03 Nisan 2007

gelir ve gider bahar usulca..

ne zaman geldi bahar, ne zaman gidiyor, hiç anlayamadık bu sene. belki yetişemedik idrak etmeye.
şimdilerde dökülüyor çiçekler..kimini soğuk vurdu belki.
mevsimler değişti. küskün mü çiçekler çevreyi kirleten insanoğluna dersiniz?..

4 yorum:

tarık dedi ki...

malesef bu asr-ı ahırde beşer bulaşık elıyle manen ve madden her yerı oyle bulastırmaya baslamıs kı; rahmette kuskun, bahar da kuskun, çiçekte, mevsımlerde...

pembedeniz dedi ki...

herşey özünü yitirmeye başladı, mevsimler bile.İnsan özündekileri yitirmişken, çok görmemeli mevsimlerin anormalleşmesini...

okur dedi ki...

Aslımıza avdet etmedikçe temizlemek
ne mümkün kirlenenleri.
O da ancak asr-ı saadeti idrak edip
asrımızda yaşayabilirsek olabilir.
Değişmeyen insani değerler, yüce kitabımızda sunulan ve her an daha da belirgin ve berrak.
Bize düşen üretirken,gelişirken ve
çoğaltırken emekleri, zayi olmasın diye, hayra niyet edip iğneden dağa
doğal yapıyı olduğu gibi korumaya çalışmak olmalı..
Kanuni Sultan Süleyman'ın, bahçesinde bulunan karıncalara
olan tutumu gibi.

'Hakk'ın divanında hakkını alır karınca' ikazına ecdadımız canı gönülden uymuştur.
Onlar çevreyi bizden daha
iyi tanıyor, kolluyor, gözetiyor,
yaşatıyor idi. Güvercin yuvaları bile tarihi binalarda estetik kaygıdan çook ileri bir engin duyarlılığı ifade etmiyor mu?

Bu vesileyle bizden ahlak ve ictima-i hayat düzeni açısından ileride olan ecdadımızı analım.
İnşallah Allah bize Onlara yetişmeyi ve ruhlarını şad etmeyi nasib eder.

tarık dedi ki...

"Bir zaman bahar çiçeklerinin çabuk mahvolmalarına çok yazığım geliyordu; hattâ o nazeninlere acıyordum. Burada beyan edilen hakikat-ı îmaniye gösterdi ki, o çiçekler âlem-i manada çekirdeklerdir. Sâbıkan beyan ettiğimiz ruhtan başka bütün o vücudları meyve veren birer ağaç, birer sünbül hükmünde nur-u vücud noktasında kazançları bire yüzdür. Zâhirî vücudları mahvolmaz, saklanır. Hem bâki olan hakikat-ı nev'iyesinin tazelenen suretleridir. Geçen baharda yaprak, çiçek, meyve gibi mevcudatı, bu bahardakinin mislidirler. Fark yalnız itibarîdir. O itibarî fark dahi, bu hikmet kelimelerine ve rahmet sözlerine ve kudret harflerine ayrı ayrı, müteaddid manaları verdirmek içindir bildim. Yazıklar yerinde "Mâşâallah, bârekâllah" dedim."
ŞUALAR/4. ŞUA