11 Haziran 2010

Ölü Muayenesi

Üçüncü ölü muayenesinden döndüm. Bu kez bedeni henüz taş kadar soğumamıştı merhumun.
Şah damarını ve gözbebeklerini kontrol ederken hiç ürkmediğimi fark edip, hekimliğin nasıl bir soğukkanlılık geliştirdiğini düşündüm.
Ölüden, ölümden korkmak?..
Muayeneye birlikte gittiğimiz sağlık memurları genellikle cenazeden korktuklarını belirtip aracın içinde kalıyorlar..
Bense bu kez, odadaki tüm yakınları çıkarıp tek başıma muayene yapmayı tercih ettim.
Yakınlarının yanında; ölmüş bedenin muayenesini yapmak zor çünkü..
Korku?..
Asla..
Çünkü hastaların ölüm öncesi çırpınışlarını gördüm defalarca, çaresizliklerini...Canlılarından zarar görmediğim bu hastaların ölü bedenlerinden korkmak neden?..Geride kalan giysiden bu denli ürkmek niye?..
Tüm ölü bedenlerde aynı ifadesiz bakış..
Aynı hareketsiz vücut..
Aynı soğukluk.

Hepimizin, er geç buluşacağı son bu
Bu görüntü..Bu resim, belki olur, belki olmaz, bilinmez..
Cenazemiz kimin elinden geçer; bilinmez..


Ruh ayrılınca hiçbir şeye benzemiyor beden..
İnsan demek ruh demek..Beden bir örtü..
Ve ölüm ruhun varlığının kanıtı..
Nereye gitti o canlı bakışlar?..O kıpırdanışlar..O sözler..O düşünceler..Heyecanlar..Öfkeler..
Ruh gitti, hepsi bitti..
Demek ruh idi hepsinin menşei..
Ruha aitti herbiri, ruhla birlikte ebedi aleme gitti..

Bunun için, yerdeki topraktan, taştan, ağaçtan ne kadar korkuyorsam, o kadar korkuyorum ölülerden..

Ama ölümden??..
Belki herkesten çok karşılaşıyor olsam da kendisiyle,
kendi ölümümden herkes gibi, herkes kadar uzağım..

Duyulacak bir korku varsa o da hesap gününün korkusu..Ölü'nün ve ölümün değil..

Güzel hayat, güzel ölümü getirirmiş..
Güzel hayat versin Rabbim
Güzel öldürsün dilerim..

10 yorum:

Dr.Sarper Sağlam dedi ki...

amin...

ruhsuz insan deriz ya, ne büyük bir hakaret!

đerkenαя dedi ki...

Ecmain İnşâAllah...

Gerçekten zor bir mesleğiniz var, ben korkağımdır biraz, ama insan sürekli aynı şeyleri yapınca alışırmış,

Düşünüyorumda alışabilirmiydim bu duruma...

Çok zor..

Hayırlı cumalar, dua ile..

Aşk-ı Beka dedi ki...

evet, ruhsuz insan mı var?..yok elbet. çünkü ruh yoksa insan da yok..

derkenar, alışabilirdiniz muhakkak, çünkü insan her şeye alışabiliyor.
aslında düşünüyorum da, belki hekimliğin en kolay yanı bu olabilir..ölü muayenesi..çünkü her şey bitmiş ve perde kapanmıştır..

bahar dedi ki...

gece yattıgınız serviste sabah uc kısının olmesi..pre kabir onko servisi..bu aksam ex oluur, bu yarın tarzı sinir bozucu yorumlar..baskalarının ölümune duyarsızlasırken kendini unutmak..iyi geldi bu yazı elinize saglık..

Adsız dedi ki...

Bugün ben hâlâ aynı yerimdeyim de sizler nasıl da kocaman kocaman mesafeler almışsınız,elhamdülillah. A.BOZKURT

rukiye dedi ki...

Kalemine sağlık...Duana bütün mevcudiyetimle amin diyorum.Ölümü istemek değil ama sevmek gerek.İşte o zaman hayat,hay olan kapısını aralıyor seni içeri buyur ediyor,imtihan sırrı sana aşikar oluyor.

Aşk-ı Beka dedi ki...

sevgili bahar, ben de onkoloji servisinde çalıştığım için sizi çok iyi anlıyorum. ölüme karşı duyarsızlaşmak?..duyarsızlaşmak değil belki ama kanser hastalarının ölümüne alışmaktı yaşadığımız..yine de zordu.gerçi bakardım, bazen yıllardır hastalığı çeken hastanın yakınları ölümle ferahlamış gibi olurdu da sanki ben daha çok zorlanırdım onlardan..bir de ne kadar çok iletişim halinde olmuşsanız merhum ile o denli etkileniyorsunuz. mesela bir ay tedavi ettiğiniz bir hastanın vefatı ile bir saat önce tanıdığınız hastanın vefatının tesiri de aynı değil..nihayetinde ölüm ölümdür ama..yüzü soğuk tabii.

Aşk-ı Beka dedi ki...

Haklısın Rukiyeciğim, ölümü sevmek ve kabul etmek gerek. Peygamberimizin dediği gibi a.s.m..lezzetleri acılaştıran ölümü sık sık zikretmek..
ve belki böylece güzel bir ömür yaşamak, hesabını, kıymetini bile bile..

Aşk-ı Beka dedi ki...

A.BOZKURT teveccühünüz, muhakkak aynı yerinizde değilsinizdir..hani tasavvufta şöyle bir söylem vardır. daire şeklindeki bir yolda yol alırken bir noktadan başlarsınız. bütün bir daireyi katettikten sonra aynı noktaya varırsınız da dışarıdan sizin aynı noktada durduğunuz sanılır.. oysa aslı öyle değildir ne mertebeler geçilmiştir..selamlar..

Tarık dedi ki...

Gerçek ya da değil ama şöyle bir anektod geçmişti doktor bir abimizin hastalar risalesinden ders okuduğu bir sohbet meclisinde.
Doktor hastaya 6 ay ömrü olduğunu söyler. Hasta sevınerek doktora teşekkür eder. Doktor şasırır tabi. Hasta cevaben "hekim bey benim yarına çıkmaya garantim yok, siz bana 6 aylık ömür vaadettiniz. Ben sevinmeyimde kim sevinsin" der. Tebessume getirmişti bu kıssa bizi :) Bu konumdaki bir hastaya şöyle dense "amcacığım/teyzeciğim sana müjde. 6 ay sonra tezkereni alacaksın, zahmet ve külfet bitti ücret almaya gidiyorsun haberin ola. Hemde öyle bir yere gidiyorsun ki bu dünyanın bin sene mesudane hayatı bir saatine mukabil gelmeyen cennet hayatına sevk olunuyorsun. Yaptıgın her hayır, her hasenet kayıt altında merak etme. Hafız-i Hakıkı onları tohumlar misali senin için muhafaza edip cennette filizlendirecek inşllh.
Sultan-ı ezeliyenin payitahtına, onun ziyafeti ebediyesi olan cennetine çağrılıyorsun.Ona görede davet öncesi son hazırlıkları yapmak lazım. Fenaya, ademe, zulamata gittiğini tevehhum etme. Bekaya, vücudu daimiyeye, alem-i nura gidiyorsun. Firaka değil visale müteveccihsin" o hasta için hakikatdar bir teselli olacaktır muhtemelen. Makam münasebetiyle
20. mektubdan hatıra gelen bu manayı paylaşmak istedim. Slm ve dua ile...