' kitabının ilk sayfalarını okudum.
Bosna'dan sürülen aileler anlatılıyordu..Bir kültür, bir hayat, bir vatan parçası, binlerce insanın anısı, acısı, tatlısı karşı cephenin, düşmanın eline geçiyordu..Ne hazin !..
Tevafuk ki, radyoda da her gün iş çıkışı denk gelerek en azından bir parçasını dinlediğim ''Görünmezler'' programında da Yugoslav göçmeni doksanlarında bir teyze konuşuyordu..
Göçmenleri nedendir bilmem çok severim, belki bu yüzden bu program da beni etkiledi.

Dinlememiş olanlar için BURÇ FM (Ankara 90.0, İstanbul 88.88) GÖRÜNMEZLER programını şiddetle tavsiye ederim

http://gorunmezler.net/index.php

Bu adresten daha önce yayınlanmış bölümlere ulaşabilirsiniz...
Daldan dala uçuyorum ama, ''tevafuk'' kelimesi üzerinde de biraz durmak istiyorum.

Ne mutlu ki küçük yaşlarda hayatta hiçbir şeyin 'tesadüf' olmadığı,
her şeyin ilahi takdir doğrultusunda bir manası olduğunu anlatmışlardı bana..
Bir manası:
'''Tevafuk, Allah tarafından bir şeyin diğer bir şeye denk ve uygun görülmesi halidir. Tesadüf tam olarak bu kelimenin anlamını karşılamaz. Tesadüfte bir rastgelelik vardır.
Tevafuk'ta ise bilinçli denk getirme durumu hakimdir. '''

Bir mana da şuradan okunabilir

Bu yüzden yıllardır 'tesadüf' demeye dilim varmaz. Bunun yerine 'tevafuk' kelimesini kullanırım.

ve her 'tevafuk' deyiş 'Yaratıcı'yı hatırlatır insana..
Yani muntazam bir denge, muhafaza ve takdiri hatırlatır..


Siz de tesadüfleri hayatınızdan çıkarıp, tevafuklarla devam etmek istemez misiniz??

10 Haziran 2009

Gözyaşlarını Sevmek


I am Strong
Originally uploaded by BidWiya
YOLDA YÜRÜRKEN, ya da arabanızla ağaçların yanından geçerken etrafı kaplamış hanımeli kokularını duydunuz mu bugün?..
Gitmek istemeyen baharla, gelmek isteyen yazın paylaşamadığı rüzgarlar bugün olabildiğince dağıtıyordu bu mis gibi kokuları…
Bir de sapsarı bir dolunay vardı, henüz binalar arasından ayrılıp göğe yükselmemiş..
Dolunay burcu burcu hanımeli kokuyordu bugün..
Güneş tüm hararetiyle yanarken, uzaklardan kara bir bulut geliyor, birkaç damla yağmuru serpiştirip yeni açmış güllerin üzerine, geri gidiyordu.. Etraf serinliyor, çiçekler ışıldıyor ve sanki ferahlıyordu.. Gök ağlıyordu sanki ve bu hüzne güller, hanımelleri, menekşeler, leylaklar katılıyor da onlar da yapraklarının kenarından sarkıttıkları birer damla yaş ile katılıyorlardı…

Ağlamak, sessiz sedasız olduğunda nasıl ferahlatıyor, nasıl bir lütuf oluyordu.
Ağlamak, hüznün, bazen çaresizliğin, bazen muhtaçlığın, bazen hüsranın taşıp gözlerden akmasıyla aslında insanoğlunun acizliğinin bir tecellisi, bir resmi oluyordu..

Ağlıyordu insan..
Elinden bir şey gelmediğinde, çaresiz kaldığında, kalbinde bir sızı duyduğunda, incindiğinde, canı yandığında, merhamet duyguları kabardığında..
Ağlıyordu insan..

Ne çok ağlayan insan gördüm.. Ne çok incinen ruh.. Ne çok yorgun beden..
Ama ben, bu gözyaşlarını sevdim.. Çünkü benliğin eridiğini gördüm gözyaşlarında..
Çaresizlik ifadesiyle yücelen yüce ruhlar tanıdım..
Bencillik yoktu gözyaşlarında, kibir yoktu..Sadece usul usul akan bir ruh vardı..

Hiç ağlamayan, kalbi burkulmayan, ağlamaya ihtiyaç hissetmeyen katı kalplerdense, acizliği yaşayıp hüzünlenen ve aslında ağlayarak Rahmet’e kalbini açanları sevdim.

Başka bir branş var mıdır acaba bu kadar gözyaşına şahit olan?..
Yoksa doktorlar mıdır insanların en gizli acılarına ortak olan?...

Uzun tedavi süreci sonrası taburculuğunda ağlayan, aylar sonra kontrole geldiğinde hislenip ağlayan, bazen kimsesizliğinden, bazen yoksulluğundan ama hep “çaresizlikten” ağlayan insanlar..

İşte zahirde çok büyük üzüntünün müsebbibi olacak bu manzaraları, sürekli gülüp oynayan ve kendini hiç çaresiz hissetmeyen daha büyük insan topluluklarıyla kıyasladığımda, kalbime daha yakın, daha munis, daha aziz ve daha kıymetli görünüyor.

Çünkü tüm donanımlara, tüm nimetlere sahip bir şekilde yaşayıp tüketen insanların pek çoğu belki ihtiyaç duymayı ve nimeti vereni bilmiyor.. Nimeti Veren’e yönelip ondan gözyaşlarıyla bir şey istemiyor..Her şey zaten avuçlarında, öyle hissediyor..Sanki dünyaya hükmedebilir, kendini öyle güçlü sanıyor..

Oysa ne kadar güçsüz ve acizdir insan..Aldığı havadan, içtiği bir damla suya kadar nasıl da muhtaç… Hayal yetisinden hafızaya, konuşmadan işitmeye kadar bunca kabiliyete nasıl da ihtiyacı var.. İhtiyacı var, ama farkında değil, çünkü eksikliğini hissetmemiş henüz..

İşte şahit olduğum nice gözyaşı, hep kainatın gerçek Sahibi’ne iltica edilecek bir dua ile sonuçlanıyordu..Bir şeyler noksandı, ve Noksansız olandan talep edilecekti..
Acizdi, Aciz Olmayan’a yönelecekti o noktada insan..
İşte gözyaşı sessiz sedasız ve şekvasız aktığında bu nedenle pek kıymetli, pek güzeldi..

Hisseden, samimi bir kalbin işaretiydi..

Bunun için artık gözyaşlarını seviyorum..Artık gözyaşlarını akıtan hastalar gördüğümde, “sabır” diyorum..”Sabır, geçecek, sadece birazcık sabır”….

Evet, kolay değil sabretmek bazen, biliyorum..Ama zahmette rahmet var ve Cennette yüksek makamlara erişmek kolay olmasa gerek..Bu nedenle belki ahiretteki mekanı yüce olacak kimselere daha çok gözyaşı ve daha çok sabretme imkanı sunuluyor kim bilir..

Akan gözyaşları ve gözyaşlarına karışık dualar kim bilir sonsuzlukta nasıl bir hal alacak ve nasıl bir güzelliğe götürecek bir gün sahiplerini…

İşte bu yüzden,
Artık, gözyaşlarını ve gözü yaşlı olanları seviyorum..

© 2009 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya